1866’da yazılan havuç ve lahana tecrübesi

Binlerce yıl önce yaşayanlarla aynı bitkiyi pişirip yemek bana hep ilginç gelmiştir. Bu sebzeleri ilk kez tarımsal faaliyetlerin bir parçası haline getiren çiftçiler acaba o zamanki tecrübelerini yazsalardı ortada nasıl bir tarım müktesebatı olurdu?
Geçenlerde, 1866’da, Amerika’da yayımlanan bir kitaba denk geldim: Havuç ve Lahanada On Yıllık Tecrübe. Kitabın yazarı H. A. Cook, on yıl boyunca havuç ve lahana yetiştirmiş. Bu vesileyle edindiği tecrübeyi de kitaplaştırmış. Kitap hacimli değil, kırk sayfa bile etmiyor ama kitabın başlığını görür görmez beynim istemsizce kırk sayfadan fazlasını üretmeye başladı. Havuç da lahana da kadim sebzeler. Aklım ilk buraya gitti. Binlerce yıl önce yaşayanlarla aynı bitkiyi pişirip yemek bana hep ilginç gelmiştir. Bu sebzeleri ilk kez tarımsal faaliyetlerin bir parçası haline getiren çiftçiler acaba o zamanki tecrübelerini yazsalardı ortada nasıl bir tarım müktesebatı olurdu? Cook, kitabın ilk cümlesinde havuç için ideal toprağın mısır ile aynı olduğunu söylemiş. Mezopotamya’daki çiftçi böyle bir cümle kuramazdı, Kolomb takasına henüz birkaç milenyum vardı.
Bitkiler üzerinden kadim ve güncel yaşam arasında bağ kurunca insanda bir şeyler tamama eriyor, bir bütün halini arıyor. Tom Robbins’in Parfümün Dansı romanında pancar üzerinden yapılan anlatı bunun güzel bir örneği. Diğer yandan Louis Sachar’ın Çukurlar romanındaki şeftali ve soğan üzerinden anlatılan hikâye de çok hoşuma gitmişti. Aslında, bir sebzeyi alıp ısırdığımızda uzun yıllar boyunca her insanın yaptığı bir hareketi tekrarlayıp insanlar olarak bütünleşiyoruz. Aktarılan bilginin sınırlı olduğu, bu sebeple bilişsel bir bağ kurmakta zorlandığımız kadim insanlarla, atalarımızla böyle davranışsal bir bağ kurabiliyoruz.
Kitaba geri dönelim. Eminim ki ziraat bilimi çerçevesinde havuç ve lahana hakkında sayısız kitap, makale, yazı kaleme alınmış, yayımlanmıştır. Hatta günümüzde bu tecrübelerini yazı vasıtasıyla aktaran birçok çiftçi dahi olabilir. Bunu belki de sosyal medya veya bir başka mecra üzerinden yapıyordur. Ne var ki eldeki kitap 1866’da yayımlanmış. Burada sanki başka bir hikâye var. Esasında gerçek hikâyenin ne olduğunu bilmiyorum. Biraz araştırdım, bulamadım. Şahsen hayal gücümde şöyle bir şey canlandı:
H. A. Cook’a babasından beş dönüm tarla miras kalmış. Cook da babasının aksine, falanca kök veya sebzeyi ekmek yerine havuç ve lahana ekmeye karar vermiş. Cook’un babası okuma yazma bilen ama okuyup yazmayan bir adamdı. Evlerindeki yegâne kitabın bir İncil olduğunu hayal ettim. Belki bunun haricinde bir de popüler baladlardan bir seçki vardır köşede bir yerde. İncil, aile yadigarı bir Kral James İncili olabilir. Belki de Cook’un babası paraya kıyıp eskimiş İncillerini yeni ve güzel ciltli bir nüshayla ikame etmiştir. Belki de Cook’un babası, bir sebeple başka bir şehre gittiğinde kaldığı otel odasındaki Gideons İncili’ni araklayıp evine getirmiştir. Bu İnciller çok sonra yayımlandı aslında, ama hayal kurunca her şey mümkün.
Cook, babasını bir şey okurken neredeyse hiç görmemiş. İnsanın bir şey okuması için bilgi edinme iştiyakı olmalı. Cook’un babası yoldaki levhaları bile okumazmış çünkü zaten bilirmiş nerede yaşadığını, nereye gittiğini. Zaman zaman, belki kafasına öyle estiği için veya hayatını toparlayıp iyi bir Hristiyan olmak için Cook’un babası evde İncil’i bulup koltuğuna kurulur, rastgele açtığı bir sayfadan kısa bir ayet okurmuş. Ağır ağır okuduğu belagatli cümleyi bitirdikten sona ağzı hafif açık bir şekilde okuduklarını düşünüp buradan kendine bir pay biçmeye çalışırmış. Cook da bu nadir anlarda babasının okuduğunu görürmüş.
Ama Cook başka. Tarihin hangi noktasında durduğunu çok iyi biliyor. İnsanlığın bir bütün olarak birikimini yazıya aktardığı, müktesebatın giderek genişlediği bir çağda yaşadığının farkında. On yıl boyunca yetiştirdiği havuç ve lahanalara dair bir rehber yazıyor. Üstelik “eski” usulün eksikliklerine parmak basıp geliştirdiği yeni modelin ne kadar “tasarruflu” olduğunu da vurguluyor. Bu aslında insanlık tecrübemizde de bir anomali. Normalde tecrübe sözlü aktarılır. Bu şimdi bile aynı sosyal çevreye sahip insanlar arasında en yaygın aktarım metodudur. Cook, işi yazıya dökerek tarih perdesine bir çentik atıyor, manzarayı değiştiriyor. Havuç ve lahana yetiştiren ilk modern insanlardan oluyor.
Basit gibi gözüken, ama aslına bakılırsa yaşadığımız çağın birçok meselesinin nasıl başladığını bir nesne olarak gösteren bu kitaptan bir alıntı yaparak yazıyı sonlandırayım: “Kış sessiz sessiz gelirse gürül gürül gider.”
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.