Bakü’ye yolculuk: Sovyet izlerinden modern kültür ve sanat kentine dönüşüm

Bahtiyar Aslan
08:00, 04/09/2021, CumartesiG: Güncelleme: 13:47, 17/09/2025, Çarşamba
CategorySkyRoad
Skyroad
Bakü’ye yolculuk: Sovyet izlerinden modern kültür ve sanat kentine dönüşüm
Bakü, Azerbaycan'ın, Hazar Denizi'nin batı kıyısında yer alan başkentidir.

Bakü, Sovyet Rusya’nın ayakta olduğu günleri idrak edenler için uzak bir rüyadan başka bir şey değildi. Bizim kuşak, Stalin ve Mao’nun birbiriyle örtüşen korkunç imgeleri ve bu imgelerin tekilleşen anlamıyla büyüdü. Özellikle memleket evladı olanlar için bu imgenin anlamı zulüm, korku, dehşet, katliam gibi kelimelerle çoğalıyordu. Doğu Türkistan’a dair bilgilerimizin daha kıt olduğu dönemlerdi ve daha çok Sovyet Rusya’nın geniş coğrafyasının büyük bir kısmında soydaşlarımıza zulmedildiğini, zorla milli ve dini kimliklerinden uzaklaştırıldıklarını duyuyorduk. Yine de gerçekler, kulaklarımıza küçülerek ulaşıyordu. Galiba devletimiz de korkuyordu bu heyuladan.

Yine de talihli bir kuşak sayılabiliriz. Çünkü
90’lı yılların
hemen başında bu
devasa
, bu
korkunç
gölgenin
büyük bir
hızla yok olduğuna şahitlik ettik
.
Ardından
Hocalı Soykırımı
ve
Karabağ’ın işgaline şahitlik ettik.
Bunu
talihsizlik hanemize
yazdık. Tam olarak şöyle özetlemek doğru olur sanırım:
1991
’de
Türk Cumhuriyetlerinin
ve tabii
Azerbaycan’ın bağımsızlığına şahitlik etmenin
keyfini tam olarak çıkaramadan Karabağ’ın işgali gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Her ikisini de gözyaşlarıyla karşıladığımı hatırlıyorum.
91’de
bir gün
Bakü’yü görmeye
dair içimde beliren
ümit
, sebepli sebepsiz hep
ertelendi
durdu.
Bağımsızlıktan
tam
yirmi beş sene
sonra (düşündükçe ne kadar uzun ve tahammül edilmez bir süre olduğunu daha iyi anlıyorum) bir yaz günü (Hazirandı galiba)
Atatürk Hava Limanı’ndan
kalkan
THY uçağıyla Bakü Heydar Aliyev Havalimanı’na indik.
Bunun gerçekliğini kavramak hiç de kolay olmadı.
Gümrükten geçerken,
valiz beklerken
hep bir
şüpheyi
besleyen sorular sorup durdum
kendime;
“Gerçekten Bakü’de miyim?
Burası gerçekten de
anonsların
da
ihtar ettiği gibi Bakü Heydar Aliyev Havalimanı mı?”
Bizi kim karşıladı, havaalanından nasıl çıktık hatırlamıyorum. Belki de kimse karşılamadı. Fakat
küçük
bir
kafile
olduğumuzu biliyorum. Kafilede,
Prof. Dr. Ramazan Korkmaz
vardı,
İsa Kocakaplan
vardı,
Serhat Kabaklı
vardı. Ve başkaları da galiba.
Havaalanından Bakü’ye giden yolun iki yanında
yükselen taş duvarlar
dikkatimi çekti. Anadolu’nun özellikle güney şehirlerinde
(Antep, Urfa, Mardin)
rastlayabileceğimiz türden sarımtırak hafifçe işlenmiş taşlarla örülen duvarların gerisinde dikkatli bakılınca
küçük, köhne, fakir evler
görülüyordu.
Bu nispeten görkemli taş duvarın bir perde, bir makyaj olduğunu anlamıştım.
Bu görkemli perdeye, makyaja harcanan parayla belki de o köhne evlerin büyük bir kısmı imar edilebilirdi. Böyle geçti içimden. Fakat yine de yaşadığım, hayal kırıklığından başka bir şeydi. Nihayet
mamur bir Bakü
beklemiyordum.
