Yüreğe su serpmek: Türkçenin en ince dokunuşlarından biri

İnsan bazen kendinde olan ya da kendine yakın olan güzellikleri göremez. Gözü dışarda olmak böyle bir şey belki de. Kendimden biliyorum. Ama Türkçe sevgim başka. Etimolojiye hep ilgiliydim. Çocukken yörük anneannemin “kapıyı kapat” yerine “kapıyı ildir” demesiyle başladı belki de bu ilgim. Dilimiz gerçekten çok güzel. Tam da buraya bir ilmek atıp konuya girelim.

Yağmur serpiştirdiğinde hoş bir koku oluşur mesela. Bir esnafın sabah dükkânını açtıktan hemen sonra yere serptiği suyunkiyle aynı. Bardaktan boşanırcasına yağdığında yağmur, o koku gelmez ki. Estetik bir dokunuş var orada. Azar azar yağan yağmur için kullanılır serpinti.
Bir ebru sanatçısı fırçasıyla serpiştirir renkleri ebru teknesine ve suya renk verir adeta. Belki de serpiştirmenin en sanatsal hâlidir ebru. Düşündükçe açılıyor zihnim. Gerçekten hiç düşünmemişim bu konuda. Hiç ayaklarınıza denizin serpintileri geldi mi mesela? Dalga değil o, başka bir his. Dalgadan kaçılır ama serpintiden kaçmaya gerek kalmaz.

Sevdiklerinizle bir kahvaltıda buluştunuz diyelim. En renkli kahvaltılar serpme kahvaltılardır malum. O kadar çeşidin arasında kiminin tadını da üzerine serpilen baharatlar verir. Ya hu bu kadar çok kullanıyor muyduk biz bu fiili dediğinizi duyar gibiyim.

Şöyle bitirelim. Konuştuğum arkadaşımın hatırlattığı şu Azeri türküsünün ilk dörtlüğündeki inceliğe bakar mısınız?
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.