Adnan Alahmad Türkiye’de kültür-sanat çalışmalarına nasıl devam ediyor?

Zeliha Eliaçık
07:33, 27/07/2020, PazartesiG: Güncelleme: 17:21, 01/10/2025, Çarşamba
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Adnan Alahmad Türkiye’de kültür-sanat çalışmalarına nasıl devam ediyor?
Hicaz Demiryolları’nın Misyonunu Üstlenen Bir Galeri (Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

Şam Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan Adnan Alahmad, mezuniyetinden sonra hep kültür sanat faaliyetleri ile meşgul olmuş. Halep’te kurduğu yayınevi ve galeri de dünyanın farklı bölgelerindeki Arap sanatçıların buluşma noktası hâline gelmiş. Adnan Bey 5 yıldır Türkiye’de ve şu an Kuzguncuk’taki Kelimat Sanat Galerisi’nde sanat ve kültür faaliyetlerine devam ediyor.

Kısaca kendinizden ve hayatınızdan bahseder misiniz?

Ben şuna inananlardanım, insan hayatta birkaç kez doğar. Ne çok doğum ve yeni başlangıç vardır hayatta, öyle değil mi? Annemizden doğarız, sonra hayatın bir döneminde fikren ikinci varoluşu keşfederiz. Fikrî bir doğuştur bu. Halepliyim, ancak şu an burada Türkiye’de hayat bizi üçüncü bir doğuşa zorluyor, diyebilirim. Annemizin karnından karanlıklardan doğmadık mı? Hayattaki bu doğuşlar da buna benzer.

Üniversitede hukuk öğrenimi gördüm ancak mezuniyetten sonra kültürle meşgul olmaya başladım. Kültür işlerine Halep’te başladım. Kültür şehridir Halep. Pek çok kültüre beşiklik yapmış. Oradan ilham aldım. Hayatta insanın ve toplumun bilince kavuşması ve uyanışa geçmesi ancak kültürle olur. Buna inanarak kültürle iştigal etmek ve bu alanda çalışmak istedim. Hudut tanımayan bir alanda çalışmak istedim. Kitaba ve okumaya hudut çizemiyoruz, ilme hudut çizilir mi? Kültür de ilimden bir cüzdür. Daha geniş bir manayla mesleğimiz de kültürdür. Kimi ekmek satar kimi et kimi süt. Ben de kültür işleri yapıyorum. Burada Kelimat Sanat Galerisi’nde bunu yapıyoruz. İlk olarak Halep’te yayınevi ve sanat galerisi açtım.

Ne tür işler yaptınız?

Güzel ve kaliteli işler yapmaya çalıştık. Çünkü ekmek tazeyse insanlara ikram edebilirim. Öyle değil mi? Kültür de böyledir. Güzel işler ve güzel bir kültür ortaya koyabilirsek insanlara bunu teklif edebiliriz.

Bazı büyük yazarlarla çalıştık. Adonis’i ağırladık. Şiir kitaplarını yayımladık. Hatta İstanbul’da da bizi ziyaret etti, üzerinden bir yıl geçti. Başka yazarlarla da çalıştık elbette:
Mahmud Derviş
de gelirdi,
Abdusselam El Uceyli
yine çalıştığımız başka bir dostumuzdu. Şu elimdeki kitap -Kurtuluş Ordusu- El Uceyli’den yayımladığımız önemli bir hatırat. Dünyanın önemli isimlerini Halep’te ağırlardık.

Savaş sonrasında sanat ve kültür faaliyetleri nasıl etkilendi?

Biz işimize baktık. Savaştan önce de savaş esnasında da. Ancak savaşın sesi dünyanın en çirkin sesi. Çok fena. Ses de değil, rahatsız edici bir gürültü. Nesilleri, çocuklarımızı ve gençlerimizi kırdı ve mahvetti savaş. Herkes ne yapsın etsin, savaştan uzak dursun. Tüm insanlara sesleniyorum.

