Cezûlî’nin Delâilü’l-hayrâtı üzerinde yapılan yeni tahkikler dikkat çekiyor

Cezûlî, fazîletine inandığı 130 civarındaki salavât terkibini Delâilü’lhayrât ve şevâriku’l-envâr fî zikri’s-salât ale’n-nebiyyi’l-muhtâr adıyla bir araya getirmiş, pazartesiden başlanmak üzere günlere göre taksim ederek okunmasını tavsiye etmiştir. Bu tavsiye üzerine eser, müridleri arasında bir tarikat evrâdı olarak okunmuş dolayısıyla çok sayıda nüsha istinsah edilmiştir.

Hz. Peygamber’e duyulan muhabbet ve tazimin ifadesi olan salât-u selâmın Kur’ân’ın emriyle her Müslümana görev olarak verilip hadislerde teşvik edilmesi, sûfîleri salavât metinlerini ezberlemeye, evrâd ve hizb edinmeye yönlendirmiştir. Daha çok mutasavvıflar tarafından tertip edilen salavâtlara birçok şerh yazılmış, mecmualar oluşturulmuştur.
Bu mecmuaların en meşhuru, Şâzeliyye tarîkatının Cezûliyye kolunun kurucusu olan Kuzey Afrikalı sûfî Ebû Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (öl.870) tarafından telif edilmiştir. Cezûlî, fazîletine inandığı 130 civarındaki salavât terkibini Delâilü’l-hayrât ve şevâriku’l-envâr fî zikri’s-salât ale’n-nebiyyi’l- muhtâr adıyla bir araya getirmiş, pazartesiden başlanmak üzere günlere göre taksim ederek okunmasını tavsiye etmiştir. Bu tavsiye üzerine eser, müridleri arasında bir tarikat evrâdı olarak okunmuş dolayısıyla çok sayıda nüsha istinsah edilmiştir. Bununla birlikte Delâilü’l-hayrât, diğer tarîkat mensupları hatta bir tarikata bağlı olmayan Müslümanlar arasında da asırlarca düzenli olarak okunmuş, okumaya başlamadan önce veya bitirdikten sonra yapılması gereken şartlar ve edepler tayin edilerek kurallarla belli bir disipline bağlanmıştır.
- Eser, Müslümanların Hz. Peygamber’e duydukları derin muhabbetin bir neticesi olarak günümüzde dahi şöhretini korumaktadır.

Gördüğü büyük ilginin bir neticesi olarak âlimler söz konusu esere dair yoğun çaba sarf etmiş üzerine birçok şerh yapılıp farklı dillere tercüme edilmiştir. Buna rağmen günümüzdeki mevcut baskılarda zabt ve imla yanlışları bulunmakta; hususen İngilizce tercümesinde fahiş hatalar yer almaktadır. Bu gerekçelerden ötürü Suriyeli Muhaddis Şeyh Muhammed Ebu’l-Hüdâ el-Ya’kûbî eseri en eski ve mutemet yazma nüshalarından yeniden mukâbele ederek zabt ve tashih etmiş, bununla birlikte İngilizceye tercüme ederek bir giriş kitabıyla birlikte üç kitaptan müteşekkil bir set içerisinde neşrini gerçekleştirerek istifadeye sunmuştur.

Delâilü’l-hayrât’ın Arapça metni
- Zengin bir yazma eser koleksiyonuna sahip olan Şeyh Muhammed el-Ya’kûbî, şahsi kütüphanesinde bulunan dört nüshaya itimat ederek eseri yeniden tahkik etmiştir.
