1920 Irak İsyanı

Ali Yekta Bey
17:00, 21/07/2026, Salı
CategoryMecra
Mecra
1920 Irak İsyanı
1920 Irak İsyanı, düzensiz aşiret kuvvetlerinin modern bir sömürge ordusuna karşı ne kadar etkili olabileceğini göstermişti.

1920 Irak İsyanı, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu'nun şekillenme sürecinde yaşanan en önemli halk hareketlerinden biri olmuştu. Osmanlı Devleti'nin Irak'tan çekilmesinin ardından İngiltere'nin bölgeyi işgal etmesi ve manda yönetimi kurmaya yönelmesi, Irak toplumunun farklı kesimlerinde büyük bir rahatsızlık oluşturmuştu. Sünnî ve Şiî Araplar ile birçok aşiret, farklı siyasî görüşlere sahip olmalarına rağmen ortak bir hedef etrafında birleşmiş ve yabancı yönetimine karşı ayaklanmıştı. İsyan, Irak milliyetçiliğinin gelişmesinde belirleyici rol oynamış, İngiliz sömürge politikalarının yeniden şekillenmesine neden olmuş ve modern Irak devletinin kuruluş sürecini doğrudan etkilemişti.

Birinci Dünya Savaşı başladığında Irak toprakları Osmanlı Devleti'nin
Basra, Bağdat ve Musul
vilayetlerinden oluşuyordu.
İngiltere
, Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak ve Basra Körfezi üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmek amacıyla 1914 yılında Basra'ya asker çıkarmıştı. İlk hedef yalnızca petrol bölgelerini ve deniz ulaşımını kontrol altına almak gibi görünse de savaş ilerledikçe İngiliz kuvvetleri Bağdat'a ve daha kuzeye doğru ilerlemişti.
Hz. Peygamber’in büyük dedesi Hâşim bin Abdümenâf’a nispetle “Hâşimîler” olarak anılan aile, Şerif Hüseyin’in Mekke Emiri olmasının ardından, önlerine konulan vaatlerin cezbesi ve Ortadoğu’nun içine düştüğü türbülansın da etkisiyle, çok daha büyük rollere soyunacaktı.
Hz. Peygamber’in büyük dedesi Hâşim bin Abdümenâf’a nispetle “Hâşimîler” olarak anılan aile, Şerif Hüseyin’in Mekke Emiri olmasının ardından, önlerine konulan vaatlerin cezbesi ve Ortadoğu’nun içine düştüğü türbülansın da etkisiyle, çok daha büyük rollere soyunacaktı.
1917 yılında Bağdat'ın ele geçirilmesiyle Osmanlı hâkimiyeti büyük ölçüde sona ermiş, 1918 Mondros Mütarekesi'nin ardından ise Musul da İngiliz kuvvetlerinin kontrolüne geçmişti.
I. Dünya Savaşı'nın sona ermesini kutlayan İngiliz birlikleri, Bağdat'ta zafer geçit töreni düzenlemişti, 16 Kasım 1918.
I. Dünya Savaşı'nın sona ermesini kutlayan İngiliz birlikleri, Bağdat'ta zafer geçit töreni düzenlemişti, 16 Kasım 1918.

Savaş sırasında İngiliz yetkilileri Araplara bağımsızlık vaat etmişti. Aynı dönemde Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile yürütülen yazışmalar, Arap toplumunda bağımsız bir devlet kurulacağı yönünde büyük beklentiler oluşturmuştu. Ancak savaş sona erdiğinde bu vaatlerin yerini manda yönetimi planları almıştı. 1916 tarihli gizli Sykes-Picot Anlaşması'nın ortaya çıkması ve daha sonra San Remo Konferansı'nda Irak'ın İngiliz mandasına bırakılması, Iraklıların İngiltere'ye olan güvenini tamamen sarsmıştı.

