Verilen sözü tutmamak neden yalana dönüşüyor?

Ömer Yalçınova
21:00, 05/06/2026, CumaG: Güncelleme: 23:33, 05/06/2026, Cuma
CategoryCins
Cins Dergi
Verilen sözü tutmamak neden yalana dönüşüyor?
Gereği yerine getirilmemiş Frankensteın

Mesela, “Ben sana döneceğim.” deriz, bir telefon konuşmasında. Dönmeyiz. Döneceğim deyip dönmemek, döneceğim sözünün yalan olduğunu gösterir.

Bir insan neden verdiği sözü tutmaz? “Çok yoğunum.” cevabı, popüler bahanelerden biri oldu. Günümüzde insanlar gerçekten “yoğun” mu? Bir de kime yoğunsun, kime yoğun değilsin? Söz verdiğin kişiyi mi önemsemiyorsun yoksa? Önem dediğin şeyi nasıl belirliyorsun? Mesela para getiren şey önemli de para dışında başka bir şey, -mesela dostluk, ilgi, entelektüel paylaşım- önemsiz mi? Patronuna verdiğin sözü, yoğunluk nedeniyle tutmadığın oluyor mu? Kardeşinle, yoğunluk nedeniyle ilgilenemiyor musun? Sevgilim dediğin kişiye yoğunluktan dolayı mesaj gönderemiyor musun?

Önem vermemek, evet en geçerli sebep gibi duruyor, verilen sözü tutmama konusunda. Önemsemediğimiz kişiye neden söz veriyoruz? İşte sıkıntı burada başlıyor. Düşünelim, bir kişiye verilen sözün tutulmaması, o sözün yalan olduğunu göstermez mi? Tutmayacağın sözü veriyorsan, sen yalan söylüyorsun demektir. Mesela, “Ben sana döneceğim.” deriz, bir telefon konuşmasında. Dönmeyiz. Döneceğim deyip dönmemek, döneceğim sözünün yalan olduğunu gösterir. Sebep ne olursa olsun. Kişi gerçekten unutmuştur. Evet, onun unutması, sözü yalana dönüştürmüştür. Çok yoğundur, bir türlü fırsat bulamamıştır. Evet, yoğunluğu, ağzından çıkan sözü yalan etmiştir. “Dönmesem de olur.” diye düşünmüştür. Yine sonuç değişmez, yalan yalandır. Sözünü tutmamak, yalan söylemektir. Her ne kadar yalan söylemek kastıyla yapılmamış olsa bile.

Diğer türlüsü zaten sahtekarlığın dik alasıdır. Karşındaki kişiyi kandırmak için söz verip sözünde durmamak. Ben meselenin bu kısmıyla ilgilenmiyorum. Asıl ilgilendiğim şey; karşındaki kişiyi kırmak istemediğin için tutmak istemediğin sözler vermek. Geçiştirmek, zaman kazanmak, zamana yaymak, istemediğini tutmayacağın sözler vererek göstermek ve karşındakinden bu noktada maksimum anlayış beklemek. Bir de şu var: Israr etmiyorsa, gerçekten istemiyordur zannı. Israrcı olmayan kişilere dönüş yapmamak. Verdiğin sözün arkasına düşmeyen kişileri takmamak, kolayca askıya almak, umursamamak, telafisi kolay olur diye düşünmek. Ama hiçbir zaman telafisine de gitmemek. Öyle ya, bazıları bir söz verilmişse, bunun peşine düşer ve karşı taraf sözünü tutana kadar telefonla aramaya, mesajla hatırlatmaya devam eder. Bir bezdirme yöntemidir bu ve maalesef günümüzde çok işe yarıyor. O yüzden çok da kullanılıyor. Ve maalesef işler böyle yürüyor yanılgısına sebep oluyor. “Dediği neyse yapın da şu utanmaz heriften kurtarın beni.” diye sonuçlanıyor. Peki o utanmaz herife söz vermemek bu kadar mı zor? “Olmaz.”, “Aramayacağım.”, “Konuşmayalım.”, “Ben seni sonra da aramayacağım.”, “Meşgulüm.”, “Seninle görüşmek istemiyorum.” demek. Ortada bir kandırmaca yoksa yani. Neden böyle söylemek zor da yoğunluk veya başka bir şey nedeniyle tutmayacağın, hatta tutmak da istemeyeceğin sözler vermek kolay?

