Sudan Notları I: Hicret ve Kamplar

Burak Çetik
17:00, 10/01/2026, CumartesiG: Güncelleme: 21:22, 10/01/2026, Cumartesi
CategoryMecra
Mecra
Sudan Notları I: Hicret ve Kamplar
Güneş batarken Kassala şehri.

Sudan’da iç savaşın derinleştirdiği insanî kriz, Kassala’daki mülteci kamplarında tüm çıplaklığıyla hissediliyor. Yerinden edilen aileler, yetim çocuklar ve imkânsızlıklar içinde sürdürülen hayat, bölgedeki trajedinin boyutunu ortaya koyuyor.

Sudan
son birkaç aydır gündemimize yoğun bir şekilde girdi; fakat yıllardır savaşın, acının ve haksızlığın bitmediği bir coğrafya var önümüzde. Osmanlı’nın çekilmesiyle başlayan İngiliz işgali ve sonrasında yaşanan iç karışıklıklar, bölgede uzun vadeli istikrarın sağlanmasını engelledi. Hâlihazırda yaşananları, bölgenin sorunlarını gözlemlemek ve insanî yardım çalışmaları yürütmek için yakın zamanda Sudan’a seyahat ettik.
Maalesef gördüklerimiz, beklediklerimizden çok daha fazlasıydı.
Vize işlemlerimiz tamamlandıktan birkaç gün sonra yaklaşık dört saatlik uçuşumuzu tamamlayıp
Port Sudan
’a indik. Pasaport işlemlerinin ardından, bize refakat edecek kardeşimizle buluşarak kalacağımız otele geçtik. Normalde hemen Kassala’ya gitmeyi planlıyorduk; fakat bölgede devam eden savaş şartlarından dolayı yol izinlerimizin alınması gerekiyordu. İzin alma süreci bir gün süreceği için geceyi Port Sudan’da geçirmek zorundaydık. Bir bakıma bu zorunluluk rahmet olmuştu. Zira gece uçuşu ve havalimanındaki pasaport işlemlerinin uzun sürmesi bizi epey yormuştu. Otelde birkaç saat dinlendikten sonra akşam yemeği için Kızıldeniz’in kıyısında bir balıkçıya geçtik. Yemeğin ardından Sudan’ın geleneksel zencefilli kahvesi "cebene"yi denedik.
Cebene kahvesi.
Cebene kahvesi.
Port Sudan mazisi çok eskiye dayanan bir şehir değil. 1909 yılında İngilizler tarafından Kızıldeniz’i Nil Nehri’ne bağlayan bir merkez olarak kuruldu. Öncesinde Sevakin Adası gibi limanlar hem hacıların hem de tüccarların kullandığı transit bir noktaydı. Port Sudan’da kurulan limanın ardından Sevakin zamanla işlevini kaybetti, ıssızlaştı ve depremlerle yerle bir oldu.
Yolumuz Sevakin’e de düştü. İnşallah sonraki yazıda uzunca bahsedeceğim. Port Sudan bu yapısıyla Sudan’ın en gözde şehirlerinden birisiydi.
2023’te Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında patlak veren iç savaşta Hartum ve Darfur gibi büyük şehirler tabiri caizse yerle bir olunca Port Sudan, ülkenin en gözde şehri ve dünyaya açılan kapısı haline geldi.

Dünyanın farklı yüzü

Port Sudan’da bir gece kaldıktan sonra
Kassala
’ya doğru yola koyulduk. Yaklaşık sekiz saatlik bir yolculuk bizi bekliyordu. Normal şartlarda daha kısa sürmesi gerekiyordu; fakat yolların savaş dolayısıyla gördüğü zarar, oldukça yavaş gitmemize sebebiyet verdiği için yolumuz sekiz saate çıkmış oldu. Yol boyunca bize eşlik eden arkadaşımızla Sudan’a dair muhabbet etme fırsatı bulduk. Kendisi bize gayet açıklayıcı bilgiler verdi. İlk olarak ona Faşir’de yaşananları ve savaşın son durumunu sorduk. Söylediğine göre Birleşik Arap Emirlikleri destekli Hızlı Destek Kuvvetleri, savaşın başlangıcında çok etkiliydi. Özellikle Darfur ve Hartum’da düzenledikleri saldırılar, orduya büyük zararlar veriyordu.
Kuş bakışı Kassala.
Kuş bakışı Kassala.
Sudan'da katliamlar işleyen HDK'nin arkasındaki general "Hâmidetî" kimdir?
Mecra
Sudan'da katliamlar işleyen HDK'nin arkasındaki general "Hâmidetî" kimdir?
Ömer el-Beşir döneminde ordunun bir bileşeni haline getirilen Cancavîdler kabilesi mensuplarından oluşan Hızlı Destek Kuvvetleri, eşkıyalıkları ve halka yaptıkları zulümlerle nam salmış yıllardır. Son dönemlerde ise Faşir’de yaptıkları katliamlarla tekrardan gündeme geldiler.

