Komplo teorileri belirsizlik karşısında neden güçleniyor?

Haber Merkezi
15:00, 13/06/2026, Cumartesi
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Komplo teorileri belirsizlik karşısında neden güçleniyor?
Entelektüeller ve komplo teorileri: Şüphenin konforu, hakikatin yükü

Entelektüel, sadece çok okuyan ya da diploma sahibi kişi değildir. Fikirleri toplumsal meseleleri anlamak için kullanan, dar bir uzmanlık alanına kapanmak yerine kamusal sorularla uğraşan kişidir. Edward Said’in çeşitli pasajlarından hareketle söylersek, entelektüel iktidara hakikati söylemeye çalışan, profesyonel rutine kapanmayan ve gerektiğinde yalnız kalmayı göze alan figürdür. Fakat aynı figür, kendi eleştirel kuvvetinin tuzağına da düşebilir.

Bir tanıklık

1990’lı yıllarda genç bir akademisyendim. Türkiye faili meçhullerin zirveye ulaştığı karanlık bir dönemden geçiyordu. Ülkede neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Benden yaşça ve tecrübece büyük hocalara sorular soruyor ama çoğu kez açıklayıcı bir cevap alamıyordum. Üstelik bu meseleler konuşulurken yüzlerde beliren kaygı, bazen söylenenlerden daha çok şey anlatıyordu. Her faili meçhul haberinden sonra medya, İran’dan İsrail’e, Amerika Birleşik Devletleri’nden Avrupa’ya uzanan komplo senaryolarıyla dolup taşıyordu. Muhafazakâr-sağ bir çevrede yetişmiş olsam da öğrencilik yıllarından itibaren, her zaman farklı politik görüşleri birlikte okuyordum. Sağ ve sol farklı şeyler söylüyor gibiydi ama yöntemleri şaşırtıcı ölçüde benzerdi. Politik gelişmeler neredeyse hazır bir kalıbın içine dökülerek açıklanıyordu.

Amerikalı sosyolog C. Wright Mills
Amerikalı sosyolog C. Wright Mills

Ben de bir süre, etrafımdaki birçok insan gibi, komplo teorilerini ciddiye alarak hatta yer yer inanarak okumaya başladım. Bunun nedeni yalnızca onların her şeyi inandırıcı biçimde açıklaması değildi. Komplo teorileri karmaşık bir dünyayı birdenbire anlaşılır kılıyordu ve asıl çekicilikleri de buradaydı. Belirsizliği azaltıyor, kaygıyı düşürüyor, insana da başkalarının göremediğini görüyormuş hissi veriyordu. Kaotik, anlamsız ve açıklanamaz görünen olaylar birden bir düzene giriyordu. Zihnimdeki belirsizlik azaldıkça, içimdeki tedirginlik de sanki biraz yatışıyordu. O yıllarda göremediğim basit gerçek, sunulan düzenin gerçekliğin düzeni değil, zihnin rahatlama ihtiyacından üretilen yapay bir düzen olduğuydu. Dünyayı anlamlandırmanın zahmetini azaltıyor, bir tür düşünsel tasarruf sağlıyordu. Ama tam da bu yüzden, çoğu zaman insanı hakikatten uzaklaştırıyordu.

Edward Said.
Edward Said.

Belirsizliğin azaltılması ve duygusal teselli

2002 seçimleri öncesinde LSE’de misafir akademisyendim. Bir yandan kendi araştırmama gömülüyor, bir yandan da Türkiye’deki seçimleri neredeyse saat saat izliyordum. O günlerde sağ cenahta izlediğim ünlü bir komplo teorisyeni, Amerika’nın karar verdiğini ve İsmail Cem’i iktidara getireceğini yazıyordu. Soldaki komplo teorisyenlerinin tek farkı, iktidara getirilecek partiyi değiştirmeleriydi. Yöntem aynıydı. Toplumsal yapı, seçmen davranışı, parti örgütleri, liderlik, sınıf, kültür, tarih, tesadüf, hata, gerilim ve kırılma geri çekiliyor; yerine büyük bir iradenin tek hamlesi konuyordu.

Toplumsal yapı, seçmen davranışı, parti örgütleri, liderlik, sınıf, kültür, tarih, tesadüf, hata, gerilim ve kırılma geri çekiliyor; yerine büyük bir iradenin tek hamlesi konuyordu.
Toplumsal yapı, seçmen davranışı, parti örgütleri, liderlik, sınıf, kültür, tarih, tesadüf, hata, gerilim ve kırılma geri çekiliyor; yerine büyük bir iradenin tek hamlesi konuyordu.