Bence bir söz ağızdan çıkmışsa, orada duruyordur. Türkçe bunu böyle söyler. O yüzden “tut” fiilini kullanır. Havada asılı kalan, hareket eden, gidip gelen bir divaneye benzer söz. Onun yaratıcısı sensin. O cümleyi sen kurmuşsun. Senden başka kimse, o kelimeleri bu şekilde kullanamaz. Senden bir parçadır o söz. Ses tonundan kirpiğinin oynayışına kadar, elinin hareketinden içine çektiğin nefese kadar, senin kimliğini taşır o söz. “Sana döneceğim.” diye kullandığımız, iki kelimeden oluşan ve çok basit görünen cümle bile iki farklı kişide, iki farklı şekil, renk, ses, ima ve daha ne dersek diyelim ona dönüşür. Kalıplaşmış, yaygın ifadeler bile ağzımızdan çıkarken, bir mesajda kullanırken, bize dönüşür, biz olur. Senin ortaya attığın ve kendi kendine yaşayan bir varlıktır söz. Otonomdur. Bir amacı vardır. Şekli, şemaili, sesi, rengi, kokusu vardır. Onunla bir kaldırımda karşılaşabiliriz. Gökyüzüne baktığımızda, onun bulutlara doğru aktığını fark edebiliriz. Bir pasajın lavabosunda, kir zannettiğimiz şey de on yıl önce verip tutmadığımız, bizden uzaklaşmış, halen varlık gerekçesini yerine getirememiş söz olabilir. Yavrun gibidir söz. Sen unuttuğunu sansan da kesinlikle unutmamışsındır. Yoğunluktan gereğini yerine getirmediysen bile canlılığını kaybetmemiş, yalandan ıstıraba dönüşmüş halde yaşıyordur. Söz verdiğin kişide de yaşıyordur söz. Zaman zaman onun bilinçdışından bilincine doğru gelir. O ister istemez, “Tutulmayan bu söze ne oldu?” diye düşünmeye başlar.

Dünyaya gelmesine vesile olduğunuz evladınızla ilgilenmemek, onu unutmaya çalışmak ve onu dünyaya getirmiş olmanın gereğini yerine getirmemekten farksızdır sözünde durmamak/verdiği sözü tutmamak. O yüzden ahlaka mugayirdir. Hiçbir dinde yeri yoktur. Hiçbir felsefi ekol tarafından da bir erdem olarak değerlendirilmez. Kişiliksizliğe giden yolun ilk adımıdır. Sözünde durmamakla kendine ihanet etmek arasında kıl kadar bile fark yoktur. Sözünde durmayan kişi yavaş yavaş bütün değerlerini kaybetmeye başlar. O yüzden zaten bütün dinler yasaklamıştır yalanı. O yüzden zamanında tek tanrılı dinlere dayanan dünyanın dört bir tarafında rastlayacağımız örf, adet, gelenek ve göreneklerin hiçbirinde itibarı yoktur, uzak durulması şart koşulmuştur. İçten bir çürümenin, bunalımın, çözümsüzlüğün işaretidir.

Nasıl yani? Misalimize geri dönelim. Dünyaya gelmesine vesile olduğumuz çocuğu unutur muyuz? Velev ki gayrimeşru bir ilişki sonucunda doğdu o çocuk, yine de onu unutur muyuz? Yoğunuz diye onun bakımını üstümüzden atabilir miyiz? Onu kabul etmedik diyelim, mesela “Bu çocuk benden değil.” diye düşündük ve iddia ettik, yine de onun sıkıntısını içimizde duymaz mıyız? Ve bu vicdan azabı, bize bütün yaşadıklarımızı zehir etmez mi? Çok ağır örnekler veriyorum ki, sözünü ettiğim konunun önemi daha iyi anlaşılsın. Şunu söyleyeceğim: Verilen meşru söz, tutulmadığında gayrimeşru hale gelir. Tutmayacağı sözü vermek/gayrimeşruluk kişiyi içten içe çürütür, değer yargılarını öldürür; farkında olsun veya olmasın o söz kişiyi sürekli rahatsız eder. Tutulmamış söz Frankenstein’e dönüşür. Er geç yaratıcısından intikam alacaktır. Bunu yaratıcını öldürerek yapamasa da onun evlatlarını, değerlerini, en yakınlarını, dostlarını öldürerek yapar.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026