Rasülullah mürşid-i kâmillerin mürşididir

Kendisini Müslüman kabul eden topluluklar arasında farklı kişileri olmaları gereken konumlarının çok üstüne çıkartarak sapanlar bulunmuştur. Hz. Ali’yi -hâşâ- ilah veya peygamber kabul eden Şii fırkaları, Kadıyânîler, Bahailer, Dürziler, Elijah Muhammed taraftarları vs. hepsi bu kapsamda sayılabilir. Rasülullah (ﷺ) ile ilgili böyle bir durum gerçekleşmemiştir. Onu çok sevdiği, övdüğü için sapan bir fırka bilinmemektedir. Nedense bazıları Efendimize (ﷺ) dönük ümmetin muhabbetini sanki onu aşırı yüceltme gibi lanse etme peşindeler. Neymiş, bizi şirkten koruyacaklarmış(!). Peki, sizi kendi şirklerinizden kim koruyacak?
Bir hoca ‘mürşid-i kâmil’ ifadesinin abartılı hatta hatalı olduğunu anlatma sadedinde “Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem bile kâmil mürşid değildir” diye bir cümle sarf etmiş. Bunun delili de Rasülullah’ın Bedir savaşında ordunun konuşlanacağı yer hususundaki görüşüne bir sahabinin karşı çıkması ve Peygamber Efendimizin (ﷺ) de bunu kabul etmesi yani hatalı görüş bildirmesi imiş. Yoğun tepki gelince, bununla eksiksiz olmanın sadece Allah’a ait olduğunu ifade etmeye çalıştığını anlatan bir video ve yazı yayınladı.
Burada da “Kul kâmil olamaz, asla ve kat’a kâmil olamaz”, “Bir insana kemâl diyemeyiz” “Kemâl sıfatı, sadece ve sadece Allah’a mahsustur. Yani bu mânâda "Kâmil" olan Allah'tır” gibi cümleler sarf etmiş. Bu sözlerine delil olarak da “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Resulü’ deyin!” (Buhari, “Enbiyâ”, 48) hadisini getirmiş.
Kelimenin mânâsını dil ve şeriat belirler
Hangi lisanda olursa olsun bir kelimenin mânâsı toplumun ortak kullanımı ile belirlenir. Lügatler de bunu kaydederler. İslam âlimleri kelimenin lügâvî mânâları yanında şerî anlamları da olabileceğini kabul etmişlerdir. Yani Şeriat, halkın kullandığı bir kelimeye yine lügâvî anlamı ile bağlantılı yeni bir mânâ yükleyebilir. Bu da Kur’an ve sünnet ile bilinebilir. Salat (namaz), zekât kelimelerine yüklenen şerî anlamlar gibi. Böyle olan kelimeler genellikle ıstılah olarak isimlendirilir.
Reklam
Bu sebeple dilimizde kullanılan bir kelimenin mânâsı üzerinden bir yorum yapacaksak öncelikle bunun dildeki (lügatteki) ve varsa ıstılah mânâsına müracaat etmemiz gerekir. Dilde var olan bir kelimeye yeni bir terim anlamı yüklenebilir ama lügâvî mânâ yüklenemez.
TDK Sözlüğü “kemâl” kelimesine olgunluk, istenilen ve beğenilir niteliklerin tamamını taşıma durumu”; “kâmil” içinse sadece “olgun” mânâsını verirken; Kubbealtı Lügati “kemâl” için “İstenilen ve beğenilir niteliklerin tamamını taşıma durumu. En olgun, en yetişkin döneminde olma, olgunluk; Bir şeyin tam ve noksansız dereceye erişmiş olması durumu, mükemmellik, tamlık; Bir kimsenin mânevî meziyetler, ahlâk, ilim ve fazîlet bakımından tam bir olgunluğa erişmiş olması durumu” mânâlarını verirken, “kâmil”e ise “Noksansız, tam, bütün; Olgunluk yaşında olan (kimse); İlim, fazîlet ve hüner sâhibi, mânevî meziyetleri bakımından belli bir olgunluğa erişmiş (kimse); Aklı başında, ciddî (kimse)” mânâlarını vermiş.