Bir asra yakın bir esaretin
ardından
her şey büyük bir hızla hâlledilemezdi.
Üstelik
rejimin etkilerinin, izlerinin yok olması için bile yirmi beş yıldan daha uzun bir zamana ihtiyaç vardı.
Sonra birçok şeyi unuttum. Taksinin penceresinden
büyük bir açlıkla
Bakü’nün sokaklarına, insanlarına, ağaçlarına, evlerine, taşlarına bakıyordum.
Yirmi beş yıllık bekleyiş gözümü korkutmuştu.
Belki bir yirmi beş yıl daha gelemeyecektim. Bu yüzden
şehri taş taş zihnime kazımak istiyordum.
Şehrin kalbine doğru yaklaştıkça zihnimde Bakü’nün mimarisiyle ilgili bir
intiba
oluşmaya başlamıştı. Havaalanının çıkışında başlayan o taş perdeden sonra bir kısmının yapımı devam eden devasa beton binaların şehri kuşattığını fark ettim. Bu,
Bakü’nün modern ve tabii ki kapitalist yüzünün resmiydi.
Şehir,
Hazar’dan uzaklaşarak büyümeye devam ediyordu.
O yüksek beton binaların ardından
askeri binaları, öğrenci yurtlarını
andıran çok daha büyük
bloklar
hâlinde,
soğuk, sevimsiz, üslupsuz binalarla karşılaştık.
Bunlar Sovyetler zamanından kalma bir tür
toplu konut
anlayışının neticesi binalardı.
Etrafında gözetleme kulesi, dikenli telleri olmayan hapishaneler…
Bana öyle geldi ki, bu binalardan birinde yaşamak zorunda kalsam kısa süre içinde çıldıracağım. Sonra içim sıra bu binaların birer ruh hapishanesi olduğuna karar verdim.
Sovyetler, zahiri bir özgürlüğün arkasına böyle bir esaret gizlemiş olmalıydılar.
Aksi hâlde bu kadar bina neden bütünüyle
estetikten yoksun yapılırdı!
Bu tatsız binaları da geçince birden
yeşillikler içinde, her biri birer abide gibi yükselen mükemmel binalardan oluşan bir masal diyarına girdik.
Gerçek ya da
merkez Bakü burası idi
. Abşeron
Yarımadasının
küçük bir
körfezinin
etrafına bir
hilâl
gibi kurulmuş bir şehirdir gerçek
Bakü
.
Körfez’in bir ucunda
Bibi Heybet Camii
var. Bakü’nün biraz dışında kalsa da asıl şehri oradan başlatmak en doğrusu. Bibi Heybet,
on iki imamın yedincisi olan Musa Kâzım’ın kızıdır.
Asıl adı
Hekime
’dir. Onun adına yapılan caminin haziresinde Musa Kâzım’ın
çocuklarının da kabri vardır.
Bibi Heybet Camii bugün de bir ziyaretgâh işlevini sürdürüyor.
Cami, 13. yüzyılda Şirvanşahlar
döneminde yapılmış,
1936’da
malûm gerekçelerle
Sovyet rejimi
tarafından yıkılmış,
1998’de
ise yerine bugünkü
cami
yapılmıştır.
Bibi Heybet’ten merkeze doğru kavisi takip edince önce
Şehitler Hıyabanı
(ki hususen görülmesi ve yazılması gereken bir yerdir) sonra da İçeri Şehir başlar.
Kız Kalesi, İçeri Şehir’in Hazar’a bakan gözüdür.
Hemen ötede
Tarih Müzesi
, arkada
Fevvareler Meydanı,
az ötede
İstanbul’un Cadde-i Kebir’i (İstiklâl Caddesi)
demek olan
Targovi
vardır. Hilâli takip edersek
Neftçiler Prospekti (caddesi),
8 Noyabr Prospekti
ta son noktaya,
Sultan Burnu
’na kadar devam eder.
Ak Şehir
ve
Kara Şehir
de bu bölgededir. Bu hilâlin içinde zikrettiğim etmediğim ve her biri ayrı bir yazı konusu olacak çok şey var.
Hangi otele, nasıl yerleştiğimizi hatırlamıyorum. Bir seyahati yıllar sonra anlatmanın böyle bönce güzellik olan kusurları vardır.
Bir şehirde kaybolmanın güzelliğine denktir geçmişte kaybolmanın güzelliği.