Bu nüshaların ilki hicrî 1022 yılında; ikincisi ise 1092 yılında Fas’ta yazılmıştır. Delâilü’l-hayrât’ın en eski nüshalarından olması hasebiyle söz konusu iki yazma önem arz etmektedir. Üçüncü nüsha ise 1145 yılında Hicaz’da yazılmıştır. Bu nüshanın sonunda Delâil isnadlarının medârı olarak kabul edilen ve el-Mahcûb diye meşhur olan Seyyid Abdurrahman el-Hasenî el-Miknâsî’ye (öl.1085) dayanan bir icâzet bulunmaktadır. Mevzubahis nüshadaki haşiyelerden, kendisinden önceki pek çok nüsha ile mukâbele edilmiş musahhah bir nüsha olduğu anlaşılmaktadır. Dördüncü nüsha ise; Delâil hususunda dönemin otoritelerinden sayılan meşhur hattat ve âlim Muhammed b. el-Kâsım el-Kandûsî’nin (öl.1278) yazdığı nüshadır. el-Kandûsî, yazdığı Delâil’i toplamda 22 nüsha ile mukâbele etmiştir. Tercih edilen nüshaların kendilerinden önceki pek çok nüsha ile mukâbele edilmiş olması, ilk ikisinin müellifin yaşadığı coğrafyada yazılan erken döneme ait nüshalar olması, üçüncü nüshanın Abdurrahman el-Miknâsî’nin isnadıyla rivâyet edilmesi, son nüshanın ise âlim ve Delâil hususunda şöhrete sahip olan ve Kandûsî adı verilen hattın mucidi sayılan hattat bir zat tarafından istinsah edilmesi gibi hususiyetler, tahkik çalışmasının kıymetini artırmaktadır.
Bununla birlikte zikri geçen nüshalar, tahkik çalışmasındaki yegâne kaynaklar değildir. Şeyh Muhammed el-Ya’kûbî yazmış olduğu giriş kitabında Delâilü’l-hayrât’ın Fas’ta İmam Cezûlî’den bu yana ezberlenip nesilden nesile aktarılarak rivayet edildiğini zikretmektedir. Özellikle; İmam Cezûlî’nin defnedildiği, Abdülaziz et-Tebba’ gibi en meşhur talebelerinin ikamet ettiği ve Delâil okutmak üzere mukaddemlerin tayin edilip “Cemâatü Delâili’l-hayrât” adında bir grubun bulunduğu Marakeş ve Mağrib’in ilmî ve ruhânî başkenti olup Delâil’in mukaddemler yoluyla nesilden nesile aktarıldığı bir cemaatin bulunduğu Fes şehirlerinde sözlü aktarım geleneğiyle nakledilen rivayetleri incelediğini ifade etmektedir
Şeyh Ya’kûbî, sözlü aktarımların incelenmesinde yalnızca metnin değil tonlama ve durakların dahi muhafaza edildiğini zikredip tahkik ettiği nüshanın sözlü geleneğe de uygun olduğunu temin etmek için söz konusu iki şehre seyahat ettiğini belirtmektedir. Bu minvalde Marakeş’te Abdurrahman es-Suveykî liderliğinde bir Delâil grubu ile İmam Cezûlî’nin türbesinde; Fes’te ise Abdulvâhid el-Ayyâşî liderliğinde bir başka Delâil grubu ile Delâilü’l-hayrât’ın önemli râvilerinden biri olan Abdülkâdir b. Ali el-Fâsî’nin (öl.1091) zâviyesinde iki ayrı meclis tertip edilmiştir. Şeyh Muhammed el-Ya’kûbî’nin arkadaşı olan ve Abdülkadir el-Fâsî’nin soyundan gelen Karaviyyin Üniversitesi dekan yardımcısı İdrîs el-Fâsî, dedesi Ebu Ciyede el-Fâsî’nin (öl.1328) Kâbe’nin karşısında istinsah edip Orta Doğu’daki 5 nüsha ile mukâbele etmiş olduğu nüshayı getirmiş; Şeyh Ya’kûbî ise babası Şeyh İbrâhîm el-Ya’kûbî’ye ait olan ve Hattat Mustafa Râkım Efendi tarafından yazılıp 1264 yılında İstanbul’da basılmış olan nüshayı getirerek karşılaştırmış ve Delâil hafızlarının ezberden okudukları metinle de mukâbele etmişlerdir. Bu doğrultuda Şeyh Ya’kûbî’nin tahkik çalışmasında toplamda beş nüshayı esas aldığını söylemek mümkündür.
