Memlükler'den Osmanlı’ya katmanlı bir Gazze mirası: Kâtibü’l-Vilâye Camii

Gazze'nin kalbi Zeytun Mahallesi'nde yükselen, Memlük ve Osmanlı mirasını tek çatıda buluşturan yaklaşık 6 asırlık Kâtibü'l-Vilâye Camii, bitişiğindeki Porphyrius Kilisesi ile paylaştığı ortak duvarla hoşgörünün simgesiydi. Bu sembol İslâm mabedi, Gazze'deki canlı-cansız her şeye saldıran işgalci İsrail'in saldırılarıyla artık enkaza çevrildi...
Bugün, tüm meşakkatine rağmen yeniden Gazze diyebilmenin buruk neşesiyle yazıyorum.
Gazze'de çatlayan her duvar, yıkılan her cami aslında kalplerimizde onarılmayı bekleyen bir boşluğu temsil ediyor. Bu yazıları kaleme alırken amacım, yalnızca mimarî bir yapıyı her yönüyle ele almak değil. Kâtibü'l-Vilâye’nin asırlara meydan okumuş ahvalinde ve tarihinde bugün çaresizlik derdinden muzdarip ümmetimizin eski vakur duruşunu arıyorum. Okuduğunuz satırlarda Kâtibü'l-Vilâye Camii'nin hikâyesini anlatmaya çalışacağım. Hak Teâlâ hayra vesile kılsın.
Kâtibü’l-Vilâye Camii, Gazze şehir merkezinde "Eski Gazze" olarak adlandırılan bölgede, Zeytun Mahallesi'nde ve Ömer Muhtar Caddesi'nde yer alıyor. Büyük Ömer Camii’ne yaklaşık 200 metre mesafede.


Memlük mirası

Emir Seyfüddîn İnâl
İnâl, askerî komutanlık ve üstlendiği tüm görevlerde başarısını kanıtladı. 830'da Emîr-i Kırka, 831'de ise kitabedeki nâibü's-saltana unvanıyla Gazze valiliğine atandı.

Minare kitabesinin ortasındaki arma, İnâl'in hayatının üç ayrı mertebesini tek bir yüzde toplar: Dâvâdar olduğunu söyleyen mürekkep hokkası, sakîlik makamını simgeleyen oyma kâse ve ilk askerî görevine atıfla yerleştirildiği düşünülen zambak çiçeği.
Minare kitabesindeki armanın çizimi.

Gazze'nin en değerli Memlük mimarisi örneklerinden
Esasen dikdörtgen planlı olan Kâtibü’l-Vilâye Camii'nin minaresi doğu duvarının üzerinde yükseliyor. Minare, dikdörtgen bir tabanda sekizgen bir gövde ve üstte konsollarla desteklenen bir müezzin mahfilinden ibaret. Kâtibü'l-Vilâye Camii, bu haliyle Gazze'nin en değerli Memlük mimarisi örnekleri arasında yer alıyor.
Caminin kıble duvarının ortasında yarım daire biçiminde bir mihrap ve hemen yanında mermer bir minber var ve ayrıca minber dahil bazı taş, mermer ve süsleme öğeleri başka Memlük yapılarından getirildi. Cami ayrıca cevşak taşlarıyla desteklenen, üstü örtülü balkonuyla da ünlüdür.
O günün Gazze’sinde taşları nakış gibi işleyen büyüklerimiz, buraları inşa ederken kılıç kadar estetiğin de gerekli olduğunun elbette farkındaydı. Bugün o zarif minberlerin, incecik minarelerin altını üstüne getiren barbarlık; aslında sadece Gazze'nin değil, tüm insanlığın estetik ve ahlakî çöküşünün bir temsili. İnsanlık tüm zarafetini yitirmiş görünüyor.
![Caminin inşa kitabesi: “Bismillahirrahmanirrahim. Kur'ân 9:18 (ilk bölüm, illâ Allâh'a kadar). Bu mübarek camiyi, Allah'ın rahmetine muhtaç kul Ahmed Bek Kâtib el-Vilâye (hükümet kâtibi), 965 Zilkade'sinin başında (15 Ağustos 1558'de başlamıştır) inşa ettirmeyi emretmiştir. [Ya da: 995 Zilkade'sinin başı / Ekim 1587'nin başı.]”](https://img.piri.net/piri/upload/3/2026/6/12/18ff5232-katibul-vilaye-camii.webp)
Osmanlı dönemi
Caminin bugün taşıdığı isim Ahmed Bey'den geliyor: "Kâtibü'l-Vilâye" onun resmî unvanıdır. Yani yapıya adını veren, camiyi ilk inşa eden değil; asırlar sonra onu genişleten vilayet kâtibidir.
Memlük'ün bıraktığı mirası yıkmak bir kenara, tüm inceliğiyle ela alan ve kendi mührünü esirgemeden estetiğini zirveye çekmeye çalışan bir Osmanlı… Farklı hanedanlar, farklı asırlar ama aynı ruh. Bugün yapay sınırlarla birbirine yabancılaştırılmış, kendi kardeşine karşı öteki konumuna düşmüş ve ne yazık ki Gazze'nin çığlığına sağır kalmış gönül coğrafyamızı düşündükçe, o birlikteliğin dilinden ne kadar uzaklaştığımızı çok daha iyi anlıyorum.
1857-1861 yıllarına ait bir hukuk belgesinde ilgi çekici bir kayıt var: Bir kişi, bu camiye yılda bin su tulumu (kırba) sağlamakla yükümlü tutuldu. Bu suyun, bugün hâlâ caminin avlusunda duran depoda biriktirildiği tahmin ediliyor.

