Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te görülmesi gereken tarihi ve kültürel yerler
08:00, 13/11/2021, CumartesiG: Güncelleme: 14:48, 19/09/2025, Cuma

Taşkent Özbekistan'ın başkenti ve büyük şehridir. Bu şehir, Özbekistan'ın kuzeydoğu kesiminde yer almaktır ve şehrin yüzölçümü 334,8 km2 (129,3 mil2)'dir.
Taşkent, doğrusu rüya şehirlerimden biri değildi. Bunun bir şehirden neler beklediğimle ilgili olduğu elbette aşikâr. Modern bir şehir beni nasıl büyüleyebilirdi ki! Parlak vitrinlerin, yüzü siyah camlarla örtülü yüksek binaların, estetikten yoksun apartmanların bana, insana söyleyebilecek nesi olabilirdi!
Taşkent’e ilk iki gidişim bilimsel toplantılara katılmak amaçlıydı
ve her ikisi de iki günle sınırlıydı. Bu kısa ziyaretlerde gerçekten de Taşkent’in sadece modern yüzünü görebilmiştim ve doğrusu pek sevmemiştim.
Üçüncü gidişim ise Devlet Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi’nin davetiyle
gerçekleşti. Bu sefer üç haftalık uzun bir zaman dilimi
vardı önümde. Bir yandan üniversitede Türk edebiyatıyla ilgili dersler verecek, bir yandan da şehri, ülkeyi ve kültürünü tanımaya çalışacaktım.
Taşkent’in,
“taşra”
kelimesindeki “taş”
ile ilgili olduğunu sanıyordum. Türkçemizde “dışarı”
ve “dış”
şeklinde yaşayan kelimenin, Taşkent’e, Ulu Türkistan’ın dışında, kenarında kaldığı için ad olduğunu düşüyordum.
Özbekistan’ın kuzeydoğusunda yer alan Taşkent’in, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan’la sınırı var.
Etimolojik
yanılgımı destekleyen sadece Tacikistan’la
olan kısacık bir sınırdan
ibaret. Malûm, Kazakistan
da, Kırgızistan
da hatta ötedeki Doğu Türkistan
da Ulu Türkistan’a dâhil.
Ancak tarihi kaynaklar şehrin adının gerçekte bildiğimiz “taş” kelimesiyle ilgili olduğunu yani fena bir yanılgıya düştüğümü söylüyor. Taşkent’in tarihteki adı “Çâç”
imiş ve “taş”
anlamıyla ilgiliymiş. Arapların
“Şâş”
, Çinlilerin
ise “Çö-çi”
ya da “Çö-Şi”
dedikleri Taşkent, tarih boyunca birkaç kere el değiştirmiş, yakılıp yıkılmış
ve her seferinde yeniden imar edilmiş. Bugünkü Taşkent, aynı adlı daha büyük bir coğrafyanın merkezindeki bir şehirmiş ve adı da Binkes
imiş. Terken
adıyla da anılan şehrin hâlihazırdaki adı 16. yüzyılın
sonlarından itibaren yaygınlık kazanmış. Taşkent, Siriderya’nın kollarından biri olan Çirçik suyunun suladığı düz ve geniş bir araziye kurulmuş.Çirçik suyu Siriderya’nın bir kolu
olmasına rağmen ülkemizin belli başlı nehirlerinden
daha küçük değil. Taşkent’in içinden Çirçik
suyuyla irtibatı olan bir takım kanalların geçiyor. Küçük birer nehir
olan bu kanalların
etrafında geniş korular ve parklar var. Bu parkların bazılarının kültürel
ve tarihi
bir yanı da var. Bunlardan biri Stalin
zamanında katledilen yüzlerce aydının adına yapılmış Şehitler Hatırası parkı.
İki bin yılında
yapılan parkın içinde bir anıt ve estetik mimarisiyle
göz dolduran bir cami var.
Bu manada görülmesi gereken parklardan biri de
Edipler Hıyabanı’dır.
Edipler Hıyabanı’na
bir sabah
(galiba Taşkent’teki ikinci
günümün sabahıydı) Devlet Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi’nden
bazı hocalar
ve bir grup öğrenciyle
gittik. Parkın merkezinde Özbek edebiyatının kurucusu
ve en büyük ismi Ali Şir Nevai
’nin heykeli
ve adına dikilmiş bir anıt var. Anıtın önünde öğrenciler
ezberden -kimi zaman koro hâlinde- Nevai şiirleri okudular.