Yakın zamanlarda el-Cezire’nin yaptığı bir haber bu zulümlerin korkunçluğunu gözler önüne serdi. Haberde konuşan mağdur kadınların anlattığına göre milisler bir eve geldiğinde ilk iş olarak evde genç kız olup olmadığına bakıyor. Kızları esir alarak çeşitli tecavüzlerde ve istismarlarda bulunuyor. Kadınları milis kamplarına götürerek çamaşır, yemek gibi işleri yaptırıyorlar. Aynı zamanda köle pazarlarında insan ticareti yapıyorlar. Haberin en korkunç kısmı ise bebek tecavüzleriydi. Bir yetkilinin ifadesine göre 14’ten fazla kız bebek bu istismarlara maruz kalmış. Genç kızların yaş aralığı ise 11-23 olarak zikrediliyor.

Hartum, Darfur, Faşir ve diğer şehirlerde yaşanan katliamlardan ve tecavüzlerden dolayı hicret eden ailelerin bir kısmı Kassala şehrine geldi. Evini, işini bırakan insanların önünde yeni ve acılı bir gerçek vardı: “mülteci olmak”.
Eritreli Mülteciler Kampı.
Eritreli Mülteciler Kampı.
Dünyanın farklı ülkelerinde mülteci kamplarını görmüş birisi olarak yine duygularımı kontrol etmeye hazırlanıyordum. Zira uzaktan bakıldığında kolay bir şekilde yüksek rakamlar vererek göç eden insanları anlatabiliyoruz. Fakat bizzat hikâyelerine tanıklık edince işin seyri değişiyor. Hayatımızı sorgulamaya başlıyoruz.
Acaba biz de evimizden uzağa bir bilinmeze doğru kaçmak zorunda kalıp ömrümüzü bir çadırda geçirsek nasıl hissederdik?
Çocuklarımız gözümüzün önünde açlıktan, hastalıktan eriyip gitseydi, soğuk havalarda başımızı sokacak sıcak bir çatı bulamasaydık ne yapardık?
Bir yandan bunları düşünüp kahrolurken bir yandan sahip olduğumuz nimetlere şükretmemiz gerektiğini öğreniyoruz.

Yıllardır çadırlarda yaşayan aileleri ziyaret ettiğimizde çok acı manzaralarla karşılaştık. Çocukların önemli bir kısmı yetimdi. Anneler tek başlarına yetim çocuklarına sahip çıkmaya çalışıyor. Çalışamadıkları için dışarıdan gelecek yardımlarla hayata tutunmaya çabalıyorlar. Çocuklar, yetersiz beslenmeden dolayı zayıflamış ve hastalanmış durumdaydı.

Kampın temel sorunlarından bir tanesi ise engelli ve hasta çocukların tedavi imkânına sahip olmaması. Kaç tane aile bu durumdan şikayet etti, hatırlamıyorum bile. Mesela bir ablamız, dağıtımlar esnasında yanımıza gelerek, halini göstermek için bizi çadırına davet etti. Çadıra gittiğimizde karşılaştığımız manzarayı tarif edebilecek bir kelime var mıdır, emin değilim. Üç çocuğu da engelli olan ablamızın çadırında oturabileceği bir alan dahi yoktu. Çocuklarının tedavisi için yardım talebinde bulunuyordu. Bir başka çadıra daha davet edildik. Hayatım boyunca art arda gelen bu davetler kadar beni üzen, göğsümü daraltan, boğazımı düğümleyen hiçbir davet aldığımı hatırlamıyorum. Bizi çadırına çağıran ablamızın oğlunun hastanede ameliyat olması gerekiyor; fakat imkânsızlıklardan ötürü ameliyatını yapamadığı için çocuğunun ölümünü bekliyor. Kamplardaki çocukların önemli bir kısmı bu tarz hastalıklarla mücadele ediyor. Bunun en temel sebebi ise açlık, temiz suya erişimin kısıtlı olması ve kuşkusuz fakirlik.