Tahrir ve mevcut ziyadelerin beyan edilmesi suretiyle zabt edilen metin, esasında Nakşî şeyhi Allâme Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin (öl.1813) başladığı çalışmanın bir ikmâli mahiyetindedir.
Gümüşhânevî, Delâil’in tashihi hususunda büyük çaba sarf etmiş ve kendisine ait olan nüshanın hâşiyesinde eski yazma nüshalardaki farklılıklara işaret etmiştir. Şeyh Ya’kûbî bu nüshaya da yardımcı kaynak olarak müracaat ettiğini, son kontrolü ise bereket umuduyla Mekke’de Kâbe’nin karşısında yaptığını zikretmektedir.
Arapça metindeki diğer bir özellik, eserin sarf ve nahiv cihetinden tetkik edilip yanlış harekelerin düzeltilmesidir. Şeyh Ya’kûbî giriş kitabında ilgili hususa dair şu örneği vermektedir:
“Bütün baskılarda tekrarlanan yanlışlar başta olmak üzere, zabt hatalarını düzeltmek için nüshayı gözden geçirip aslî mahtutlardan, eski baskılardan ve meşhur şerhlerden eserin mukâbelesini gerçekleştirdik. İmam Cezûlî’nin pazar günü hizbinde (s. 162) yer alan “وََصََلِِّ عََلَيَْهِِْ وََعََ ى لَى آلِهِِِ مِِلْْءََ اللُّوّحِِ وََالفََضََاء” ibaresini buna örnek olarak verelim:”ح ال وُلُّ “ kelimesi muttali olduğum nüshaların çoğunda muradın levh-i mahfuz olduğuna itimâden lam harfinin fethalanmasıyla ”ح ال لََّو “ şeklinde zabtedilmiş ve bazı şârihler de bu şekilde tefsir etmişlerdir. Oysaki bu vehimdir. Doğru olan ” ال وُلُّح “ şeklinde -lam harfinin dammelenmesiylehava manasında olmasıdır. Zira ”ح ال وُلُّ “ kelimesine bitişen الضفا”ء “ kelimesine uygun olan mana da budur. Levh-i mahfuza gelince ise; İmam Cezûlî cuma günü hizbinde (s.127) kelimeyi bu manasıyla zikretmiştir. Bu husus İmam Cezûlî’nin lügat ilminde olan derinliğini ve kitaplara çokça aşina olduğunu ortaya koymaktadır.”
- Eserin Arapça versiyonunun bir diğer yönü; tazim yahut okuyucuya kolaylık sağlamak maksadıyla bazı ziyadeleri içermesidir.
Örneğin Hz. Peygamber’in ve diğer peygamberlerin isminden önce tazim maksadıyla “Seyyiduna” ifadesi eklenmiştir. Bu ibare İmam Cezûlî’den beri sözlü aktarımın bir parçası olmakla birlikte bazı yazma nüshalarda da yer almıştır. Bununla birlikte dua edilmesi gereken yerler yahut 3 defa tekrar edilmesi istenen lafızlara dikkat çekmek için asıl metinden olmayan talimatlar da okuyucuya kolaylık sağlaması amacıyla ziyade olarak zikredilmiştir. Yapılan bu ziyadeler, asıl metinden ayrışması için gri renkle belirtilmiştir.