Sykes-Picot Anlaşması'nın harita üzerindeki hali. A ile işaretlenen bölüm Fransızlara, B ile gösterilen bölüm İngilizlere pay edilmişti.
Sykes-Picot Anlaşması'nın harita üzerindeki hali. A ile işaretlenen bölüm Fransızlara, B ile gösterilen bölüm İngilizlere pay edilmişti.
Irak toplumu oldukça farklı etnik ve mezhepsel yapılardan oluşuyordu. Şiî nüfus ağırlıklı olarak güney şehirlerinde yaşıyor, Sünnî Araplar Bağdat çevresinde yoğunlaşıyor, Kürtler kuzey bölgelerinde bulunuyor, Türkmenler ise özellikle Kerkük, Musul ve Erbil çevresinde önemli yerleşim merkezlerine sahip oluyordu. Buna rağmen
İngiliz yönetimine karşı duyulan tepki, birçok kesimi ortak zeminde buluşturmuştu.

İngilizler başlangıçta doğrudan askerî yönetim kurmuştu. Sivil idare büyük ölçüde İngiliz memurların kontrolündeydi. Vergilerin artırılması, yerel yöneticilerin görevden alınması, aşiret reislerinin geleneksel yetkilerinin sınırlandırılması ve Iraklıların yönetime katılmaması halk arasında huzursuzluğu artırmıştı.

Kaosun mimarı: Mark Skyes
Mecra
Kaosun mimarı: Mark Skyes
  • Özellikle Necef ve Kerbela'daki Şiî din adamları, manda yönetiminin İslâm dünyasının geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu düşünmeye başlamıştı. Büyük isimlerden Muhammed Takî eş-Şîrâzî, yabancı yönetimin kabul edilemeyeceğini açıklamış ve Irak halkının kendi yöneticisini seçme hakkına sahip olduğunu savunmuştu. Onun fetvaları kısa sürede ülkenin birçok bölgesine yayılmıştı.
İsyan sırasında dikkat çeken gelişmelerden biri Sünnî ve Şiî toplumlarının ortak hareket edebilmesi olmuştu.
İsyan sırasında dikkat çeken gelişmelerden biri Sünnî ve Şiî toplumlarının ortak hareket edebilmesi olmuştu.

Şiî ulemanın çağrıları yalnızca dinî çevrelerde karşılık bulmamıştı. Fırat havzasındaki büyük aşiretler de İngiliz yönetimine karşı hazırlıklara başlamıştı. Aşiret reisleri, manda sisteminin kendi geleneksel otoritelerini zayıflatacağını düşünüyordu. Bu nedenle din adamları ile aşiret liderleri arasında güçlü bir iş birliği oluşmuştu.

Bağdat'ta ise eğitimli seçkinler ve eski Osmanlı bürokratları farklı yöntemlerle İngiliz yönetimine karşı mücadele yürütüyordu. Gazetelerde manda karşıtı yazılar yayımlanıyor, siyasî toplantılar düzenleniyor ve bağımsız Irak fikri giderek daha fazla destek kazanıyordu.
1920 yılının ilk aylarında İngiliz yönetimi bazı aşiret reislerini tutuklamaya başlamıştı. Bu gelişme zaten yüksek olan gerilimi daha da artırmıştı. Haziran ayında Rumeyse bölgesinde başlayan olaylar kısa sürede geniş çaplı bir ayaklanmaya dönüşmüştü.
İsyanın ilk aşamalarında aşiret savaşçıları
demiryollarına saldırmış, telgraf hatlarını kesmiş ve İngiliz karakollarını kuşatmıştı.
İletişim hatlarının kesilmesi İngiliz ordusunun koordinasyonunu önemli ölçüde zorlaştırmıştı.

Temmuz ayına gelindiğinde isyan Orta Fırat bölgesinin büyük kısmına yayılmıştı. Kûfe, Necef, Kerbela, Hille ve Divaniye çevresindeki aşiretler ayaklanmaya katılmıştı. İngiliz birlikleri birçok bölgede geri çekilmek zorunda kalmıştı.

İsyancıların en büyük avantajı yerel coğrafyayı çok iyi bilmeleri olmuştu. Sulama kanalları, hurmalıklar ve bataklık alanlar İngiliz ordusunun hareket kabiliyetini sınırlandırıyordu. Süvari birlikleri ve aşiret savaşçıları ani baskınlar düzenleyerek İngiliz kuvvetlerine ciddi kayıplar verdirmişlerdi.

