Türk cam sanatının tarihsel gelişimi ve ustalık geleneği

Doğada obsidyen olarak bilinen ve saf haline nadir rastlanan bir madde olan cam; genellikle çeşitli maden oksitlerle karışık olarak bulunur. Geçmişte ve günümüzde geçerli olan bir tanıma göre ise; ısındıkça akıcı hale gelen, soğuyunca da kırılganlaşan, sert ve durgun etkiye sahip bir malzemedir. Cam; atom dizilişi, diğer katılardaki gibi “düzgün” değil, sıvılardaki gibi “rastgele” olduğundan, sıvı ile katı arasında özel bir konuma sahip saydam ve kıvamlı bir maddedir.
Kurumlaşmış camcılığın tarihte ilk olarak Mısır ve Mezopotamya’da olduğunu bilmekteyiz. En eski cam eserler İ.Ö. 3000 yıllarından kalma küçük ve mücevhersi örneklerken İ.Ö. 1600’lere doğru ise seramik sanatından etkiler taşıyan kap formları ortaya çıkmıştır. Yüksek ısıyla elde edilen bir sanat dalı olan camcılıkta tarih boyunca farklı coğrafya ve kültürlerde kullanılan yöntemlerde hep benzerlikler olmuş gerek biçim verme teknikleri gerekse renklendirme ve süsleme teknikleri pek çok ortak özellik taşımıştır. Örneğin; camı renklendirmede kullanılan katkı maddeleri günümüzde nasılsa, iki bin yıllık Roma camında da ufak farklar dışında aynıdır. Camı biçimlendirmede ise zaman en önemli konudur. Şöyle ki, 1300 santigrat derecede dışarı çıkarılan cam süratle soğumaya başlar. Bu sırada sanatçı tarafından bütün maharet sergilenmeli ve istenilen biçim verilmelidir. Bunun için kullanılan belli başlı teknikler ise; iç kalıp, döküm, ezme, üfleme, sarma gibi tekniklerdir.

Türk camcılığında geleneksel olarak Selçuklu eserleri de bilinmesine rağmen, en çarpıcı ve ileri örnekler Osmanlılara aittir. Özellikle İstanbul’un fethinden sonra bu sanat dalı daha da gelişmiş, padişahların himayesinde pek çok üretim merkezi kurulmuştur. Bu merkezlerin ihtiyaçları devlet tarafından karşılanıyor ancak yapılan üretim miktarı ve kalitesi çok sıkı denetleniyordu. Cam sanatkarları ise, çıraklıktan kalfalığa ve ustalığa giden bir süreci takip ediyorlar, öğrendikleri ve uyguladıkları yöntemlerdeki “püf” noktalarını da sır olarak muhafaza ediyorlardı. Türk cam sanatı özellikle 17, 18 ve 19. yüzyıllarda başarılı bir dönem yaşamıştır. Bu yıllarda Eğrikapı ve Tekfur Sarayı arasında önemli miktarda cam atölyesi kurulmuş, zaman zaman yurtdışından da cam ustaları getirilmiştir. Eserlerin üretiminde genellikle süslemeye elverişli biçimler tercih edilmiştir. İlk akla gelen eşyalar arasında ibrikler, yağ lambaları, bardaklar, sürahiler, çiçeklikler, kandiller, parfüm şişeleri sayılabilir. Çeşmibülbüller de helezonik kıvrımlarıyla çok sevilen bir grup olmuştur. Bu eserlerin, kullanım eşyası olmanın yanında, yoğun simgesel anlamlar taşıdığı da görülmektedir. Ayrıca cam, Divan Edebiyatında ve dini edebiyatta da farklı yorumlarla yer almış, bazen “sevgilinin güzelliği”, bazen de “Hak âşığının kalbi” olmuştur.

Sultan III. Selim döneminde, “Mehmet Dede” adlı bir Mevlevi’nin cam eğitimi için İtalya’ya gönderildiğini görüyoruz. Bu kişi döndüğünde Beykoz’da cam atölyeleri kurar ve Türk cam sanatının 19. yüzyıldaki son parlak dönemi başlar. Zamanla, Paşabahçe ve Çubuklu’da da atölyeler kurulur. Buralarda üretilen tüm eserlere ise genel olarak “Beykoz işi” adı verilir. Düşük ısılarda çalışılan ve akıcılığını çabuk kaybetmeyen Beykoz camları, kendine özgü üslup özellikleriyle, dönemlerinin yaşam kültürünü ve zevkini yansıtan başarılı örnekler olmuşlardır. Ancak 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında Avrupa’dan yapılan büyük çapta ithalat neticesinde rekabete dayanamayan Beykoz camcılığı maalesef krize girmiş ve etkinliğini yitirmiştir. Günümüzde pek çok koleksiyon ve müzede nadide örnekleri sergilenmekte ve muhafaza edilmektedir.
Reklam

Türk camcılığı Cumhuriyetten sonra da yeni bir ivme kazanmış, 1934’te Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. kurulmuş ve bunu açılan yeni tesisler takip etmiştir. Geçmişte yetenekli sanatkarlarca, tam bir elişi ustalığıyla üretilen cam; günümüzde yine eski ve temel ilkelerle ama endüstriyel olarak ve daha yüksek teknik imkanlarla üretilmeye devam ederek, tasarımın, estetiğin, rengin, sağlığın, eşsiz yansımalarını sunmaktadır.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.