Beğeni çağında benlik, emek ve anlamlı hayat arayışı

Ahmet Sait Özkul
10:00, 04/02/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 14:36, 04/02/2026, Çarşamba
CategoryGenç Motto
Genç Motto
Beğeni çağında benlik, emek ve anlamlı hayat arayışı
EN BÜYÜK SAVAŞ: “Ben”i Doğru Yere Koymak

“Wow” ve “like” Çağı'nda beğeni almak, çoğu zaman doğru yerde durduğumuz yanılgısını üretir. Oysa kalabalıklar, her zaman doğruyu teyit etmez. Sonuç olarak nitelikli ve anlamlı bir hayat ne benliği mutlaklaştırarak ne de kendini bütünüyle kalabalıklara teslim ederek yaşanabilir.

Ne-nasıl?
Neyi, nasıl yaptığımız ve emeğin insana “Ben yaptım!” diyebilme imkânı sunmasının kıymeti, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken bir mesele hâline gelmiş durumda. Gerçekten, “Bunu ben yaptım!” diyebileceğimiz zamanlar gitgide daralıyor. Kendi emeğimizle ortaya koyduğumuz işler azalırken çoğu şeyi makinelere yaptırdığımız ve bu “güya” insani koşturmacanın içerisinde giderek makineleştiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Buna rağmen bir şeyi gerçekten yapmış olmanın insana kattığı değer, hâlâ güçlü bir karşılık buluyor. Çünkü bir işi kendi emeğiyle yapmak, insanın kendine güvenmesini sağlar. Sadece üretmek değil, ürettiğimiz iş/kavram/davranış ile kurduğumuz ilişki de önemli. Nitekim artık “Ben iyi bir şey yaptım!” diyebilmek, insanın kendisiyle temas kurduğu nadir alanlardan biri hâline geliyor.
Niçin?
Bir işi yapmış olmanın verdiği güven duygusu, insanı ister istemez, “Yaptığımız şeyi niçin yapıyoruz?” sorusuna götürüyor. “Ben yaptım!” diyebilmek, elbette önemlidir. Ancak, “Niçin yaptım?” sorusu da önemlidir. Çünkü yapılan işin gerçek anlamı, bu cevabın niteliğiyle ortaya çıkar. Bu noktada nedenlerimizi nasıl belirlediğimiz meselesi gündeme gelir. Son yıllarda bu konuda sorgulamadan uzak, ısmarlama cevaplar sunulabiliyor. “Bir şeyi sadece kendin için yap!”, “Kendini sev, kendini öncele!” Bu gibi yaklaşımları benimsemek, insanın kendi nedenlerini gerçekten inşa edip etmediğini gözden kaçırmasına sebep olabilir. Zira asıl mesele, insanın kendi “niçin”ini neye yaslayarak kurduğudur.

Nitekim fert, bazen kendisine en yakın olması gereken gerekçeleri dahi dışarıdan devşirilmiş ölçütlerle temellendirmeye çalışabilir. Ne hissettiğinden veya ne düşündüğünden ziyade, hangi söylemin daha geçerli, daha makbul ya da daha çok tekrar edildiğine bakarak bir gerekçe inşa eder. Bu durum, insanın kendi iç muhasebesini başkasının diliyle yapmasına yol açabilir. Burada belirleyici olan, insanın kendisini hangi fikrî zemin/referanslara göre biçimlendirdiğinin farkında olmasıdır. Çünkü hangi düşüncelerin, hangi öğretilerin ve hangi kabullerin kişinin düşünce dünyasını şekillendirdiği; onun hem kendisiyle hem de yaptığı işle kurduğu ilişkinin niteliğini doğrudan etkiler. Dolayısıyla mesele, sadece ne yaptığımız değil; onu hangi nedenlerle, hangi zeminde ve kimin referanslarıyla yaptığımızdır.

Elimizde ne var?
İşte tam bu noktada, nedenlerini belirlerken insanın elinde ne olduğu ve kendisiyle nasıl bir ortaklık kurduğu meselesi önemli hâle geliyor. Çünkü insan, bütün bu arayışların ortasında, kaçamayacağı bir gerçeklikle yüz yüzedir. Kendisini taşıyan, yönlendiren ve çoğu zaman zorlayan bir benlikle birlikte yaşamak zorundadır. İnsanda bir benlik var, bu doğru. Bazen sevmediğimizi söylesek de nankör ya da bencil olarak nitelendirsek de ondan kopmamız mümkün değil. Gelişim sürecimizde bize eşlik eden bu benlik, nefes aldığımız müddetçe bu dünya şartlarında bizim yoldaşımız. İçimizden söküp atamayacağımız bir parçamız. Bu parça, çoğu zaman bizimle uğraşır ama bunu açıkça göstermez. Bizi önceleyen bir yönü vardır. Başkalarını referans göstererek, kıyaslayarak kendimizi inşa etmeye çalışır. Haz odaklıdır; ertesi günü düşünmez, sürekli bir beklenti hâlindedir ve doyum noktası yoktur. Bu nedenle uzun vadeli planlara ve zorlu yolculuklara eşlik etmek istemez. Gelişimden çok tüketmeyi, süreçten çok hızlı sonucu önemser. Yavaşlıktan hoşlanmaz; hıza âşıktır. Beklemede sabrı tükenir ama kazançtan da vazgeçmek istemez. Bu benlik, doğru konumlandırılmadığında, insanın önünü açmak yerine yönünü daraltan bir etki alanına dönüşebilir.
Ne durumdayız?
Benlikle birlikte yaşamak zorunda olup olmadığımızdan ziyade, onunla nasıl bir ilişki kurduğumuz önemli hâle geliyor. Çünkü insan, elindeki bu gücü ve yönelimi görmezden gelerek değil; onu tanıyarak ve sınırlarını bilerek yol alabiliyor. Tam da burada, artık kabul edilmesi gereken temel bir gerçeklik beliriyor. Asıl mücadele, çoğu zaman dış koşullarla değil, insanın kendi iç dünyasında verdiği mücadeleyle şekilleniyor. “Küçük savaştan dönüyoruz, büyük savaşa gidiyoruz.” Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) Uhud Savaşı sonrası söylediği bu söz, insanın dışarıdaki düşmanla verdiği mücadelenin ötesinde, kendi iç dünyasında yürüttüğü mücadelenin ne kadar çetin olabileceğine işaret eder. Bu ifade, insanın kendi içinde taşıdığı ve çoğu zaman onu merkeze yerleştiren yönelimle kurduğu ilişkinin belirleyiciliğini güçlü biçimde hatırlatır.

