İstanbul’da toplu ulaşımda aktarma sorunu artıyor

Selamünaleyküm. Ben, yeni uyandım. Yani öyle uhrevi bir yerden veya felsefi ya da toplumsal bir noktadan konuşmuyorum. Gerçekten yeni uyandım. Evet, hâlâ bir “gönderme” içeriyor gibi görünebilir. En iyisi, meseleyi baştan anlatayım. Ben, bir zaman yolcusu değilim. Ama dinlenme tesisleri de yolcu olduğunu kabullenememiş insanlarla dolu değil mi? Kimse, bir kere Yalova’dan Kayseri’ye yolculuk etti diye hayatı boyunca isminin başına “otobüs yolcusu” sıfatı eklemiyor. O yüzden ben de zaman yolcusu değilim. Sadece son iki yüz yıldır mağaradaydım ve yeni uyandım. Ben, zaten o devrin adamı da değildim. Şimdi çok sorun yaşamıyorum. Bazı meselelerde acemilik çekiyorum sadece. Bu günceler, belki bir gün çocuklarıma, torunlarıma kalırsa onlar da birdenbire geldikleri dünyada, acemilik çekmezler.
Bir yerden bir yere gitmek, çok zorlaşmış vaziyette. Eskiden sadece tabanvayla her yere gidebilirdik. Bugünse aynı mesafeyi katetmek için üç vasıta değiştirmek gerekiyor. Şikâyet ettiğimden değil, sadece durumu izah ediyorum. Metro denilen ulaşım aracı, 1846’da bulunmuş. İcat edilmiş demiyorum, çünkü zaten treni biraz aşağı indirmişler. Treni aşağı indirmişler ama insanları aşağı indirmekte zorlanıyorlar hâlâ.
Yürüyen merdiven diye bir ulaşım aracı var. Fakat varlığını unutmuşlar galiba, uyandığımdan beri çalışan örneğini bulmak için İstanbul’da gezip durdum. Benim o gün harcadığım yol ücreti ile en az iki tanesini yeniden imar edebilirlerdi ama tercih meselesi tabii. Ayrıca bu makinanın ismi hatalı. Merdiven yürümüyor, merdiven yürümez zaten neden yürüsün? Belli bir elektrik tahriki neticesinde hareket eden merdiven denebilirdi. Bu da uzun oldu derseniz elektrikli indirgeç denebilirdi. Ama sadece indirmiyor, bazen de yukarı çıkarıyor derseniz yine haklısınız. Ama kardeşim, siz 100 yıldır düşünmemişsiniz; benim iki dakikada bulduğum önerileri eleştirmek yerine siz de mi biraz çabalasanız?
Evet, bulduğum ilk çalışan merdivene bindim. Kimse yoktu. Hemen sağa yanaştım. Yani mağarada da böyle yatardım bir kenarda. Çünkü ayı gelir, balını taşır; tilki gelir, yavrusunu götürür; çita gelir, acelesi vardır. Orada 86 yıl, benim uyanıp da çekilmemi mi beklesinler? Velhasıl mağaradan alışkanlıkla sağa yaslandım. Zemine de ayakkabı temizleme fırçası koymuşlar. Hem ulaşım aracı hem hayvan gerektirmiyor hem de ayakkabı temizliyor. Üstelik ücretsiz. Harikulade, muhteşem, benzersiz… Keşke bu Şehr-i İstanbul’u baştan sona (affedersiniz) yürüyen merdivenle donatsalar da vatandaş ücretsiz seyahat edebilse.
Ben, mutlu mesut dünyanın merkezine doğru yolculuğumu gerçekleştirirken Jules Verne’i yâd ettim. Adam, sanki bir sinema perdesinde izlemiş de geleceği anlatmış. Bunu da bilmiş yani, helal olsun. Bence İstanbul’un ortasında Şişhane’den, Sirkeci’den dünyanın merkezine inebildiğimiz bu alet, metrodan daha önemli bir icat. Yürüyen merdivenlerin metrolara ulaşmak için bir araç olduğu zannediliyor ama bence metrolar, şehrin en güzel yerlerindeki yürüyen merdivenleri birbirine bağlayan basit birkaç vagon.
Zeminden magmaya kadar ahenkle dans eden merdivenin son basamaklarıyla vedalaştıktan sonra perona ulaştım. Yer yer öbekleşmiş insan kalabalıkları vardı. Meğer gelecek trenin kapıya denk gelen hizalarını peronun kolonuna göre hesaplayıp, tam doğru noktada beklemeyi öğrenmişler. Ben de bir insan öbeğinin arasına dâhil oldum. Tren geldi, yavaş yavaş durdu, kapıları açıldı.
Bizim grubun önderi olan 45-50 yaşlarındaki bir hanımefendi, içeriden çıkmaya çalışanları sert bir şekilde uyardı: “Ya binenlere bir öncelik verin, siz inersiniz zaten!” İnenler grubu, durağa yaklaşmadan önce bir lider belirlemedikleri için birkaç cılız itiraz dışında güçlü bir argümanla cevap veremediler. Bu şekilde metronun içine girdik. Sonra binenlerin lideri zaferine güvenerek, “Arkadaşlar! Siz hep oturursunuz, binenlere yer verin,” diye sesini yükseltti.
İçeri girerken vagonun dört bir yanına dağıttığımız “inenler” veya yeni isimleriyle “inemeyenler”, yine birlik oluşturamadığı için kenarlarda oturan “belki de inecekler” bize yer verdi. Ben yokken farklı ulaşım araçlarında örneği yaşandı mı bilmiyorum ama bu başkaldırı, sanırım ilk tren kaçırma vakası olarak tarihe geçecekti. Tarihten gelerek tarihe geçmek, benim için farklı bir paradoks deneyimi oldu. Artık hiçbir şey yapmadan geleceğe de gidebilecektim. Yolcu olduklarını kabullenmeyenlere de güzel bir örnek olabilir bu. Tarihe geçenler de zaman yolcusu olduklarını kabullenemeden ölürler.
Bu baskıcı rejim altında ilerlediğimiz sekizinci durakta liderimiz, kendisinin de bir yerde inenler grubuna geçmesi gerektiğini fark etti. Bizim vagonda ona inanmış onlar, on beşler,
yirmilerin başını eğmemek için sessizce trenin en arkasında liberal kalmış son kapıya doğru yürümeye başladı. İlerlerken geriye gitmenin, geriye gittikçe ilerlemenin, ilerledikçe amacına yaklaşmanın, amacına yaklaştıkça ülküsünden uzaklaşmanın resmini çizdi, yürürken sabık liderimiz.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.