Şeyh Muhammed el-Ya’kûbî, Hattat Osman Kayışzâde nüshasının tâb edilmesinin gerekçelerini de izah etmektedir. Buna göre; nüshanın çok meşhur olup defalarca basılması, haşiyelerin bulunmayıp yalnızca Delâil metnini içermesi ve böylece okuyucuya kolaylık sağlaması ve Mushafu’l-huffâz düzenlemesiyle bilinen Kayışzâde’nin 106 Delâil yazmış büyük ve mübarek bir hattat olması mevzubahis nüshanın seçilmesinde etkili olmuştur. El-Ya’kûbî, müellife manevi olarak bağlanmanın önemi ve icâzet almanın bereketine binaen okuyuculara hem Arapça hem de İngilizce rivayetinden icâzet vererek kitabın okunmasını ve böylece İmam Cezûli’ye manevi olarak bağlanılmasını hedeflemiştir. Bu doğrultuda “Mefâtîhu’l-berekât fî esânîdi Delâili’l-hayrât” isimli geniş kitabından seçtiği en sahih sekiz isnadı giriş kitabında zikretmektedir. Bu isnadlar şunlardır: Müselsel bi şuyûhi’d-Delâil, Müselsel bi’l-Muhaddisîn ed-Dimeşkıyyîn, Müselsel bi’l-Muhaddisîn el-Medeniyyîn, Müselsel bi’l-Muhaddisîn el-Mâlikiyye, Müselsel bi’l-Muhaddisîn el-Hanefiyye, Müselsel bi’l-Muhaddisîn eş-Şâfiiyye, Müselsel bi’l-Muhaddisîn el-Hanâbile, Kutub el-Mistârî Tariki.
Bu isnadların zikredilmesinde; Delâilü’l-hayrât okuyup aktarmanın yalnızca sûfilere has olmadığı, fakihlerin dahi okuyup naklettiği ve böylece eser üzerinde ümmetin icmâsı olduğuna bir işaret vardır.

Delâilü’l-hayrât’ın İngilizce çevirisi
Delâil’in ilk İngilizce çevirisi, Müslümanların Hz. Peygamber’e verdikleri değerin anlaşılması adına, Afrika’da faaliyet yürüten misyonerler için bir papaz tarafından yapılmıştır. Oxford’ta yapılan bu çeviri satışa sunulmamış; yalnızca papazlara takdim edilmiştir. Ardından Pakistanlı bir mütercim tarafından yeniden çevrilmiştir. Ancak mevcut tüm çevirilerde ” “زنة kelimesinin dekorasyon olarak, ” مَ“َآل kelimesinin ise mal olarak çevrilmesi gibi fahiş hatalar bulunmaktadır.
Bununla birlikte eserin çevirisini yapan şahıslar aslen Arap olmayıp icâz ve belâgate de vakıf değillerdir. Bu durum, metnin edebi zevkinin yitirilmesine sebebiyet vermiştir. Zira Delâilü’l-hayrât yalnızca bir salavât mecmuası olmayıp aynı zamanda bir şemâil, mucize, siyer, medih ve akide kitabıdır. Hz. Peygamber’e dair 500 vasfın yer aldığı kitapta Allah’ın azametine dair kevnî ayetler de bulunmaktadır. Bundan ötürü imanı artırıp kuvvetlendirdiği ifade edilmektedir. İmam Cezûlî yalnızca salavât sîgâları oluşturmamış; bunun yanı sıra nefisleri terbiye ve tezkiye etmiştir. Müellifin kastettiği manaların anlaşılabilmesi için başka dile çevrilirken zikredilen hususların da yansıtılması gereklidir. Bundan ötürü Şeyh Ya’kûbî tercüme işini bir görev olarak üstlenmiştir.
Şeyh Ya’kûbî İngilizce mukaddimesinde; tahkikte takip edilen yöntem, Delâil kitabının içeriği, İmam Cezûlî’nin ve Hattat Kayışzâde’nin hayatı, Delâil okumanın usul ve kaideleri gibi hususları beyan etmektedir. Delâil’in farklı okuma tertiplerini izah ederken, pazartesi gününde iki hizbin okunmasındaki hikmetlere de işaret etmektedir.