Askerî açıdan bakıldığında, 1920 İsyanı düzensiz aşiret kuvvetlerinin modern bir sömürge ordusuna karşı ne kadar etkili olabileceğini göstermişti.
Askerî açıdan bakıldığında, 1920 İsyanı düzensiz aşiret kuvvetlerinin modern bir sömürge ordusuna karşı ne kadar etkili olabileceğini göstermişti.

İngiliz yönetimi başlangıçta isyanın kısa sürede bastırılacağını düşünmüştü. Ancak ayaklanmanın hızla büyümesi Londra'da ciddi endişe oluşturmuştu. Bölgeye yeni asker sevk edilmiş, Hindistan'dan takviye birlikleri gönderilmişti.

İngilizler ilk kez geniş ölçekte hava gücünden de yararlanmıştı. Kraliyet Hava Kuvvetleri isyancı köylerini bombalamış, keşif uçuşları gerçekleştirmiş ve kara birliklerine destek vermişti. Bu yöntem ilerleyen yıllarda İngiliz sömürge yönetiminin temel güvenlik politikalarından biri hâline gelmişti.

  • Çatışmalar sırasında hem İngiliz kuvvetleri hem de Iraklı isyancılar ağır kayıplar vermişti. Binlerce Iraklı hayatını kaybetmiş, yüzlerce İngiliz askeri ve sivil görevlisi öldürülmüştü. Ayaklanmanın maliyeti ise İngiltere açısından beklenenden çok daha yüksek olmuştu.

İsyan sırasında dikkat çeken gelişmelerden biri Sünnî ve Şiî toplumlarının ortak hareket edebilmesi olmuştu. Tarih boyunca zaman zaman farklı siyasî eğilimlere sahip olan bu iki büyük topluluk, bağımsızlık hedefi etrafında önemli ölçüde işbirliği yapmıştı. Bu durum daha sonra Irak milliyetçiliğinin gelişmesinde sembolik önem taşımıştı.

İngilizler yalnızca askerî yöntemlerle sonuca ulaşamayacaklarını anlamıştı. Bu nedenle siyasî çözüm arayışları hız kazanmıştı. Koloni Bakanı Winston Churchill başkanlığında 1921 yılında
Kahire Konferansı
düzenlenmişti. Konferansta Irak'ın yönetim modeli ayrıntılı biçimde ele alınmıştı.
“Kahire Konferansı” olarak kayıtlara geçen toplantının sonunda, bugünkü Irak ve Ürdün’ün oluşturulması, her iki ülkenin de başına Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Abdullah’ın geçirilmesi karara bağlandı. Toplantının en ünlü katılımcıları Winston Churchill, Gertrude Bell ve Thomas Edward Lawrence idi. “Modern Irak’ın planlayıcısı” olarak da bilinen Bell, ayrıca, toplantıda yer alan tek kadındı.
“Kahire Konferansı” olarak kayıtlara geçen toplantının sonunda, bugünkü Irak ve Ürdün’ün oluşturulması, her iki ülkenin de başına Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Abdullah’ın geçirilmesi karara bağlandı. Toplantının en ünlü katılımcıları Winston Churchill, Gertrude Bell ve Thomas Edward Lawrence idi. “Modern Irak’ın planlayıcısı” olarak da bilinen Bell, ayrıca, toplantıda yer alan tek kadındı.

Konferans sonunda doğrudan askerî yönetim yerine yerel bir monarşi kurulması kararlaştırılmıştı. Hicaz Kralı Hüseyin'in oğlu Faysal, Irak kralı olarak seçilmişti. Böylece İngilizler hem yerel meşruiyet sağlamayı hem de kendi çıkarlarını korumayı hedeflemişti.