Tabii savaş gelince kültür ve sanatın sesi de uçak ve bomba sesleri arasında duyulmaz oldu. Faaliyetler durdu. Savaş demek kargaşa demektir. Ölüm, hırsızlık ve tabanca sesleri... Başka nedir ki savaş? Kimse heves etmesin. Çirkin sesler korosu.

Suriye savaşında Suriyeli düşünür ve sanatçıların rolü neydi? Ne gibi bir tavır aldılar?

Her daim toplumsal, ekonomik ve siyasi yük kültür adamının omuzlarındadır. Ama bu tablolar, resimler ve sanat eserleri savaşın karşısında ne yapabilir? Sanatçı “Durdurun!” dediğinde savaş bitecek miydi ya da bitti mi? Hayır bitmeyecekti ve bitmedi de. Ama benim sanatçı olarak vazifem bu kargaşa, kaos, karanlığı ve çaresizliği kayda geçmektir. Ressamsam resmetmek, yazarsam harfe dökmek.

Savaştan önce Arap Baharı’nın başlangıcında sanatçı ve aydınlar nasıl bir rol oynadı?

Picasso Guernica’yı çizdi. Ona dediler ki, “Sen bir sanatkârsın, neden asker çiziyorsun?” O da dedi ki: “Hayır ben çizmedim, bu tabloyu siz yaptınız.” Picasso kültürün çocuğu, büyük adam. Savaşı da ondan doğan trajediyi de sanatçı yapmadı, o sadece resmetti. Sanatçı bu trajediyi yansıtır. Savaş ilk evvela haysiyeti öldürür. Bakın ülkemde toprağın, kültürel mirasın ve insanın şerefine kastediliyor. Savaş böyle bir şeydir, her şeyi öldürür.

Bazen de savaşlar hürriyete götürür, öyle değil mi? Hürriyet için savaşmaz mı insanlar?

Eğer halk temiz ve pak olursa, iyi devletler de onlara yardım ederse, evet, o zaman savaş belki hürriyete götürür. Yedi yıldır savaş var Suriye’de. Hürriyet nerede? Amerika isterse bu savaş bitmez miydi? Rusya istese bitmez miydi? Irak’ta Rusya’nın, İran’ın, Amerika’nın işi ne? Saddam gitti ama Amerika gitmedi. Demek ki o askerler, savaşı durdurmak için gelmedi.

Bu savaşı Batı başlattı. Arapları ve Müslümanları sevmiyor Batı, böyle hissediyorum. Savaşı kim başlattıysa o bitirir. Biz başlatmadık, bitirecek olan da biz değiliz. Ama ben sanatçı olarak bilinç ve akla çağrı yapabilirim. Halkımı bilinçlendirmek için kültür namına çalışabilirim. Bilinçlensinler ve uyansınlar diye.

Türkiye’de 15 Temmuz’da gördüm bunu. Tüm toplum kesimleri devletini ve demokrasisini savundu. Çok şükür, demek ki sizde bu bilinç mevcut. Kendi halkımda da bu uyanışı görmek ve buna katkı sağlamak istiyorum. Kültür adamının vazifesi budur. Allah “oku” demiyor mu. Okumaktan başlayacağız. Hz. Yahya’ya “Sağından al kitabını” deniyor. Hz. İsa da başlangıçta kelime vardı, demiyor muydu? İşte kitaba dönüş gerekiyor. İlme dönüş. Yani İbn Rüşd’ün çağrısını yaptığı şey.

Suriye’de halk hangi düşünceyle Arap Baharı’nı destekledi?