Ertesi gün öğle yemeğini
Sabir Rüstemhanlı
ile yediğimizi hatırlıyorum. Bakü denince aklıma ilk gelen isimdir
Sabir Bey. “Abi” deme ruhsatını lütfeden Sabir Bey, Azerbaycan’ın müstakillik (bağımsızlık) hareketini başlatan ve yöneten isimlerin başında geliyor.
Yazdığı eserlerle, özellikle de
Ömür Kitabı
ile
bağımsızlık ateşini
yıllar öncesinden tutuşturan Sabir Rüstemhanlı’nın ismini ta öğrencilik yıllarımda
merhum Elçibey
ve merhum
Bahtiyar Vahapzade
ile birlikte duyardık. Azerbaycan’ın bu
kahraman evladını
bir gün yakından tanıyabileceğimi elbette hayal edemezdim. Geniş bir paranteze ihtiyaç var onu anlatmak için.
Bende bıraktığı ilk intiba şu;
kısık sesle ve itinayla konuşan, eşyaya ve insana keskin bir sanat duyarlılığıyla yaklaşan, müthiş bir dil ve milliyet hassasiyeti olan bir şair, bir filozof, bir siyasetçi…
Daha önce bir kere uzaktan gördüğüm ve kürsüden konuşmasını dinlediğim Sabir Bey’le orada dostlaştık.
Azerbaycan Türkçesinde
böyle güzel bir kelime var. Bizde ki gibi
“dost olduk”
demiyorlar, yardımcı fiile gerek duymadan bir ekle türetiyorlar.
Daha sıcak, daha samimi.
Bu seyahatte
iki abide insan
daha tanıdım;
Anar
ve
İsa Hebipbeyli…
Anar, bizim kuşağın daha çok
Beş Katlı Evin Altıncı Katı romanıyla tanıdığı büyük bir yazar.
Büyüklüğü oranında
mütevazı
. İsa Hebipbeyli ise bir Akademik. Bizdeki Ordinaryüsün karşılığı.
Büyük bir heyecan adamı. Sanata, edebiyata dair ne varsa kuşatmak isteyen bir istidadın, tecessüsün sahibi.
Bakü’nün insanları anlatmakla bitmez. Kemal Abdulla, Reşat Mecid, Tarana Vahit, Elçin İbrahim ve daha niceleri…
Bakü, bu küçük körfezin kıyısına bir hilâl gibi kurulan asıl Bakü, dünyanın en güzel ve en temiz şehirlerinden biri olmalı.
Denizle şehrin arasında oldukça geniş ve yemyeşil bir sahil şeridi var ve hilâlin bir ucundan öbürüne kadar uzanıyor.
Nispeten dar gelirli olsalar da insanlar özellikle hafta sonu bu sahil şeridinde,
Targovi
’de büyük bir huzur ve neşeyle dolaşıyorlar.
Şehir hafta sonu
bir
panayır
yerine dönüyor.
Bu
hareketlilik
,
renklilik
gece de devam ediyor.
Şehrin merkezinde güzel sanatların her birine tahsis edilmiş harika binalar var.
İnsanlar tiyatroya, sinemaya, musiki icra edilen mekânlara gitmeyi çok seviyorlar. Parklar, meydanlar hatta Şehitler Hıyabanı müthiş heykellerle donatılmış. Bütün bunların dışında çok dikkat çekici bir şey daha var; Bakü’de kimi büyük binaların köşelerinde, tam olarak köşe taşlarında birinde aniden beliren bir insan başı heykeliyle (tam olarak büst denebilir mi bilmiyorum) karşılaşmak mümkün. Bunun ayrı bir hikâyesi var fakat...
O birkaç gün rüzgâr gibi geçti. Gone With The Wind… Kalbimi Bakü’de bıraktım.
Kim bilir bir daha ne zaman gidecektim.
Buruk bir vedaydı.
Bir yirmi beş yıl daha mı bekleyecektim bir kere daha gelmek için?
Bavulumda bir sürü anı ve fotoğrafla döndüm.
Fakat korktuğum gibi olmadı.
Birkaç ay sonra bir davet aldım. Sonra başka bir vesile doğdu, sonra başka bir davet, sonra başka bir vesile… Şimdilerde salgın yüzünden biraz ayrı düştük. Biliyorum, Bakü de beni özlüyor benim onu özlediğim gibi.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026