Bu sebeplerden dolayı kamplarda sıcak yemek ikramında, gıda kumanyası ve un dağıtımlarında bulunduk. Çocukların bir tabak yemek aldığında yaşadığı mutluluk, görülmeye değerdi. Dağıtım esnasında duyduğumuz şu cümle, halin izahı sadedindeydi:
“Kızım bak, bugün nasipliyiz. Ne mutlu bize, yemek geldi elhamdülillah.”
Bir öğün yemekle bu kadar mutlu olan insanların midesine acaba kaç gündür doğru dürüst birkaç lokma girmemiştir? Zihnimi kemiren bu soruların yanında dikkatimi çeken şey ise kardeşlerimizin tevekkülü oldu. Konuştuğumuz herkes her şeye rağmen şükrediyor ve Allah’a tevekkül ettiklerini belirtiyordu. Modern dünyanın zokasını yutmuş, halinden sürekli şikayet eden bizlerin bu tavırdan alacağımız çok hisse olmalı. Zihin dünyamızı gözden geçirmeli, halimize şükretmeyi öğrenmeli ve elimizdeki nimetlerin farkında varabilmeliyiz.

Farklı ülkeler aynı kaderler

Eritre Halk Cephesi
, Eritre’yi Etiyopya’ya bağlamaya çalışan güçlere karşı mücadele vermek amacıyla 1950 yılında kuruldu. 1962 yılında Eritre’nin özerk yapısına son verilip Etiyopya’nın eyaleti haline getirilmesinden dolayı cephe, silahlı mücadeleye başladı. İlk dönemlerde Müslüman ve Hristiyanların eşit derecede liderliği üstlendiği mücadelede, cephenin Sudan’a taşınmasıyla Müslümanlar üstünlüğü ele geçirdi. Bu durum Hristiyanlar tarafından kabul edilmediği için süreç, bağımsızlık savaşından Müslüman katliamına evrildi. Hristiyanlar, Eritre Halk Kurtuluş Cephesi adında yeni bir yapılanmaya gitti. Marksizm’i benimseyen bu yapı, Çin’den destek alarak gücünü Etiyopya yerine Eritreli Müslümanlara yöneltti. 1974’te darbe yaparak yönetimi ele geçiren Marksistler, Müslümanlara gün yüzü göstermemeye ant içmişti. Bundan dolayı
yetmişli yıllardan beri birçok Müslüman aile Sudan’ın çeşitli bölgelerine hicret etti; özellikle Eritre’nin sınırında yer alan Kassala şehrine.

Eritreli muhacirlerin kamplarında un dağıtımı gerçekleştirdik. Yaklaşık elli yıldır burada yaşadıklarından dolayı çamurdan ve kerpiçten evler yapmışlar. Kaldıkları yerler bir önceki kamptakilere göre iyi olsa da buradaki sıkıntılar da farklı değildi. Ailelerin önemli bir kısmı yetim durumdaydı. Çocuklar çeşitli hastalıklarla mücadele ediyordu. Her iki kampta da kışla alakalı yardım talebinde bulundu kardeşlerimiz. Hava serindi. Özellikle geceleri montla gezmek zorunda kalıyorduk. Henüz kış bastırmamışken hava bu şekildeyse, ileride kardeşlerimizi zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Bu vesileyle Sudan’ın sesini duyurmaya çalışan insani yardım derneklerinin çağrılarına icabet etmek gerekiyor. Kısmen uzak olduğundan ve sağlıklı bilgi alınamadığından dolayı Sudan, ülkemizde pek gündemde kalmadı. Açlığın, fakirliğin ve hastalığın boyutunu yerinde gören birisi olarak söyleyebilirim ki durum, zannedilenden daha kötü ve her geçen gün kardeşlerimizin aleyhine.

Eritreli muhacirlerin kamplarında aklıma Lübnan’daki Sabra ve Şatilla, Filistin’deki Cebeliyye, Suriye’deki Yermuk, Bangladeş’teki Cox Pazar Kampları geldi. Beyrut’ta Sabra ve Şatilla’yı görme fırsatım olmuştu. Dünyadaki bu mülteci kamplarında yaşayanların ortak özellikleri Müslüman olmaları. Müslümanlara layık görülen bu kötü hayat şartlarından ve muamelelerden dolayı her daim haberdar, rahatsız olmak zorundayız. Bu hislerimizse bizi elimizden geldiğinde bu durumu değiştirmek için çalışmaya sevk etmeli. Ümmet olmak, kardeşlik bunu gerektirir. En azından ahirette “elimden bu geliyordu ve yaptım” diyebiliriz. İnşallah devamı diğer yazıda.

*Fotoğraflar: Burak Çetik
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026