Avrupa'nın en iyi plajı neden bir tatil köyü değil?

Bir plaj düşünün. Avrupa'nın en iyisi seçilmiş. Aklınıza ne geliyor: sıralı şezlonglar, kalabalık, yüksek fiyatlar, parlak bir tatil köyü?
Bu yıl listenin tepesine çıkan yer, tam da bunların hiçbiri değil.
Avrupa'nın en iyi plajı seçilen Monte Clérigo, Portekiz'in güneybatı ucunda, Costa Vicentina kıyısında. Onu zirveye taşıyan özellikler ilginç: sahicilik, doğa ve "gösterişsiz lüks". Bir doğal parkın içinde yer alıyor, çevresinde yürüyüş rotaları var ve konaklama, Portekiz'in ünlü noktalarına göre üç kata kadar daha ucuz. Yani kalabalık değil, ücra. Pahalı değil, erişilebilir.

İlk bakışta küçük bir liste haberi. Ama içinde dikkat çekici bir tercih saklı.
Çünkü daha birkaç yıl önce "en iyi plaj" demek, çoğu zaman en gösterişli plaj demekti.
En çok beach club'ı olan, en çok fotoğraflanan, en pahalı şezlongu olan yer kazanırdı. Şimdi ise denklem değişiyor. Listenin tepesindeki yer, az bilindiği, sessiz kaldığı ve henüz kalabalıklaşmadığı için övülüyor. Bir plajın en büyük artısı artık sahip olduğu hizmetler değil; henüz bozulmamış olması.
Bu, aslında turizmde sessiz bir kırılmanın işareti.

Listenin geri kalanına bakınca da aynı çizgiyi görüyorsunuz. İlk ona giren plajların çoğu kalabalık merkezler değil, ulaşması bazen zahmetli, küçük, doğal koylar. Hatta yedinci sıradaki Norveç plajına yalnızca yürüyerek ulaşılabiliyor. Yani bir plajın "ulaşması zor" olması artık bir kusur değil, bir değer. Çünkü ulaşması zor olan yer, kalabalıktan da uzak kalıyor.
Reklam
Belki de yeni lüks, kolay ulaşılan değil; korunmuş olan.
İşin ironisi şurada: Bir plaj "Avrupa'nın en iyisi" seçildiği anda, onu en iyi yapan şeyi kaybetme riskiyle karşılaşıyor. Çünkü bu unvan ilgiyi getirir, ilgi kalabalığı getirir, kalabalık ise tam da o sessizliği bozar. Bir yeri övmek, bazen onu yormanın ilk adımıdır.

Yani Monte Clérigo bugün en iyi olabilir. Ama belki de en iyi olduğu için, yarın bir parça daha az kendisi olacak.
Aslında bu listeler bize plajları değil, kendi değişen iştahımızı gösteriyor. Bir zamanlar bolluk istiyorduk: daha çok hizmet, daha çok hareket, daha çok seçenek. Şimdi sadeliği istiyoruz: daha az kalabalık, daha az gürültü, daha az "düzenlenmiş" bir doğa. İstediğimiz şey değişti, çünkü yorulduğumuz şey değişti.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.