Biyoteknoloji uzun ömür yatırımlarını büyütüyor

1965’te küresel ortalama yaşam süresi 55 yılken, günümüzde 70’in üzerine çıktı. Dünya hızla yaşlanırken 2030’da her 6 kişiden 1’inin 60 yaş ve üzerinde olacağı tahmin ediliyor. Ancak yaşam beklentisi artarken, sağlıklı uzun ömürlülük aynı hızda artmıyor ve bu da sağlık hizmetleri ve sosyal destek sistemleri için uzun vadeli zorluklar ortaya çıkarıyor. Buna karşılık uzun ömür biyoteknoloji sektörü, sağlıklı yaşlanmayı desteklemeyi amaçlayan girişimler ve yatırımlar ile büyümeye devam ediyor.
Biyoteknoloji son yıllarda yalnızca sağlık sektörünün değil, küresel ekonominin de en hızlı yükselen alanlarından biri haline geldi. Dünya genelinde uzun ömür ekosistemine ait yaklaşık 185 bin şirket bulunuyor. Annual Longevity Investment Report 2024 verilerine göre sektöre 2024 yılında 8,49 milyar dolar yatırım yapıldı. Uzun ömür ekonomisinin toplam değeri 800 milyar dolara yaklaşırken, bu miktarın 2034’te 1,9 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Yaşlanan nüfus, kronik hastalıkların artışı ve kişiselleştirilmiş tedavi talebinin güçlenmesi sektörü yapısal olarak büyütürken; yapay zeka, gen düzenleme teknolojileri ve veri analitiğindeki atılımlar Ar-Ge süreçlerini hızlandırdı ve maliyetleri düşürdü. Bu nedenle yatırımcılar için biyoteknoloji uzun vadeli büyüme potansiyeli taşıyan stratejik bir sektör olarak görülüyor. Teknoloji milyarderleri de artık yalnızca dijital dönüşüm değil, biyolojik dönüşüme de odaklanıyor. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, hücresel gençleştirme çalışmaları için yaklaşık 3 milyar dolarlık yatırım yaparken; ChatGPT’nin arkasındaki isim Sam Altman, insan yaşam süresine ortalama 10 yıl ekleme hedefiyle 180 milyon dolarlık bir girişimi hayata geçirdi.

Google’ın kurucu ortaklarından Page’in desteklediği Calico Life Sciences ise yaşlanmanın moleküler temellerini çözmeye odaklanıyor. Alphabet çatısı altında faaliyet gösteren şirket, uzun vadeli Ar-Ge yatırımlarıyla dikkat çekiyor. PayPal’ın kurucularından ve Silikon Vadisi’nin etkili yatırımcılarından Thiel de yıllardır yaşlanma karşıtı araştırmalara destek veriyor. Thiel, özellikle rejeneratif tıp ve biyoteknoloji girişimlerine erken aşama yatırımlarıyla biliniyor.
Rejeneratif tıp yükseliyor
Uzun ömür için biyoteknolojik hedefler; dünya çapında ciddi yatırımlar, fonlar, startup’lar ve devlet-özel sektör projeleri ile destekleniyor. Bu yatırımlar ise sadece sağlık süresini uzatmak değil, yaşlanma sürecini yavaşlatmak ya da kökten değiştirebilecek bilimsel çalışmalar ile ilerliyor. Bu şirketlerin çoğu halen erken aşama klinik deneyler veya klinik öncesi çalışmalar yürütüyor; yani tam ticari ürünleri henüz piyasaya çıkmış değil. Bununla beraber dünyanın dört bir yanında uzun ömre yönelik biyoteknoloji şirketlerinin çalışmaları ve aldıkları yatırımlar artıyor.
Sağlıklı yaşlanmanın önemi arttıkça, insan ömrünü daha sağlıklı yaşlandırmaya yönelik yatırımlar da yön değiştiriyor. Geleneksel tedavilerden, hücre ve gen temelli yenilikçi çözümlere doğru güçlü bir kayış yaşanırken bu dönüşümün en önemli alanlarından biri olan rejeneratif tıp pazarının, 2033 yılına kadar 578,59 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu büyüme, sektörün artık hastalıkları sadece kontrol etmek yerine, biyolojik olarak onarmayı hedeflediğini gösteriyor. Ayrıca hücre terapisi pazarının 2026’ya kadar 8,85 milyar dolara, yapay zeka destekli ilaç keşif platformlarının ise 24,51 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Şirketler artık hücre teknolojileri, gen düzenleme ve hassas ilaç dağıtım sistemlerini bir araya getirerek daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedaviler geliştirmeye odaklanıyor. Bu dönüşüm özellikle metabolik hastalıklar alanında büyük bir potansiyele sahip. Yaklaşık 65,2 milyar dolarlık metabolik sendrom pazarı, semptomları bastıran çözümler yerine, hastalığın kökenine inen tedavilere doğru evriliyor. Yatırım cephesinde ise hücre bazlı ve gen hedefli tedaviler, uzun ömür ekonomisinin en güçlü büyüme alanlarından biri olarak görülüyor.