Çok sebep var. Başlangıçta hürmet ve onur talep etti insanlar. Hürriyet istediler, geçim derdi bitsin istediler. Hikâye böyle başladı ama sonra başka bir senaryoya dönüştü. Film değişti. Film değişince yönetmenleri de değişti. Büyük devletler işi eline aldı, Birleşmiş Milletler de veto gibi taktiklerle oyun içinde oyun yaptı. Evet, Arap Baharı bir fikir hareketi gibi doğdu; umudu, emeli buydu. Ancak sonra siyasi bir oyuna ve savaşa dönüştü. Bu hikâyenin bir sorusu, talebi vardı: “Hürriyet istiyoruz.” Ama hikâye değişince soruları da değişti. Artık insanlar hürriyet ve zenginlik aramıyor, özgürlük nerede diye sormuyor, “Savaş ne zaman bitecek?” diye soruyor. Artık tek talep sadece savaşın bitmesi. Ama bunun kararı da büyük devletlerin elinde. Bizim elimizde değil.

Arap Baharı’ndan pişman mı insanlar?

Hayır burada pişmanlık değil mesele. Hata veya suç değil sorun, daha ötesi. Pişmanlığın neye faydası var? Harap olan şehirlerin, çocuk cesetlerinin karşısında pişmanlık da nedir? Size söylüyorum. Pişman olmayın hiçbir şeyden. Derviş’in bir şiiri vardır, biliyor olmalısınız. “Yaptığım hiçbir şey için özür dilemeyeceğim.” Bir buluşmamızda bana kâğıda yazıp vermişti, “Yaptıklarından pişman olmayacaksın Adnan” demişti. Trajedinin karşısında pişmanlık da neymiş?! Ülkem yıkıldı, nesiller kırıldı; hem içerden hem dışardan bir yıkım bu. Gönülleri yıkıldı. Şu arkanızdaki tabloya bakın. Bu bir çığlığın tablosu, çok derinden, içerden geliyor. Duyuyor musunuz? Edward Munch’un Çığlık tablosundan daha da kuvvetli bir çığlıktır bu. Gerçek çünkü. İçimizden geliyor.

Almanya’dan arkadaşlarla, İsviçre’den, şuradan buradan dostlarla sabahlardık ya hani. Sohbetlerimiz ve hatıralar… Bunları nasıl yaşatacağız, nasıl geri çağıracağız bu hatıraları, bunu düşünelim. Kim verecek bana kaybettiklerimi? Pişmanlık ne kadar da kolay. Müşkül olansa budur.

İnsanın hafızası, hatıraları mühimdir. Bu hafızayı yeniden nasıl inşa edeceğiz, yıkılan insanı yeniden nasıl inşa edeceğiz? Bu nesillerin kaybettiğini onlara nasıl geri vereceğiz? Savaşın onlardan çaldıklarını, hafıza ve hatıralarımızı tamamen yok olmadan nasıl kayda geçireceğiz? Benim meselem budur. Vazifem de budur. Bu sorularla meşgulüm. Hayır, pişmanlıkla değil.

Neden Türkiye’ye geldiniz? Zaruret mi, seçim mi?

Türkiye halkı ve Suriye halkı 500 sene aynı çatı altında yaşadı. Ortak bir kültürün meyveleriyiz. Ne kadar mühim bir şey değil mi? Ortak bir geçmişimiz var.

Unuttuk mu dersiniz?

Unutmak mı? Nasıl unutalım? Hicaz Demiryolu hattı neydi? Türkiye’den başlıyor, Şam’dan Hicaz’a kadar tek hat. Kültür faaliyetlerimiz de bu hat üzerinden yürür. Bir nevi bu hattı kültürel manada yeniden canlandırmaya çalışıyoruz. Ortadoğu ve Türkiye arasında köprü olma şiarıyla yola çıktık biz. Nazım Hikmet’i Suriyeliler iyi bilir, Suriye’yi ziyaret de etmiştir çok defa. Adına marş bile vardır. Mehmet Akif’i de en az Türkler kadar biliriz. Mesele iki kültür arasındaki tercüme faaliyetleridir. Bu köprü böyle kurulur. Burada bunu da yapıyoruz.