1921 yılında yapılan plebisitin ardından
Faysal resmen Irak Kralı olmuştu.
Yeni devlet görünüşte bağımsız olsa da dış politika, savunma ve mali konularda İngiliz etkisi uzun yıllar devam etmişti.
23 Ağustos 1921 günü, Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal “Irak Kralı” olarak İngilizler tarafından Bağdat’ta tahta çıkarıldı.
23 Ağustos 1921 günü, Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal “Irak Kralı” olarak İngilizler tarafından Bağdat’ta tahta çıkarıldı.

1922 tarihli İngiltere-Irak Antlaşması da manda sistemini farklı bir biçimde sürdürmüştü. Irak yönetimi birçok konuda Londra'nın tavsiyelerine uymayı kabul etmişti. Buna rağmen Iraklı milliyetçiler tam bağımsızlık taleplerini sürdürmüştü.

1920 İsyanı'nın ardından Irak'ta modern devlet kurumları hızla oluşturulmuştu.
Bakanlıklar kurulmuş, düzenli ordu teşkil edilmiş ve merkezî yönetim güçlendirilmişti. Ancak mezhepsel ve etnik dengelerin yönetimi yeni devlet için sürekli bir sorun olmaya devam etmişti.

Türkmenler de bu süreçten doğrudan etkilenmişti. Osmanlı döneminde önemli idarî görevler üstlenen birçok Türkmen ailesi yeni yönetim yapısında farklı konumlar edinmiş, özellikle Kerkük ve Musul bölgesi siyasî tartışmaların merkezinde yer almıştı.

Kürt bölgelerinde ise durum farklı gelişmişti. Kuzey Irak'taki birçok Kürt aşireti merkezi yönetime mesafeli yaklaşmış, ilerleyen yıllarda çeşitli isyanlar yaşanmıştı. Bu nedenle 1920 İsyanı tüm Irak toplumunu kapsayan ortak bir hareket olsa da sonraki süreçte ülkenin iç siyasî dengeleri yeniden farklılaşmıştı.

Irak milliyetçiliğinin gelişiminde 1920 İsyanı önemli bir dönüm noktası kabul edilmişti.
Iraklı tarihçiler bu ayaklanmayı modern ulusal kimliğin doğuşunu simgeleyen olaylardan biri olarak değerlendirmişti.
Her yıl düzenlenen çeşitli anma programlarında isyanın bağımsızlık mücadelesindeki yerine dikkat çekilmişti.

İngiliz tarih yazımında ise isyan uzun süre sömürge yönetiminin karşılaştığı en büyük krizlerden biri olarak ele alınmıştı. Birçok İngiliz yetkili, doğrudan işgal yönetiminin sürdürülebilir olmadığını bu olaydan sonra kabul etmişti.

Askerî açıdan bakıldığında, 1920 İsyanı düzensiz aşiret kuvvetlerinin modern bir sömürge ordusuna karşı ne kadar etkili olabileceğini göstermişti. Demiryollarının hedef alınması, haberleşmenin kesilmesi ve yerel coğrafyanın etkin kullanılması sonraki birçok direniş hareketi tarafından örnek alınmıştı.

Siyasî açıdan ise isyan, manda sisteminin meşruiyetini ciddi biçimde sarsmıştı. İngiltere askerî bakımdan ayaklanmayı bastırmış olsa da siyasî hedeflerinin önemli bölümünü değiştirmek zorunda kalmıştı. Dolayısıyla isyan yalnızca askerî bir yenilgi ya da zafer olarak değil, sömürge yönetiminin sınırlarını ortaya koyan tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendirilmişti.

Bugün 1920 Irak İsyanı, yalnızca Irak tarihinin değil, modern Ortadoğu tarihinin de en önemli kırılma noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında çizilen yeni sınırlar, manda sistemi, sömürge yönetimi ve ulusal bağımsızlık mücadeleleri arasındaki karmaşık ilişkinin en çarpıcı örneklerinden birini oluşturmuştu. Irak halkının farklı kesimlerini ortak bir hedef etrafında bir araya getiren bu isyan, modern Irak devletinin doğuşunu hızlandırmış, ülkenin siyasî hafızasında kalıcı bir yer edinmiş ve bölgedeki bağımsızlık hareketlerine ilham veren tarihî gelişmelerden biri olarak önemini korumuştu.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026