İnsanın iç dünyasında taşıdığı ve kontrol edilmediğinde merkez hâline gelen bu yapı, günlük hayatı doğrudan etkileyen sonuçlar üretir. Dikkatsizlik, hırs, acelecilik ve fırsatçılık gibi hâller; yönetilemediğinde hayatı zorlaştıran bir zemine dönüşür. Elbette her şeyin yolunda gideceğine dair bir garanti yoktur. Ancak en büyük mücadelenin, çoğu zaman insanın kendi içindeki “ben” ile yaşandığını kabul etmek gerekir. Bu nedenle birçok düşünür ve bilge, insanın kendisiyle baş başa kaldığı anlara temkinle yaklaşmıştır. Kontrolsüz bırakıldığında bu yönelimin şiştiğini ve insanı yönetmeye başladığını fark etmişlerdir. Onu sürekli beslemekten ve ayrıcalıklı bir konuma taşımaktan kaçınmışlardır. Çünkü anlık hazları önceleyen bu yönelim, insanı uzun vadeli hedeflerden ve sabır gerektiren yolculuklardan uzaklaştırma potansiyeline sahiptir.

Bütün bu tablo, insanın kaçamayacağı bir gerçekle yüzleşmesini zorunlu kılıyor. Benlikle kurulan bu ilişki, yönetilmediğinde hayatı daraltabiliyor; doğru konumlandırıldığında ise anlamlı bir yön duygusu kazandırabiliyor. Fert, sadece mücadelenin varlığını kabul etmesiyle de belirlenemeyebiliyor. Bu mücadelenin nasıl verileceğini düşünmesiyle o yönü, arama/bulma seviyesine çıkılabiliyor. Asıl soru da burada beliriyor: Peki, bütün bunların karşısında çözüm nerede?

Nitelikli bir duruş için “ben”i geri çekebilmek çözüm olabilir mi?
Eğer uğruna mücadele verdiğimiz değerler; gündelik hayatın içinde karşılık bulmuyorsa, savunduğumuz ilkeler yaşam pratiğine dönüşmüyorsa, verilen mücadelenin anlamı giderek bulanıklaşır. Önemli olan, insanın neye karşı savaştığından çok, ne için yaşadığıdır. Çünkü “ben”, merkez olmaktan vazgeçtiğinde anlamlı işler başlar. Kendini amaç değil araç olarak görebildiğinde, sahiplik yerine sorumluluk bilinciyle hareket ettiğinde, bedel ödemeyi göze aldığında ve görünürlük yerine sürekliliği tercih ettiğinde yapılan iş, benliği değil anlamı büyütür. Çünkü anlam, “ben”in parladığı yerde değil; “ben”in geri çekildiği yerde oluşur.

Ahlaki bir duruş, ödül-ceza mekanizmalarından bağımsız olarak kimse görmüyorken de iyi-doğru-güzel olanı yapabilmektir. Bugün imajlar parlatılabilir, davranışlar pazarlanabilir; ancak kalıcı olan, insanın “Bunu kimin için ve ne adına yapıyorum?” sorusuna verdiği sahici cevaptır. Bu iç tutarlılık, nitelikli bir hayatın temelini oluşturur. Ayna örneği, bu noktada yol göstericidir. Aynanın derdi, kendi camını göstermek değildir; içindeki manzarayı aktarmaktır. Ancak ayna kendini öne çıkardığında, yansıttığı anlamı örter. İnsan da böyledir. Sürekli kendini göstermekle meşgul olduğunda, aktarması gereken manayı kaybeder.

Asıl savaşımız, “ben”i doğru yere koyabilmektir. Kendini merkeze almadan ama kendini de yok saymadan yaptıklarının anlamını düşünebilen, sözlerinin ve davranışlarının sonuçlarını tartabilen bir duruş geliştirebilmektir. Belki de gençler için en büyük ilaç, tam olarak budur: Uyanık kalmak ve hayatı sadece görünür olmak için değil, anlamlı yaşamak için sürdürmek.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026