Muharrem’de Goygoycu geleneği neden yasaklandı, hangi izleri bıraktı

Eski Muharremlerin olmazsa olmazlarından olan Sünbül Efendi Dergâhı’nda icra edilen Muharrem merasimi hâlâ daha devam ederken, Goygoycuların esamesi dahi okunmaz oldu.

18. yüzyılda İstanbul’u ziyaret etmiş bir seyyah, şehrin dilenciler için bir cennet olduğundan uzun uzadıya bahseder. Burada dilencilerin yufka yüreklilerin cebinden çil kuruşları nasıl devşirdiklerini hayretler içerisinde aktarır. Seyyahın şaşkınlığına hak vermemek elde değildir. Zira bizim için sıradan, dışarıdan bakıldığında garip olan pek çok âdetimiz vardır; hatta günümüzde bize bile ilginç gelen âdetlerdir bunlar…
Goygoycular, Muharrem ayının ilk günlerinden itibaren altı kişilik gruplar hâlinde dilenen gruplardır. Nadiren on kişi oldukları da olurdu. Fes üzerine ince beyaz bir bez dolayıp, sırtlarına kahverengi vb. renkte cübbe giyerlerdi. Sadece Kerbela hadisesinin yaşandığı 10 Muharrem’de kızıl renkli cübbe ve aynı renkte bir takke giyilmesi âdetti.
Reklam
Kıyafetleri temiz fakat yamalarla dolu olurdu. Ayaklarında yeniçerileri ve külhanbeylerini hatırlatan sarı pabuçlar, ellerinde ise birer asa bulunurdu. Sürücülerin asaları diğerlerinin aksine şatafatlı bir görünüm arz ederdi. Sağ elleriyle asaları taşıyan goygoycular, sol elleriyle önündeki arkadaşının omuzundan tutarak hep birlikte yürürlerdi.
Bunlardan her biri omuzunda yaklaşık iki metre uzunluğunda ve iki ağızlı heybe taşırdı. Böylece ikiye bölünen heybeler toplamda on iki sayısını işaret ederdi. Ki bu durumun “On İki İmam” vurgusu için yapıldığı rivayet edilir. Bunları günümüz dilencileriyle karıştırmamak gerekir.
Goygoycuların asıl amacı Miskinler Tekkesi ve Şehzadebaşı Tabhânesi’nde pişirilecek aşureler için erzak toplamaktı. Fakat halkın yaptığı yardımlar 6-7 aylık ihtiyacı karşılayacak türden bir erzaka sahip olunmasını sağlardı. Hatta toplanan erzakın kimi zaman pazarda satıldığı dahi vakidir.
Goygoycuların bir tanesi hariç geri kalanı ya tamamen ya da kısmen âmâydı. Gruba rehberlik eden ve “sürücü” denilenleri âmâ olmasa da ya aksak, topal ya da çolak olurdu. Goygoycular Muharrem ayının her günü sabah ezanıyla birlikte Avrupa yakasında Şehzâdebaşı Tabhânesi önünde, Anadolu yakasında ise Miskinler Tekkesi’nde buluşurlardı.
Reklam

Sürücünün “Hû” çekip asasını sertçe yere vurması ile goygoycuların yürüyüşü başlardı. İlk olarak sol ayak öne atılması usul gereğiydi. Yere bastıkları ayakları üzerine, dizlerini hafifçe kırarak meylederlerdi. Bu suretle sağa sola salınan goygoycular, onları izleyenlere hoş bir seyir sunarlardı.
Hangi goygoycu grubun nerede yardım toplayacağı sürücüler tarafından önceden belirlenmiş olup, kendi alanı dışında bağış toplayanlar sert bir şekilde uyarılırdı. Hatta 1856 Eylül tarihinde, Eminönü’nde sırf bu sebepten ötürü iki goygoycu grup arasında kısa süreli bir arbede yaşandığı bilinir.
Goygoycular bir mahalleye yukarıda arz edildiği üzere girer ve kendilerine mahsus şekilde birkaç mersiye okuduktan sonra, sürücü mahalle sakinlerine şöyle seslenirlerdi: “
Ya hayır sahipleri! Nohuttan pirinçten, fasulyeden, bakladan, mercimekten, buğdaydan, bulgurdan, baldan, bulamadan, pekmezden verin! Veren eller dert görmesin! Verin amma babalara verin!
Allah tükenmez ömürler versin, hanenizi şen etsin!”
Daha sonrasında mahalledeki evlerin önünde tek tek durulur ve her evin önünde “
Fukaraya lutf u tasadduk eden elleriniz nur olsun! Nur ellerde âb-ı kevser şarâben tahurâ olsun! Cenâb-ı Hakk ol âb-ı kevserden sizlere de kana kana içmeği nasib u müyesser eylesin!
” duası edildikten sonra kapı çalınır ve kapıyı açana hitaben “
” nakaratı tekrar edilirdi.
Goygoycular özellikle kalabalık muhitlerden geçerken, sürücüler asalarını yere vurarak metronomu arttırırlar ve dolayısıyla yürüyüş ve mersiye de hızlanırdı. Bu suretle okunan mersiyeler mahzun gönüllere daha derinden tesir ederdi.
- “Verenin elini Hak göre, kul görmeye! Miskine su vereni Hakk seve! Fukaraya lutf u tasadduk eden eller nur ola! Nur ellerde âb-ı kevser şarâben tahurâ ola! Ol âb-ı kevserden kana kana içmek nasib u müyesser buyrula! Hizmetler kabul ve makbul ola! Üçler, yediler, kırklar! Aşk-ı Enbiya, sırr-ı Evliya! Meded ya şâh-ı şehîd-i Kerbela! Ya Hasan! Ya Hüseyn! Ya Allah! Hû”
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.