ABD sektörün lokomotifi
Uzun ömür ekonomisinde küresel ağırlık merkezi net biçimde ABD’de bulunuyor. 2024 verilerine göre, dünyadaki uzun ömür odaklı şirketlerin yüzde 57’si ABD merkezli faaliyet gösterirken, sektörde gerçekleşen toplam işlem hacminin yüzde 84’ü de yine bu pazarda toplandı.
Avrupa ve Asya ise daha sınırlı bir paya sahip olmakla birlikte ivme kazanıyor. 2021’in üçüncü çeyreği itibarıyla uzun ömür temalı şirketlerin yüzde 17,3’ü Avrupa’da, yüzde 9,8’i ise Asya’da konumlanıyor. Özellikle son yıllarda Çin ve Hindistan’daki yatırım hacminde gözlenen artış, önümüzdeki dönemde küresel rekabetin daha dengeli bir yapıya evrilebileceğine işaret ediyor.

Türkiye’de de şirket sayısı artıyor
Türkiye’de biyoteknoloji alanı da pandemi sonrası dikkat çekici bir ivme yakaladı. TÜİK verilerine göre 2023 itibarıyla 687 girişim biyoteknoloji faaliyeti yürütüyor. Bu sayı 2020’de 499 seviyesindeydi. Artış, sektörde hem Ar-Ge hem de üretim kapasitesinin genişlediğini gösterse de bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin önemli bölümü küçük ölçekli. Buna göre biyoteknoloji şirketlerinin sadece 42’si 250 ve üzeri çalışana sahip.

Uygulama alanlarına bakıldığında, biyoteknoloji girişimlerinin yüzde 39,7’si insan sağlığına yönelik çalışmalar yürütüyor. Türkiye’de şirketlerin en fazla kullandığı biyoteknolojik teknik ise DNA/RNA temelli uygulamalar oldu. 326 girişim bu alanda faaliyet gösterirken, süreç biyoteknolojisi teknikleri ve proteinler ile diğer moleküler teknikler 190 girişimle öne çıkan diğer alanlar arasında yer aldı.
Sektörün en çarpıcı göstergelerinden biri Ar-Ge harcamalarındaki artış. 2020’de 446 milyon TL olan biyoteknoloji Ar-Ge harcaması, 2023’te 2 milyar 493 milyon TL’ye yükseldi. Ancak buna rağmen biyoteknoloji Ar-Ge harcamalarının toplam şirket Ar-Ge harcamaları içindeki payı yüzde 1,16’dan yüzde 1,01’e geriledi.

TÜİK verilerine göre girişimlerin yüzde 63,6’sı, biyoteknoloji Ar-Ge faaliyetlerinin önündeki en büyük engelin sermayeye erişim olduğunu belirtiyor. Nitelikli insan kaynağına erişim ve yurt dışından genetik kaynak temini diğer önemli engeller arasında yer alıyor. Ticarileşme tarafında ise yine sermaye sorunu ilk sırada bulunuyor; bunu uluslararası pazarlara erişim ve dağıtım kanallarındaki eksiklik izliyor.
Bu yazının başlığı, yazardan bağımsız olarak editoryal şekilde hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.