Onların Nevai’nin bazı şiirlerini ezberden okumalarında pek de şaşılacak bir şey yoktu bana göre. Fakat başka şairlerin; mesela Çolpan’ın
, Rauf Parfi’nin, Gafur Gulam
’ın anıtları önünde durunca da aynı şey tekrarlanınca hayretimi gizleyemeyerek sordum. Meğer çocuklar bu şiirleri daha üniversiteye gelmeden aile içinde ezberliyormuş.
Edipler Hıyabanı’nın, Özbek kültürünü
yaşatma ve kuşaktan kuşağa aktarmada
önemli bir rolü üstleneceği muhakkak.
Ertesi sabah erkenden Taşkent’in
hemen dışında yer alan Zengi Ata Türbesi
ve külliyesini
ziyarete gittik. Bu sefer de üniversiteden
bir hoca
ve öğrencileri
bana eşlik ediyordu. Zengi (zenci) Ata, Hoca Ahmed Yesevi’nin
halifelerinden birine intisap etmiş, zamanla onun halifesi olmuş,
Taşkent civarında çobanlık yapmış bir tasavvuf eri. Külliye, geniş ve yemyeşil bir bahçenin
içine kurulmuş. Külliyenin içinde bir cami,
ziyarete gelenlerin dinlenmesi için bir misafirhane
, hemen yanında büyükçe bir mutfak
ve “han tahtı”
denen yüksek sofralarla donatılmış bir yemekhane var. Bahçenin dışında ise büyük bir hazire... Zengi Ata
’nın hanımı Amber Ana
’nın türbesi
de bu hazirenin içinde. Özbekistan’ın
her yanından insanlar akın akın gelip türbeyi ziyaret ediyor.

Şehrin en çok ziyaretçi çeken yerlerinden biri
Emir Timur Meydanı’dır.
Meydanda Timur’un heykeli ve Emir Timur Müzesi
var. Heykelin hemen gerisinde Hotel Özbekistan
yükseliyor. Sovyetler Birliği zamanında Orta Asya’nın yönetim üssü
gibi de kullanılan otelin ruhsuz yüzü hâlâ KGB’yi hatırlatıyor.
Bu meydanın yakınlarındaki parklarda ve sokaklarda Sovyetler
zamanından
kalma
madalyonların, rozetlerin, paraların satıldığı küçük eskici sergileri var.
Bu sergilerin gerisinde ressamlar
yağlıboya tablolarını
satmaya çalışıyorlar. Bir tarafta ise karakalem portre ve karikatür çizen sanatçılar,
küçük iskemlelerine
kurulmuş müşteri bekliyorlar. Her yer cıvıl cıvıl. Taşkent’te Türkçe okutmanı olarak çalışan Mustafa, Hüseyin ve Fikri ile dolaştık meydanı.
Ertesi gün aynı ekip Hazret-i İmam Külliyesi
’ne gittik. Halkın kısaltarak “Hast İmam”
dediği külliyede Barakhan Medresesi, Tilla Şeyh Mescidi, Muy-ı Mübarek Medresesi, Hazret-i İmam Mescidi, Gaffal Şahşiy Makberesi
yer alıyor. Her biri birbirinden önemli olan külliyenin bu yapılarından Muy-ı Mübarek Medresesi
’nde Hz. Osman
zamanında oluşturulan dört Mushaf’tan
biri bulunmaktadır. Deri üzerine kûfi bir hatla yazılmış Kur’an-ı Kerim devasa boyutuyla da dikkat çekiyor.
Taşkent’te; Devlet Müzesi, Romanov Sarayı, Bağımsızlık Meydanı, Japon Bahçesi, Magic City gibi görülmesi gereken birçok yer var.Fakat ihmal edilmemesi gereken iki mekândan daha söz etmek istiyorum: Birincisi
Minor Camii
’dir, ikincisi ise Özbeklerin “Çarsu”
dedikleri çarşıdır. Minor Camii, birkaç yıl önce hizmete açılmış, klasik üslupta bir cami. Adını inşa edildiği mahalleden alıyor. Tamamen beyaz mermerden
yapılmış muhteşem bir ibadethane
. Duanın, ibadetin saflığını, temizliğini fısıldıyor insana. Çarsu
ise içinde kuruyemişten
ete
, sebze
tohumlarından
salçaya
, bibere
kadar yiyecek-içecekle
ilgili her tür ürünün bulunabileceği iki katlı, dairevi, kubbeli bir yapı.
“Çarsu”nun renkli hayatı ve cıvıltısı insanı sarıp sarmalayan türden.
Taşkent’te geçen yirmi bir gün sonunda şehirden tuhaf bir büyüyle ayrıldım.
Mevsim sonbahardı ve günlerdir hafif bir rüzgâr esiyordu. Bütün sokaklarda, bütün parklarda üstümüze hışır hışır altın yapraklar dökülüyordu.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.