Cami sırtında bir kilise: Porphyrius
Kâtibü'l-Vilâye Camii'ni diğer Gazze camilerinden ayrı kılan, bitişiğindeki Porphyrius Kilisesi ile paylaştığı ortak duvardır.
Dünyanın en eski kiliselerinden biri olan ve kökü 5. yüzyıla dayanan bu Rum Ortodoks kilisesi, 5. yüzyılda Gazze’de yaşayan Piskopos Aziz Porphyrius'un adını taşıyor ve onun mezarını da bünyesinde barındırıyor. Aziz Porphyrius (347–420), Selanik doğumlu bir keşiş olup 395 yılında Kudüs Patriği tarafından Gazze piskoposluğuna atandı.
O yıllarda Gazze hâlâ büyük ölçüde pagandı; Hristiyan nüfus son derece azdı. Bölgede gerçek bir dönüşüm şarttı. Porphyrius İmparatoriçe Eudoxia'yı ikna etti ve pagan tapınaklarını yıkacak fermanı çıkarttı; 402'de baş pagan tapınağı Marneion yıkıldı, yerine 407'de Eudoxiana Kilisesi inşa edildi. Porphyrius 420'de Gazze'de vefat etti; mezarı bugün kilisesinin kuzeydoğu köşesinde.

Onun adını taşıyan kilise MS 425 civarında, yine Eudoxiana’ya oldukça yakın bir mevkide inşa edildi. Günümüze ulaşan bina ise büyük ölçüde Haçlıların 1150'lerde yürüttüğü inşaatın ürünüdür; kilise ayrıca 1856'da kapsamlı bir restorasyondan geçti.
- Rum Ortodoks Kudüs Patrikhanesi'ne bağlı olan kilise, dünyanın kesintisiz hizmet veren en eski kiliselerinden biri olarak kabul görüyor.
1432'de Memlükler bu kilisenin tam yanı başına Kâtibü'l-Vilâye Camii'ni inşa etti. Minarenin çan kulesine değdiği, iki yapının ortak bir duvarı paylaştığı bu tablo elbette tesadüf değildi. O dönemin Gazze'sinde Müslüman ve Hristiyan cemaat yan yana yaşadı; bu yapı, o birlikteliğin taşa işlenmiş hali oldu. Hatta halk arasında, Hz. Ömer'in fetih sırasında kumandanı Amr b. Âs'a "Fethettikleri her kilisesinin yanına bir cami inşa etmesini" emrettiği anlatılırdı.
Ümmetimiz fethettiği topraklarda ibadethaneleri yıkıp yağmalamadı, aksine yanı başına kendi camisini inşa ederek omuza omuza yaşamanın da mümkün olduğunu gösterdi. Fakat on yıllardır Filistin’de, Gazze’de şahit olduklarımız; karşımızdaki düşmanın cami, kilise, hastane yahut okul ayırt etmediğini gözler önüne seriyor. Kutsal diye belledikleri tek şey kendi kanlı hayalleri. Bizim asırlarca korumaya çalıştığımız ortak duvarları, güya medeni dünyanın gözleri önünde yerle bir ettiler.
7 Ekim sonrası: Ortak yıkım
Caminin doğrudan hedef alınıp alınmadığı konusunda kaynaklar ayrışıyor. “Centre for Cultural Heritage Preservation”un Ocak 2025 raporuna göre cami herhangi bir hasar almamış görünüyor.

“Genocide in Gaza Platformu” Ekim 2023 sonrasında hazırladığı raporunda; İsrail uçaklarının 20 Ekim 2023'te Katib el-Vilayet Camii'ni doğrudan hedef aldığını, herhangi bir önceden uyarı yapılmadan gerçekleştirilen bu saldırıda yapının tamamen tahrip edildiğini belgeledi. Bu yıkımın fotoğraflandığını da belirtmek gerekiyor.
Bugün, asırlık Kâtibü'l-Vilâye Camii'miz enkaz halinde. O meşhur ortak duvardan geriye sadece moloz yığınları kaldı. Ancak unutmayalım, Gazze'nin yiğit evlatları bu molozları sapanlarına mermi, yüreklerine kuvvet kıldılar. Bir enkaz varsa o da bizim sessizliğimizde, konforlu hayatlarımızda. Kâtibü'l-Vilâye’nin yıkık minaresi, göğe doğru yükselerek tevhidin şahitliğini yapmaya devam ediyor. Biz de bu şahitliğe sesimizle, boykotumuzla ve duamızla ortak olmak zorundayız. Yıkılanlar yeniden inşa edilir. Allah elbette büyüktür, biz ümidimizi diri tutalım yeter ki. Vesselam.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.