Bir otelde bir bardak musluk suyu istiyorsunuz. Cevap "hayır" oluyor. Üstelik bu, kanunen tamamen meşru. Bir bardak su yüzünden açılan bir dava, yıllarca sürdü ve en yüksek mahkemeye kadar gitti. Kazanan: suyu yedi euroya satan otel.
İtalya'nın en yüksek mahkemesi geçtiğimiz günlerde ilginç bir karar verdi: Restoranlar ve oteller, isteyen müşteriye musluk suyu vermek zorunda değil.
Karar, Dolomitler'deki beş yıldızlı bir otelde başlayan bir anlaşmazlığa dayanıyor. Bir misafir, akşam yemeğinde musluk suyu istemiş; otel reddetmiş, yalnızca şişede su önermiş. Misafir "su bir insan hakkıdır" demiş, mahkeme ise "ama kanun seni vermeye zorlamıyor" demiş.
İtalya'nın Yüksek Mahkemesi, restoran ve otellerin müşteriye musluk suyu sunmakla yükümlü olmadığına hükmetti. İlk bakışta küçük, hatta biraz tuhaf bir dava. Bir bardak su yüzünden mahkemeye kadar gitmek…
Ama altında çok daha büyük bir soru yatıyor.
Çünkü su, dünyanın en sıradan şeyi. Bedava aktığını sandığımız, açınca gelen, üzerine düşünmediğimiz bir şey. Ve tam da bu yüzden, bir restoranın "suyu satarım ama vermem" demesi insanı durduruyor. Bir anda fark ediyorsunuz ki en temel şey bile, nerede olduğunuza göre bir hak ya da bir ürün olabiliyor.
İşin ilgi çekici tarafı, Avrupa'nın bu konuda hiç de tek sesli olmaması.

İspanya 2022'den bu yana tüm yeme-içme işletmelerine ücretsiz musluk suyu sunmayı yasal zorunluluk hâline getirdi. İspanya 2022'den beri tüm işletmelere ücretsiz musluk suyu sunmayı zorunlu kılıyor. Portekiz bir adım öteye geçip suyu reddetmeyi bile yasaklıyor. Fransa'nın asırlık "carafe d'eau" geleneği var; yemek söyleyene su ücretsiz gelir. İngiltere alkol satan her mekânı su vermekle yükümlü tutuyor. Almanya, Belçika, Hollanda'da ise su sıradan bir ürün; çoğu zaman gazlı içecekten pahalı.
Aynı kıta, aynı bardak, bambaşka cevaplar. Ve burada asıl mesele su değil, bir toplumun neyi "satılabilir" saydığı.
Çünkü bir ülke suyu ücretsiz kılıyorsa, aslında şunu söylüyor: Bazı şeyler ticaretin dışında kalmalı. Bir başka ülke onu fiyatlandırıyorsa, o da şunu söylüyor: Burada her şeyin bir bedeli var. İki yaklaşım da bir tercih. Ama ikisi de masadaki bardaktan çok daha fazlasını anlatıyor.
Bazen bir yerin kültürünü, menüsünden çok su politikası ele veriyor.

Fransa'da asırlık "carafe d'eau" geleneği gereği, yemek sipariş eden müşteriye su ücretsiz olarak sunulur. Bir misafire bedava su uzatan ülke ile onu yedi euroya satan ülke, aynı sıcakta, aynı susuzlukla, çok farklı şeyler düşünüyor. Biri konukseverliği bir görev sayıyor, diğeri bir hizmet. Biri "buyur, iç" diyor; diğeri "buyur, satın al."
Ve bu fark, bir tatil boyunca fark etmediğimiz ama hep hissettiğimiz o tuhaf "yabancılık" duygusunun tam da kaynağı olabilir.
Ve belki de asıl soru şu: Bir bardak su gerçekten bir ürün müdür, yoksa onu satılabilir bir şeye çevirdiğimiz anda kaybettiğimiz başka bir şey mi vardır?
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.