Delâil’de yer alan esmâların ziyade olup asıl metinden olmadığını beyan eden el-Ya’kûbî, niyet duası ve hatim duası gibi bölümlerin asıl metinden olmayıp Allame Muhaddis Ahmed b. Muhammed en-Nahlî el-Mekki eş-Şâfî’nin (öl.1130) ziyadesi olduğunu tespit etmektedir.
İmam Cezûlî mukaddimesinde Hz. Peygamber’in 201 ismini zikretmektedir. Bu rakam ebced değeri olarak Allah’ın en-Nâfi’ ismine denk gelmektedir. Şeyh Ya’kûbî, buradan hareketle Hz. Peygamber’in isimlerinin Müminlere fayda vereceğine işaret edildiğini ifade eder. Nitekim âlimler, esmâ-i nebî’nin zikredilmesinin Hz. Peygamber’in teşrif etmesine ve şefaatine vesile olacağını söylemiş, bununla birlikte maddi ve manevi bir şifa kaynağı olduğunu ifade etmişlerdir. Şeyh Ya’kûbî mevzubahis isimlerin Ravza-i Mutahhara’da kıble duvarında Babü’s-selâm’dan başlayıp Şübbâkı Hafsa denen yere kadar nakşedildiğini ifade etmektedir. Sultan Abdülmecid döneminde Hattat Abdullah Zühdî (öl.1296) tarafından nakşedilen 201 esmâ-i nebiden 17 tanesi şirk olduğu gerekçesiyle Suud hükümeti tarafından silinmiştir.
Mukaddimesinde Delâil’in önemine dair de bir bölüm açan Şeyh Ya’kûbî, kitabın yazılış sebebine dair nakillerde bulunmaktadır. Meşhur olan kıssaları zikretmekle beraber eserin asıl yazılış gayesinin haçlı saldırılarına karşı Müslümanları desteklemek olduğunu beyan etmektedir. el-Ya’kûbî, Haçlıların Mağrib’e 32 sefer düzenlediğini ve Hz. Peygamber’in şahsiyetine saldırıp imajını karalamaya teşebbüs ettiklerini aktarmaktadır. Bu saldırılara karşı Hz. Peygamber’i müdafaa etmek için İmam Cezûlî Delâilü’l-hayrât eserini, İmam Bûsirî; Bürde, Hemziyye ve Lâmiyye kasidelerini, Kâdî İyâz ise Şifâ eserini telif etmiştir.
İmam Cezûlî’nin Delâilü’l- hayrât eseri en yaygın kitap; aynı şekilde Şazelî olan İmam Bûsirî’nin el-Kevâkibü’d-dürriye (Bürde) eseri ise en çok okunan kaside olma hüviyetine sahiptir. Şeyh Ya’kûbî bu durumu; Ebu’l-Hasen eş-Şazelî’ye olan muhabbetin talebeleri üzerindeki bereketi ve tarikattaki seyr-i sülûkun bir meyvesi olarak ifade etmektedir.
Şeyh Muhammed el-Ya’kûbî’ye göre aynı saldırıların günümüzde- Hz. Peygamber’i tasvir eden karikatürlerin yayınlanması, hakaretler edilmesi gibi- farklı şekillerde devam ediyor olmasından ötürü Delâil okuma geleneğinin yeniden ihya edilmesi gerekmektedir. Şeyh Ya’kûbî’nin Delâilü’l- hayrât neşrindeki asıl gaye de esasında mevzubahis kıraat geleneğini yeniden ihya etmektir. Bu doğrultuda Şeyh Muhammed Ebu’l-Hüdâ el-Ya’kûbî riyasetinde İstanbul da dahil olmak üzere dünyanın farklı şehirlerinde toplamda 25 Delâil meclisi tertip edilmiştir. Sonuncusu İmam Cezûlî’nin türbesinde yapılan bu meclislerde bazı hoca ve talebeler mukaddem olarak tayin edilip Delâil kıraati hususunda yetkilendirilmiştir. Hâlihazırda 95 mukaddem tarafından düzenli olarak Delâil meclisleri tertip edilmektedir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.