Kelimenin menşei olan Arapça lügatı Kamûsu’l-muhît’in Asım Efendi tercümesinde ise el-kemâl / اَلْكَمَالُ için “isimdir, bir şeyin cemî-i eczâsının (bütün parçalarının) yerli yerinde kifâyet (yeter miktarda olanına) ve tamâmına denir” demektedir. El-kâmil / اَلْكَامِلُ içinse “ebvâb-ı mezkûreden (kemâl’den) ism-i fâildir, eczâsı tâmm ve kâfî olan şeye denir” demektedir.
Reklam
Allah’a ulaştırmaya ehil rehber
Mürşid-i kâmil ise tasavvuf literatüründe, “Nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye yolunda tam bir olgunluğa erişmiş, hem ilim hem amel hem hâl bakımından doğru yolda bulunan, müridlerini Kur’ân ve Sünnet çizgisinde Allah’a ulaştırmaya ehil rehber” mânâsında kullanılmaktadır.
Peygamber efendimize tazim farzdır
Onun hakkında övgü dolu ifadeler kullanmak teşvik edilmiş, tarih boyunca naatlar da bunu ifade etmiştir. Güya ‘tevhidi koruyacağız’ diye (ﷺ)in beşer yönünü fazlaca vurgulamak -başka bir art niyet taşımıyorsa- edepsizliktir.
Allah-ü Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de bazı yerlerde Peygamber Efendimize (ﷺ) hitaben “Allah senden affetti” (Tevbe, 9/43), “Yüzünü ekşitti ve döndü” (Abese 80/1) gibi ifadeler kullanması bizim de aynı ifadeleri kullanabileceğimiz mânâsına asla gelmez. Biz kuluz ve Rasülullah (ﷺ)’in ümmetiyiz.
Reklam

Allah-Ü Teâlâ’ya Kâmil denebilir mi?
Ehlisünnet, Allah-ü Teâlâ’nın isimlerinin tevkîfî yani doğrudan Allah-ü Teâlâ tarafından belirleneceği üzerinde ittifak etmiştir. Sıfatlarının da aynı şekilde olduğunu söyleyenler olsa da içinde İmam Gazzâlî’nin olduğu çok sayıda âlim, mânâsı Allah (ﷻ)’ın şanına layık ve noksanlık ihtiva etmeyen bir vasıfla nitelenmesinin caiz olduğunu söylemiştir. Kur’an ve sünnette geçmese bile hem isim hem de sıfatın Allah-ü Teâlâ için söylenebileceğini söyleyen Mutezile dahi aynı şartı getirmiştir.
Allah-ü Teâlâ için “kemâl sıfatlarla muttasıf” denir. Ebû Hilal Askerî, “Bizim ‘kemâl’ dememizle kastettiğimiz şey, kemâl olarak vasfedilen şeyin parçalarının bir araya gelmiş olmasıdır.” der.
Nedense bazıları Efendimize (ﷺ) dönük ümmetin muhabbetini sanki onu aşırı yüceltme gibi lanse etme peşindeler. Neymiş, bizi şirkten koruyacaklarmış(!). Peki, sizi kendi şirklerinizden kim koruyacak?
Hatayı kabul fazilettir
Bir Müslümanın -hele de ilim ehlinden ise- hatalı bir söz söylediğinde yapacağı iş, öncelikle bunun için Allah (ﷻ)’tan af dilemek, sonra doğrusunu yüksek sesle ifade ederek yanlış yaptığını kabul etmektir. Eğer söz hatalı değil de yanlış anlaşıldı ise bunu giderecek açıklamalar yapmaktır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.