Rakamsal gerçeklerle yurt dışı alışveriş: Ticaret açığı mı, yerli işletme baskısı mı?
18:30, 25/01/2026, Pazar • GZT Haber Merkezi

8 Ocak itibarıyla yurt dışı alışveriş sitelerinde uygulanan 30 avroluk gümrüksüz alışveriş sınırı tamamen kaldırıldı. Bu karardan yalnızca bir hafta sonra, popüler e-ticaret platformu TEMU’nun Türkiye ofisine bir
operasyon düzenlendi.
Operasyonda yalnızca bilgisayarlara el konulurken, inceleme sonuçlarına dair kamuoyuyla
herhangi bir veri paylaşılmadı
. TEMU cephesinden ise "devletle işbirliğine hazırız" mesajı geldi.İşin asıl ilginç yanı, bu operasyondan
birkaç gün sonra
TEMU’nun Türkiye satışlarını tamamen durdurması oldu. Artık platformda yalnızca Türkiye’de faaliyet gösteren yerel firmalar yer alıyor. Peki, bu radikal değişimin arkasında yatan asıl neden Çin’e karşı verilen devasa dış ticaret açığı mı, yoksa TEMU’nun sunduğu rekabetçi fiyatlar karşısında zorlanan yerli üreticilerin tepkisi mi?
Çin-Türkiye ticaret hattında "asimetrik" dengeler
Türkiye’nin toplam dış ticaret açığı 2025 yılı itibarıyla yaklaşık
92 milyar dolar
olarak gerçekleşti. Bu tablodaki en dikkat çekici detay ise toplam açığın neredeyse yarısının Çin kaynaklı olması.
Aynı yıl Çin’e yapılan ihracat 3,5 milyar dolarda kalırken, ithalat 48 milyar dolara ulaştı. Bir başka ifadeyle, 44,5 milyar dolarlık açık -toplam açığın %45’i-
tek başına Çin’den geliyor.Burada e-ticaretin payı, bir önceki yıla göre yaklaşık 2,5 kat artarak 150 milyar lirayı (yaklaşık 3,5 milyar dolar) aşmış durumda. Toplam dış ticaret açığına bakıldığında bu rakam aslında
"devede kulak"
kalıyor. Evet, ortada büyük bir sorun var; ancak asıl sorun "devede" (genel dış ticaret açığı), "kulağın" (e-ticaret) çekilmesinin asıl nedeni ise yerli işletmeler.
Yerli üreticinin huzursuzluğu
Süreç, İTO Başkanı Şekib Avdagiç’in yerli üreticinin rekabet gücünü kaybettiğini her platformda dile getirmesiyle ivme kazandı. Zira 2024 yılından bu yana iş dünyası kulislerinde bu rahatsızlık yüksek sesle konuşuluyordu.
Tüketiciler, Türkiye’de
1.500 liraya
satılan bir ürünü yurt dışı sitelerinden 150-200 lira
gibi sembolik fiyatlara alabildiklerini keşfettiler. Ekonomi yönetimi önce alışveriş limitini düşürmeyi denedi, ancak bu yeterli olmayınca muafiyeti tamamen kaldırma yoluna gitti.Bir seçim yapıldı: Halk mı, iş dünyası mı?
Karar vericiler kritik bir kavşaktaydı: Ya çoğunluğun, yani halkın ucuz ürüne erişim talebini karşılayıp serbest piyasayı koruyacaklardı ya da yüksek faiz nedeniyle finansmana erişmekte zorlanan yerli işletmeleri koruma altına alacaklardı.
Tercih,
iş dünyasından
yana kullanıldı. Alınan kararın saf bir iktisadi gerekçeden ziyade korumacı bir refleks olduğu açık. Neticede, ürünün rotası değişmedi; sadece ithalatı yapan kişi değişti. Artık vatandaş doğrudan ithal etmek yerine, işletmelerin ithal ettiği ürünü onlardan satın alacak. Bu durum, halkın gözünde işletmeleri "üretici" değil, sadece birer "aracı" konumuna düşürüyor.
Sonuç: Kolay para ve teşvik çıkmazı
Bu karara mutlak bir
"haklı"
veya "haksız"
etiketi yapıştırmak zor. Türkiye’deki pek çok işletme, üretimden ziyade ithalata dayalı
bir modelle ayakta duruyor. Paylar bu kadar yüksekken; istihdam, arz ve talep dengelerini bozmamak adına bu korumacı yol seçildi. Halk ise doğal olarak tepki gösterecektir.Bu tablo, ihracatçılara verilen teşviklerin neden bu kadar kritik olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Çünkü ithal edip fahiş kârlarla satmak, yani
"kolay para"
varken; kimse üretimin ve gerçek ihracatın riskli yükü altına girmek istemiyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.