Aileyi ve nesebi koruyan hükümlerden biri: Kadınların iddeti

Kur’an-ı Kerim’de bulunan ahkâm ayetlerinin büyük kısmını aile hukuku ile ilgili olanlar teşkil eder. Bu durum ailenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterdiği gibi insanların bu hususta yanlışa sapmalarının daha kolay, bu yanlışların açacağı tahribatın da büyük olacağını ifade eder. Bu ayetlere ve ayetlerin açıklaması babındaki hadislere istinaden fakihler aile hukuku alanında detaylı hükümler ortaya koymuşlardır. Bunlardan biri de kadının iddeti meselesidir.
Lügatlerde “bir şeyi saymak, sayılan bir şeyin miktarı” mânâlarına gelen iddet, fıkıh açısından “evlilik bağı sona eren yaşayan bir kadının, yeniden evlenmek için beklemek zorunda olduğu müddet” şeklinde tanımlanabilir.
İddet çeşitleri
İslam hukukunda iddet çeşitleri klasik kaynaklarda genellikle kur’larla (hayız veya temizlik), aylarla ve hamileliğin sona ermesiyle belirlenen iddetler şeklinde ele alınmıştır. Ancak sistematik bir tasnifle;
Ayrılık iddeti talak, fesih veya mahkeme kararıyla evliliğin sona ermesi hâlinde söz konusu olurken; vefat iddeti kocanın ölümü sebebiyle evliliğin sona ermesi durumunda gündeme gelmektedir.
Sahih nikâhta zifaf veya halvet gerçekleşmemişse ya da fasit nikâhta fiilî birleşme olmamışsa iddet gerekmez. Bu hüküm Kur’an’da açıkça belirtilmiştir.
Sahih veya fasit fark etmeksizin zifaf yani fiili birleşme iddet gerektirirken, mezheplerin çoğunluğuna göre geçerli bir nikahta halvet hali de iddet gerektirir. Mesela bir kız ve erkeğin nişanlı iken imam nikahı kıyılmış olsa, bunlar başkalarının onlardan izinsiz giremeyeceği bir yerde başbaşa kaldıklarında fiili birleşme olmasa bile ayrılma durumunda nikahın diğer gereklilikleri yanında kıza iddet de gerekecektir.
Reklam
Yaşlılık veya biyolojik sebeplerle hayız görmeyenler ise üç hicrî ay beklerler. Eğer iddet bekleme hicri ayın başından itibaren başlamamışsa Ebû Hanife’ye göre 90 gün sayılmalıdır.
Hayız gören kadın, ayrılık olduktan sonra gebelik, süt emzirme, hastalık gibi bir sebebe bağlı olmaksızın bilinmeyen bir nedenle âdetten kesilse, Hanefî ve Şâfiî âlimlere göre hayız görene kadar beklenir. Bu süre âdetten kesilme yaşına kadar bile devam etse böyledir. O yaşa geldiğinde üç aylık süreye tâbidirler: Malikî ve Hanbelîler ise böyle bir durumda iddetin bir yıl olacağını söylemişlerdir. Bunun dokuz ayı gebelik şüphesi için beklenirken, üç ayı hayız görmeyenlerin iddet müddetidir.
Hayız görme yaşı içindeki bir kadında bunun gerçekleşmemesi bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir. Günümüzde böyle bir durum tedavi edilmekte veya kadının erken menopoza girdiği tespit edilebilmektedir. Bu sebeple böyle bir durumda tedaviye gidilmesi, âdetten kesilmenin tahakkuk ettiği (menopoz) tespit edilirse de üç aylık iddet beklenilmesi veya ihtiyata dikkat ederek Malikî ve Hanbelîlerin görüşünün alınmasının daha uygun olduğu kanaatindeyiz.
Hastalık veya emzirme gibi bilinen bir sebeple ay hâli kesilen kadının iddeti, sebep ortadan kalktıktan sonra üç kur’ (hayız veya temizlik) görmesiyle tamamlanır. Ay hâli tamamen kesilme tahakkuk etmişse üç aylık iddet bekler.
Reklam
İddetin başlangıcı ve bitişi
Bir erkek karısını boşadıktan sonra kadın iddet beklerken yeniden karısına dönse sonra tekrar boşasa, fiili birleşme olsun olmasın iddet yeniden başlar.
Menopoza giren kadın aylarla iddet beklerken yeniden âdet görmesi hâlinde iddet kur’lara yani Hanefilere göre hayıza, Şafiilere göre temizliğe dönüşür. Hanefiler bundan sonra üç hayız, Şafiiler ise ilk beklemeyi bir sayarak iki temizlik daha beklemesi gerektiğini söylerler.
Ay hâliyle iddete başlayan ve bir veya iki hayızdan sonra menopoza giren kadının iddeti bu andan itibaren üç ay olarak hesaplanır.
Şafiiler hamile kadının âdet görebileceğini söylemişlerdir ki zamanımızdaki tespitler de bunu doğrulamaktadır. Böyle bir durumda hayız veya temizlik ile iddet bekleyen bir kadın, hamile olduğunu anladığında iddeti doğumla biter. Hamile bir kadının çocuğunu doğurmadan başkası ile evlenmesi mümkün değildir.
