Mustafa Râkım Efendi hat sanatında çığır açtı

Türk hat sanatının önde gelen hattatlarından Mustafa Râkım Efendi hem yaşadığı asırda hem de sonraki dönemlere önemli tesirleri olan bir sanatkârdır. Mehmed Kaptan’ın oğlu olarak Ünye’de dünyaya gelmiş, ilköğrenimini burada tamamlamıştır. Tahsilini ilerletmek için, aynı maksatla kendisinden daha önce İstanbul’a giden ağabeyi İsmail Zühdi’nin (ö. 1806) yanına giderek, onun nezaretinde medrese eğitimini sürdürmüştür. Ağabeyinin, Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi talebelerinden Moralı Ahmed Hıfzı Efendi’den sülüs, nesih ve rikā‘ yazılarını meşkedip, “Zühdî” mahlasıyla icâzet almış önemli bir hattat olması, Mustafa Râkım Efendi’nin de sanat hayatını doğrudan etkilemiştir. Bu etkiyle küçük yaşta ağabeyiyle hüsnühat derslerine başlayıp henüz on iki yaşındayken, icâzeti ile birlikte kendisine “Râkım” mahlası verilmiştir.
III. Derviş Ali’den de yazı meşk etmiş olan Mustafa Râkım Efendi, o yıllarda hafızlığını da ikmale erdirmiş, medrese derslerini tamamlamasıyla birlikte ilmiye icâzeti sahibi olmuştur. Resim sanatı ile meşgul olması ve bu alandaki yeteneğinin saraya ulaşması, Sultan III. Selim’in kendisinden portresini yapma isteğinde bulunmasına yol açmış, resmi tamamlamasının ardından “müderrislik” payesi ile mükafatlandırılmıştır.
Saray çevresinde tanınırlığının artması ile Sultan II. Mahmud’un yazı hocası olarak vazifelendirilmiş ve sultanın hürmetini kazanmıştır. O yıllarda kendisine önce sikke ressamlığı ve tuğra tanzimi görevleri, akabinde İzmir, Edirne ve İstanbul kadılığı, takiben Anadolu Kazaskerliği payeleri verilmiştir.

Mustafa Râkım Efendi’nin hat sanatı tarihinde edindiği haklı şöhretinde, kendisinden önceki mektep kurucu hattatların bilhassa da Hâfız Osman Efendi’nin yeri büyüktür. Hâfız Osman’ın sülüs yazıları üzerindeki yoğun çalışmaları neticesinde, harflerin duruş güzelliklerine yönelik tespit ettiği nispetleri, estetik değer kaybına uğratmadan, tutarlı bir biçimde celî sülüs hattına tatbik ederek, celî sülüs hattında “inkılap” olarak tanımlanan bir safhanın öncülüğünü yapmıştır. Mustafa Râkım’ın tavrını benimseyip geliştiren hattat olarak tanınan Sâmi Efendi’nin (ö. 1912) bu gelişime dair: “Hâfız Osman’ın sülüslerini büyütürseniz Râkım’ın celîlerini, Râkım’ın celîlerini küçültürseniz Hâfız Osman’ın sülüslerini bulursunuz.” tespitinde bulunduğu nakledilmektedir. Benzer şekilde kaynaklarda, Sâmi Efendi’nin, bir gün bir mecliste, Râkım yolundaki tekâmülünü farkedenlerden birinin: “Efendim, Râkım Efendi’yi geçtiniz.” demesi üzerine: “Râkım geçilmez, kim onu geçmek isterse başa döner.” şeklindeki cevabından bahsedilir. Onun bu yanıtı, Mustafa Râkım Efendi’nin hat sanatında ulaştığı seviye ve yeteneğin sanatkârlar nezdinde aşılması güç bir zirve olmakla birlikte üslûp bakımından da nihai bir ölçü olarak kabul edildiğini ortaya koymaktadır.


Sultanların bir tür imzası ve hükümdarlık alameti niteliğindeki tuğranın estetik formuna kazandırdığı boyut ile de, hat sanatı tarihinde ayrıcalıklı bir konum elde eden Mustafa Râkım Efendi, hattatların imza atma stillerine de yeni bir anlayış getirmiştir. Bahsedilen katkıları ile kendi dönemine gelinceye kadarki dalgalanmalardan ve karmaşıklıktan yazıyı arındırmış, onunla birlikte söz konusu alanlarda, harflerin duruşları ve ideal ölçüleri, istifte/tasarımda denge ve tuğra estetiği gibi hususlarda sistematik bir bütünlük tesis edilebilmiştir. Oluşturduğu bu sanat üslûbu, İ. Hakkı Baltacıoğlu tarafından: “…Sinan Türk mimarlığında, Michelangelo heykeltraşlıkta ne yapmışsa, daha ziyâdesini Râkım da yazıda yapmıştır.” şeklinde değerlendirilmiştir.

Günümüze ulaşan birçok eseri arasında mimariye uygulanan ve celî sülüs hattı ile kaleme aldıklarından; Tophane Nusretiye Camii’ndeki kuşak yazıları ve Fatih Nakşıdil Sultan Türbesi’ndeki kuşak ve kapı üzerlerinde bulunan celî yazıları ve bilhassa buradaki çeşmede bulunan müsenna su ayeti ilk akla gelenlerdendir. Mezar taşı kitabeleri arasında ise ağabeyi için yazdığının yanı sıra, barındırdığı sanatsal incelikler bakımından hattatlar için adeta bir ziyaretgah olarak görülen Eyüp Sultan Camii haziresinde, Çelebi Mustafa Reşid Paşa için yazdığı mezar taşı oldukça kıymetlidir. Ayrıca Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi başta olmak üzere, bazı özel müze ve koleksiyonlarda yer alan muhtelif eserleri arasında; hilye (TİEM nr. 2732), celî sülüs levhalar ve yazı kalıpları beraberinde, sülüs ve nesih murakkaa, kıta ve tuğraları bulunmaktadır. Ta’lik ve celî talik hatlarıyla da eserler verdiği bilinen Mustafa Râkım Efendi’nin bu eserlerinden, Miskinler Tekkesi (Hâfız İsa Ağa) Çeşmesi kitabesi en meşhurlarındandır. İsimleri ve eserleri günümüze ulaşan üç talebesi, hattat padişahlar arasında önemli bir yeri olan Sultan II. Mahmud, Râkım üslûbunun, eserleriyle ve yetiştirdikleri talebelerle sürdürülmesinde büyük katkıları olan Mehmed Haşîm Efendi (ö. 1845) ve Mehmed Şâkir Recai Efendi’dir (ö.1874).

Ömrünün son zamanlarında felç hastalığına yakalanan Râkım Efendi, vasiyeti üzerine Karagümrük semtindeki Atik Ali Paşa Camii yakınına defnedilmiş, mezarının üzerine hanımı tarafından bir türbe ve yanına da medrese inşa edilmiştir.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.