Bizden Biri belgeseli Hasidik Yahudilerin kurallarını ve tanıklıklarını anlatıyor

Aksa Tufanı'ndan bu yana Filistin'e daha fazla odaklanmış durumdayım. Bu belgesel film de izleme listeme aldıklarım arasındaydı. Filmde bahsedilen Hasidik Yahudilerinin, aynı zamanda terör oluşumu İsrail'i tanımıyor oluşu da beni filmi izlemeye iten sebeplerden biriydi.
Filmin başlarında Hasidik Yahudilerin ritüel görüntüleri eşliğinde alt yazıyla kısaca onlardan bahsediliyor. 18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan bu grup, Hitler önderliğinde yapılan Yahudi soykırımında büyük kayıplar veriyor. Soykırımdan kaçabilenler, New York ve Brooklyn’de soluğu alıyor ve bu kentlerde yaşamlarına devam ediyorlar. Kendilerini diğer Yahudilerden ayırmak için ataları gibi giyinip Yidiş dilinde konuşuyorlar.
Reklam
Film ilerledikçe tanıkların ifadelerinden bu toplulukla ilgili bazı kuralları da öğreniyoruz. Örneğin “Erkekler, dışarıda ceket giymeli.”, “Anne, iffet kurallarına tam uyum göstermeli.”, “Anne babalar asla Hasidiklerin tavsiye ettiklerinin dışında kitaplar okumamalı.”, “Evin hiçbir yerinde internet erişimi olmamalı.”, “Çocuklar hiçbir amaçla uygun görmediğimiz bir kütüphaneye giremez.” gibi...

Filmde tanıklığına başvurulan başka bir isimse Ari Hertkovitz. O da 18 yaşlarında yaşadığı tecavüz ve dayak olaylarından sonra bu gruptan çıkmaya karar veren bir başka genç. Kaldığı rehabilitasyon merkezinde olan bitenden bahsederken şunu söylüyor: “O insanlar (kendine istismarda bulanan kişiler), hâlâ aynı yaz kampında çalışıyor. Hüküm giymediler, ceza almadılar, hapse girmediler. Bazılarıysa bana, 'Sen yaramaz bir çocuksun, hak ettin,' dediler.”
Tanıklığını dinlediğimiz bir başka isimse Luzer Twersky. Onun da bir gruptan ayrılış hikâyesi var tabii ki. Luzer, gruptan çıkmasına rağmen hâlâ o ortamı özleyenlerden biri aynı zamanda. İçerideki kurallara anlam yüklemeye çalışıyor. Filmin bir sahnesinde hâlâ cemaatin içinde olan arkadaşıyla arasında geçen konuşmadan şöyle bahsediyor:
Reklam
“Kendimizi bu şekilde koruyabiliyoruz. İşe yarayan tek şey bu. Öncesinde Almanya vardı ve kendimizi koruyamadık. Burada (Amerika’da) hâlâ var olabilmemizin sebebi, işte bu sıkı kurallar ve dışarıya karşı uyguladığımız sıkı tedbirler. Yahudi soykırımından sonra ancak bu şekilde topluluğumuzu yeniden inşa edebildik.”
Görünüşe göre Hasidik Yahudiler, yaşadıkları trajik olaylar sonrası biraz daha kendi içlerine çekilmişler ve dinlerini daha katı şekilde yaşamaya başlamışlar. Mevcut dinî kuralların üstüne, kendi kurallarını eklemişler. İnternet kullanmanın yasak olması, dışarıdaki bir kütüphaneye gitmenin yasak olması gibi uygulanabilirliği zor kurallar getirilince de ister istemez bu kadar kuralı kaldıramayacağını düşünenler, bu topluluktan çıkmaya başlamış.

Bütün bunlara rağmen filmden aldığım derslerden biri, kendi toplumumuz adına Allah’ın dininin yanına kurallar uyduranlara karşı biraz daha mesafeli olmaya çalışmak gerektiği oldu. Örneğin internet kullanmayın demek günümüzde uygulanması çok zor bir kural ve bunu bir topluluğa kural olarak koyarsanız, elbette uyulması imkânsıza yakın bir zorlukta olacaktır bu. Bunun yerine, “İnterneti nasıl daha verimli kullanabiliriz, kendimizi internetin kötülüklerinden nasıl koruyabiliriz?” gibi konulara kafa yormak daha gerçekçi geliyor bana.
Reklam
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.