Sudan Notları I: Hicret ve Kamplar

Sudan’da iç savaşın derinleştirdiği insanî kriz, Kassala’daki mülteci kamplarında tüm çıplaklığıyla hissediliyor. Yerinden edilen aileler, yetim çocuklar ve imkânsızlıklar içinde sürdürülen hayat, bölgedeki trajedinin boyutunu ortaya koyuyor.


Port Sudan mazisi çok eskiye dayanan bir şehir değil. 1909 yılında İngilizler tarafından Kızıldeniz’i Nil Nehri’ne bağlayan bir merkez olarak kuruldu. Öncesinde Sevakin Adası gibi limanlar hem hacıların hem de tüccarların kullandığı transit bir noktaydı. Port Sudan’da kurulan limanın ardından Sevakin zamanla işlevini kaybetti, ıssızlaştı ve depremlerle yerle bir oldu.
Dünyanın farklı yüzü
Reklam


Ömer el-Beşir döneminde ordunun bir bileşeni haline getirilen Cancavîdler kabilesi mensuplarından oluşan Hızlı Destek Kuvvetleri, eşkıyalıkları ve halka yaptıkları zulümlerle nam salmış yıllardır. Son dönemlerde ise Faşir’de yaptıkları katliamlarla tekrardan gündeme geldiler.
Yakın zamanlarda el-Cezire’nin yaptığı bir haber bu zulümlerin korkunçluğunu gözler önüne serdi. Haberde konuşan mağdur kadınların anlattığına göre milisler bir eve geldiğinde ilk iş olarak evde genç kız olup olmadığına bakıyor. Kızları esir alarak çeşitli tecavüzlerde ve istismarlarda bulunuyor. Kadınları milis kamplarına götürerek çamaşır, yemek gibi işleri yaptırıyorlar. Aynı zamanda köle pazarlarında insan ticareti yapıyorlar. Haberin en korkunç kısmı ise bebek tecavüzleriydi. Bir yetkilinin ifadesine göre 14’ten fazla kız bebek bu istismarlara maruz kalmış. Genç kızların yaş aralığı ise 11-23 olarak zikrediliyor.
Hartum, Darfur, Faşir ve diğer şehirlerde yaşanan katliamlardan ve tecavüzlerden dolayı hicret eden ailelerin bir kısmı Kassala şehrine geldi. Evini, işini bırakan insanların önünde yeni ve acılı bir gerçek vardı: “mülteci olmak”.

Yıllardır çadırlarda yaşayan aileleri ziyaret ettiğimizde çok acı manzaralarla karşılaştık. Çocukların önemli bir kısmı yetimdi. Anneler tek başlarına yetim çocuklarına sahip çıkmaya çalışıyor. Çalışamadıkları için dışarıdan gelecek yardımlarla hayata tutunmaya çabalıyorlar. Çocuklar, yetersiz beslenmeden dolayı zayıflamış ve hastalanmış durumdaydı.
Kampın temel sorunlarından bir tanesi ise engelli ve hasta çocukların tedavi imkânına sahip olmaması. Kaç tane aile bu durumdan şikayet etti, hatırlamıyorum bile. Mesela bir ablamız, dağıtımlar esnasında yanımıza gelerek, halini göstermek için bizi çadırına davet etti. Çadıra gittiğimizde karşılaştığımız manzarayı tarif edebilecek bir kelime var mıdır, emin değilim. Üç çocuğu da engelli olan ablamızın çadırında oturabileceği bir alan dahi yoktu. Çocuklarının tedavisi için yardım talebinde bulunuyordu. Bir başka çadıra daha davet edildik. Hayatım boyunca art arda gelen bu davetler kadar beni üzen, göğsümü daraltan, boğazımı düğümleyen hiçbir davet aldığımı hatırlamıyorum. Bizi çadırına çağıran ablamızın oğlunun hastanede ameliyat olması gerekiyor; fakat imkânsızlıklardan ötürü ameliyatını yapamadığı için çocuğunun ölümünü bekliyor. Kamplardaki çocukların önemli bir kısmı bu tarz hastalıklarla mücadele ediyor. Bunun en temel sebebi ise açlık, temiz suya erişimin kısıtlı olması ve kuşkusuz fakirlik.
Reklam

Farklı ülkeler aynı kaderler

Eritreli muhacirlerin kamplarında un dağıtımı gerçekleştirdik. Yaklaşık elli yıldır burada yaşadıklarından dolayı çamurdan ve kerpiçten evler yapmışlar. Kaldıkları yerler bir önceki kamptakilere göre iyi olsa da buradaki sıkıntılar da farklı değildi. Ailelerin önemli bir kısmı yetim durumdaydı. Çocuklar çeşitli hastalıklarla mücadele ediyordu. Her iki kampta da kışla alakalı yardım talebinde bulundu kardeşlerimiz. Hava serindi. Özellikle geceleri montla gezmek zorunda kalıyorduk. Henüz kış bastırmamışken hava bu şekildeyse, ileride kardeşlerimizi zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Bu vesileyle Sudan’ın sesini duyurmaya çalışan insani yardım derneklerinin çağrılarına icabet etmek gerekiyor. Kısmen uzak olduğundan ve sağlıklı bilgi alınamadığından dolayı Sudan, ülkemizde pek gündemde kalmadı. Açlığın, fakirliğin ve hastalığın boyutunu yerinde gören birisi olarak söyleyebilirim ki durum, zannedilenden daha kötü ve her geçen gün kardeşlerimizin aleyhine.
Eritreli muhacirlerin kamplarında aklıma Lübnan’daki Sabra ve Şatilla, Filistin’deki Cebeliyye, Suriye’deki Yermuk, Bangladeş’teki Cox Pazar Kampları geldi. Beyrut’ta Sabra ve Şatilla’yı görme fırsatım olmuştu. Dünyadaki bu mülteci kamplarında yaşayanların ortak özellikleri Müslüman olmaları. Müslümanlara layık görülen bu kötü hayat şartlarından ve muamelelerden dolayı her daim haberdar, rahatsız olmak zorundayız. Bu hislerimizse bizi elimizden geldiğinde bu durumu değiştirmek için çalışmaya sevk etmeli. Ümmet olmak, kardeşlik bunu gerektirir. En azından ahirette “elimden bu geliyordu ve yaptım” diyebiliriz. İnşallah devamı diğer yazıda.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.