Geri dönülebilecek şekilde karısını boşamış (ric’i talak) koca, iddet bitmeden vefat ederse her durumda vefat iddetine dönüşür ve kadın, erkeğin ölüm tarihinden itibaren dört ay on gün iddet bekler.
İddet süresince neler yapılabilir, neler yapılamaz?
İddet bekleyen bir kadının evlenmesi yasak olduğu gibi nişanlanması, böyle bir kadına evlilik teklifinde bulunulması hatta bazı alimlere göre evliliğin ima edilmesi bile caiz değildir.
Kocası vefat eden kadın ise iddet süresince geceleri evden çıkamaz, ancak iddet nafakası bulunmadığından geçimini temin etmek ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gündüzleri dışarı çıkabilir. Sahih bir evlilikten sonra ric‘î veya bâin talak sebebiyle iddet bekleyen kadının, ayetlerin genel lafzı gereği yolculuğa çıkması caiz değildir; bu yasak, farz olan hac ibadetini de kapsar.
Reklam
Bununla birlikte zaruret hâllerinde istisna tanınmıştır. Kadının canı veya malı için endişe duyması, kira borcu sebebiyle evden çıkarılması ya da meskenin yıkılma tehlikesi bulunması gibi durumlarda, iddet bekleyen kadının evden çıkması ve başka bir meskende iddetini tamamlaması caiz kabul edilmiştir.
Şafiilere göre de mazeret hâli hariç hiçbir iddette kadın evinden dışarı çıkamaz.
İddetin hikmetleri
İslam hukukçuları, iddetin farz kılınması hususunda evliliğin sona erme şekline göre çeşitli hikmetler zikretmişlerdir.
İddetin en temel hikmetinin kadının hamile olup olmadığının anlaşılmasını sağlayarak nesebin korunmasına hizmet edeceği hususunda ittifak vardır. Bunun haricinde kocanın vefatı hâlinde iddet, kadının duyduğu üzüntü ve kederi izhar etmesine, vefat eden eşine karşı vefa ve bağlılığını göstermesine imkân tanır.
Eşlerin yeniden birleşmelerine imkân veren boşanma hâllerinde, eşlere yeniden evlilik hayatına dönme fırsatı vererek düşünme ve uzlaşma zemini oluşturur. Kadın, eski eşi ve her iki tarafın yakınları için psikolojik ve sosyal uyum süreci sağlayan bir geçiş dönemi işlevi görür. Ayrıca iddet, mümin kadınlar açısından Allah’ın emrine itaat kapsamında bir ibadet niteliği de taşır.
Bununla birlikte bu hikmetlerin hiçbirisi iddetin illetini teşkil etmediği için bunların yokluğu olan durumlarda iddet de beklemeye gerek yok denilemez. Çünkü iddetin hem çeşitleri hem de müddetlerinin tamamı ayetlerle (Bakara 2/228, 234; Ahzâb 33/49; Talak 65/1, 3) belirlenmiştir. Bu sebepten değiştirme imkânı yoktur.
Avrupa’nın büyük kısmında ise iddet süreleri kaldırılmış, soybağı tespiti tıbbî teşhis ve karinelere bırakılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’deki 300 günlük bekleme süresinin kadınlara yönelik ayrımcılık oluşturduğunu ve özel hayata saygı hakkını ihlâl ettiğine hükmetmiştir. AİHM’ye göre günümüzde “biyolojik babalık karışıklığını önleme gerekçesi” artık geçersiz hâle gelmiştir.
İslam hukukuna göre ise soy bağının DNA testi gibi yöntemlerle tespiti dikkate alınarak iddetin kaldırılmasına müsaade edilemez. Bunun temel nedeni bu hususta insanlara tercih hakkı bırakılmaması, doğrudan ayetlerle düzenlenmesidir.
Reklam
Bunun haricinde İslam Hukukunda DNA testi ile soybağı tespiti istisnai kalmalıdır. Öncelikle evlilik bağı içerisinde bir çocuk her hâlükârda kocadan olduğu kabul edilir ve bu çocuk için DNA testi istenemez. Bunun için ancak kocanın eşine zina isnat edip, lian dediğimiz karşılıklı lanetleşme yapması ve çocuğu reddetmesi gerekir. Ancak bundan sonra annenin isteği ile DNA testi yapılabilir.
Hamile kadınla kendi kocası haricinde birinin ilişkiye girmesi ise kesinlikle yasaklanmıştır. Bir savaş sonrasında kendi hissesine düşen, doğumu yaklaşmış hamile bir esir kadınla ilişkiye girmek istediğini anladığı birisi için Rasülullah Efendimiz (s.a.v.):
Bu hadislerin, “bilimsel olarak bu mümkün değildir” gibi laflarla reddedilmesi dinen doğru olmadığı gibi ilmî olarak da doğru değildir. Bilim, ayetler ve sahih hadislerin peşinden gitmelidir. Nitekim organ (özellikle ilik) nakli sonrasında genetik değişiklikler olduğu Gerçek Hayat’ın önceki sayılarında dile getirilmiştir.


İslam’ın koyduğu ve değiştirilmeye kapalı hükümler, biz bunların hikmetini anlayalım veya anlamayalım insanlık için kıyamete kadar gerekli ve sınır çizici hükümlerdir. İddet de bunlardan biridir. TMK’daki iddet hükümleri İslam Hukukuna göre düzenlenmelidir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.