Arap halkı hakkında da yanlış düşünceler varmış yokmuş önemi değil. Tüm halklar gibi Arap milleti de mühimdir. Her halk kendi kültürüyle insanlığa katkı sağlıyor. Araplar da böyledir. Yeni nesiller bunu bilmiyormuş. Allah aşkına, yeni nesiller neyi biliyor?! Kendi yazarını tanımıyor ki bizi tanısın. Medeniyet inşa etmiş tüm kültürler gibi. Ziya Azzavi tek başına gitti Londra’ya ve 35 yıldır orada. Tek başına yaşıyor, kültür üretiyor ve tek başına da ölecek. Tıpkı Ebuzer Gifari gibi, bilirsin değil mi? Merve Gassab Başı tüm müzelerde mevcut.

Şu an Paris’te Georges Pompidou’da sergileniyor. Abu Halil Qabbani Araplarda ilk tiyatronun babası diye bilinir, onu getiren kişi. Ben de Türkiye’ye geldim. Buradaki kültür üretimine katkı yapacağım. Benim bildiğim iş bu. Başka şey bilmem zaten. Türk halkı bize benziyor, bu sebeple burayı seçtim.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2020/03/02/12/16/resized_c054b-fc2e7022iraksanatgaleri23.jpg

Kültürümüz ortak bir kültür. Aynı kültür ailesinin çocuklarıyız. Abdülhamid Halep’teydi, Şam’daydı, her yerdeydi. Nasıl unutalım? Mimar Sinan Kudüs’te, Hicaz’da, Halep’te, İstanbul’da… Nasıl unutalım? Bağdat’ta, Halep’te, Hicaz’da Mimar Sinan’ın eserlerini mi yıkacaklar? Türkçe Arap harfleriyle yazılıyordu, siz nasıl unutasınız. Aradaki bağ kuvvetli. Tek bir kültürden söz ediyoruz. Bu kültür kaybolmayacak, yaşaması da lazım. Kur’an kültürü diyelim biz ona. Onun etrafında oluşmuş. Bu kültür yaşamalı. Müslüman kültürüdür bu.

Türkiye’de kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Türkiye’de kendimi iyi hissediyorum. Asla yabancı hissetmiyorum. Şu an İstanbul’da Bir Yabancı diye bir hatırat kaleme aldım. Buradaki hayatımı yazdım, şu an Türkçeye tercüme ediliyor. Yabancı dedim ama asla ne yabancılık ne gurbet hissediyorum. Türk toplumunda ilişkiler çok sıcak. Belki de bu yüzden yabancılık hissetmedim.

Ülkeme çok benziyor Türkiye. Ha kapalı çarşı ha Halep Çarşısı. Zaten hudut dediğimiz nedir ki! Hiçbir manası yok benim için. Bu sınırlar siyasi. Kimin umurunda? İnsanla başka bir insan arasında dil bile mesele olmaz. İşaretle bile anlar insan insanı. Aşk bile öyle değil mi; lisana düşmeden bir bakışla başladı, çünkü yasaktı. Dilden evvel gözler konuşur. İnsan insanı anlamak mı istiyor? Dil bile mesele değil.

Burada ne tür faaliyetler yapıyorsunuz?

5 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyoruz. Ortadoğu ve Türkiye arasında köprü olma sloganıyla yola çıktık. Hicaz Demiryolu hattının kültürel izlerini takip ediyoruz. Bu galeri İstanbul galerileri arasında iyi bir yere kavuştu, iyi bir seviyeye ulaştı. Çok şükür sanat yapıyoruz. Okuyoruz. Yunus Emre okuyorum. Çeviri kitap yayımlayacağız. Bu galeri, Türk ve Arap ortak galerisi, böyle bilinmeli. Arap galerisi değil. Pek çok Türk sanatçıyı misafir ettik.

Bakın biz Türkiye’deki Suriyeliler, gayret ediyoruz. Paris’te bulunduğum zamanda bir kitap okumuştum: Göç Bir Şans Olabilir diye. Vergi ödüyoruz. Kuzguncuk’tayız. Türk ekonomisine de katkı sağlıyoruz. Sattığım her tablonun Türkiye’nin ekonomisine faydası var.

Bazı insanlar yabancıları sevmeyebilir. Ama biz buraya çalmaya gelmedik ki. Yaşamaya, çalışmaya geldik. Bazen Arap, Türk demek bile ayıp geliyor bana. Başımızda bir yönetici var, biz bir halkız esasında, durum bu. Ben bir nefret görmedim. Cehalet olabilir, o da her yerde bulunur. Avrupa’da da mevcut.

Sizin gibi çok sayıda kültür insanı var mı göçmenler arasında?



Benim gibi binlerce düşünür, sanatçı, âlim, kültür adamı var. İstanbul Türkiye’yi temsil ediyor. Kültür anlamında çok iyi bir yere doğru gidiyor. Dünyanın kültür başkenti. Cazibe merkezi oluyor ve olacak dünya için. Başka şehirlerde olmayan bir kültür çeşitliliği var.

İstanbul kültür başkenti, ancak Paris gibi bir Arap âlemi kültür merkezi var mı? Türk devletinden talebim İstanbul’da Ortadoğu Sanat Merkezi’nin açılması. Bağdat’tan, dünyanın pek çok yerinden insanlar bizim açılışımıza geldi. 25 sanatçı katıldı sergiye. Arap sanatçılar. Müzeleri, bazı üniversiteleri gezdiler. Akademik, sanatsal ve ilmî bir diyalog oluştu hemen burada. Bunlar ilmî faaliyetlerdir de aynı zamanda. Sanat da ilmin bir cüzüdür. Güzelin ilmidir. Güzelleri burada buluşturalım. Buradaki buluşmalar mühim. Halk halkla, kültür kültürle buluşuyor. 100 metrekare burası ama dünyadan beynelmilel bir 100 metrekare. Böyle düşünelim.

Suriye’den gelen göçle bir kültür hicreti de yaşandı diyebilir miyiz?

Pek tabii. Adnan Alahmad buraya geldiyse ben vatanımın hatırasıyla, sanatıyla geldim. Tüm hafızasıyla, kültürümü de getirdim, ülkemin güzel yüzünü göstermeye geldim. Tabanca seslerini susturup bunları seyredelim. Gelin savaş ve yıkım seslerinin uzağında birbirimizle kültürlerarası sohbet edelim. Barut değil, kültür-sanat eserleri inşa edelim. Barut öldürmek için yapılır, tablo müzelerde muhafaza edilmek için. Dünyanın tüm halklarının hatıraları müzelerde saklanıyor. Müzeler ve galeriler ülkelerin hafızasıdır. Sanat tarihi nedir? Güzelin tarihidir. Evlere neden tablo asarız? Güzeli görmek için.

Göç duygusu ve vatan fikri buradaki sanat faaliyetlerinizi nasıl etkiliyor?

Kapalı Çarşı’ya gidince sanki Halep’te dolaşıyorum. Vatan nedir? Taş ve toprak mıdır? Taştan, topraktan vatan yapan ve medeniyet kuran da insandır. Vatanım insandır. Halep Kalesi’ni de Süleymaniye Camii’ni de insan yaptı. Fail insandır. Mihrimah Camii’nin benzerini Halep’te, Kudüs’te bulursun. Dediğim gibi Mimar Sinan doğuşların birleştiği bir ufuk. Türk’tür, Arap’tır, Kudüslüdür, Filistinlidir, Yemenlidir, Haleplidir, İstanbulludur. Pasaportu mu vardı? Mimar Sinan’dan öte Şark coğrafyasını gezmek için daha iyi bir pasaport mu var? 500 sene aynı çatı altında yaşadık. Tarihi doğru okuyalım. Beş yüz senelik hafıza kolayca unutulmaz, nitekim unutmadık.


Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026