Komplo teorilerinin cazibesi, çoğu zaman bilgi eksikliğinden ziyade belirsizlik fazlasının ürünüdür. Karen Douglas ve çalışma arkadaşlarının gösterdiği gibi, komplo teorilerine inanç insanın çevresini anlama ihtiyacına, kontrol duygusunu yeniden kurma arzusuna ve kendisiyle grubu hakkında olumlu bir imgeyi koruma isteğine yaslanır. Michael Barkun bu zihinsel örüntünün üç temel ilkesini berrak biçimde özetler. Hiçbir şey tesadüfen olmaz. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Özellikle kriz zamanlarında bu üç ilke güçlü bir çekim üretir. Çünkü hayatın dağınık gürültüsünü, tek merkezli ve dramatik bir hikâyeye dönüştürürler.

Burada küçük ama önemli bir ek yapmak gerekir. Komplo teorileri yalnızca ikna etmez, teselli de eder. Kimi zaman insanı entelektüel bakımdan kimi zaman da duygusal bakımdan etkisi altına alır. Herkesin kandırıldığı bir dünyada, perde arkasındaki gizli oyunu yalnızca kendisinin gördüğüne inanmak kişiye ayrıcalıklı bir yer duygusu verebilir. Bu yüzden komplo teorisi çoğu durumda bir açıklamadansa duygusal bir telafi işlevi de görebilir. Kişi hem tehdit altında olduğunu düşünür hem de o tehdidi herkesten önce fark eden kişi olduğuna inanır. Bugün geriye dönüp baktığımda, komplo teorilerinin asıl gücünün duygusal olarak işe yarıyor görünmelerinde yattığını daha iyi görüyorum.

Fransız filozof Michel Foucault
Fransız filozof Michel Foucault

Eleştiri mi, kapalı sistem mi?

Karl Popper bu meseleye uzun zaman önce sert ve hâlâ güncel bir eleştiri yöneltmişti. “Toplumun komplo teorisi” dediği şey, ona göre eski batıl inançların modernleştirilmiş bir biçimiydi. Bugünün diliyle söylersek, şeytanların yerini gizli örgütler, karanlık klikler ve görünmez stratejistler almıştı. Popper’ın itirazı, toplumda hiç komplo olmadığı iddiasına dayanmaz. Asıl itirazı, toplumsal olayların açıklamasını neredeyse bütünüyle gizli aktörlerin planlarına indirgeme alışkanlığınadır. Ona göre sosyal bilimlerin işi kurumsal yapıları, tarihsel süreçleri ve niyet edilmemiş sonuçları da anlamaktır. Gerçek komplolar elbette vardır. Devletler, istihbarat örgütleri, şirketler ve çıkar grupları kapalı kapılar ardında plan yapar. Güç mücadelesi çoğu zaman Makyavelisttir ve tam şeffaf değildir. Sorun, dünyadaki her gelişmeyi bu pencereden okumaktır. Çünkü bu yapıldığında toplum ortadan kalkar yerine, senaryosu önceden yazılmış bir gölge tiyatrosu yerleşir.

Sigmund Freud
Sigmund Freud

Tam burada entelektüellerin özel kırılganlığı başlar. Entelektüel, sadece çok okuyan ya da diploma sahibi kişi değildir. Fikirleri toplumsal meseleleri anlamak için kullanan, dar bir uzmanlık alanına kapanmak yerine kamusal sorularla uğraşan kişidir. Edward Said’in çeşitli pasajlarından hareketle söylersek, entelektüel iktidara hakikati söylemeye çalışan, profesyonel rutine kapanmayan ve gerektiğinde yalnız kalmayı göze alan figürdür. Fakat aynı figür, kendi eleştirel kuvvetinin tuzağına da düşebilir. Çünkü entelektüel kendi zihnine güvenir. Şüphe etmeyi erdem sayar. Görünenin ardına bakmayı mesleğinin parçası kabul eder. Paul Ricoeur’ün sözünü ettiği “kuşku yorumbilgisi” de tam burada önem kazanır. Marx, Nietzsche ve Freud çizgisinde görünenin altındaki gizli yapıyı, bastırılmış anlamı ve örtülen çıkarı aramak modern eleştirel düşüncenin önemli damarlarından biridir. Ne var ki bu jest sınırını kaybettiğinde, her şeyi maske, her açıklamayı örtbas, her karşı delili de komplonun kanıtı sayan kapalı bir zihne dönüşebilir. O noktada artık eleştiri yapılmaz yalnızca inanç korunur.

Karl Popper
Karl Popper

Entelektüelin kırılganlığı

Cass Sunstein ve Adrian Vermeule’ün dikkat çektiği “sakatlanmış epistemoloji” tam da bu tabloyu anlatır. Bilgi kaynakları daralır. Yankı odası mutlaklaşır. Karşı kanıt, teoriyi zayıflatmak yerine bazen daha da pekiştirir. Entelektüelin en tehlikeli yan ürünü de burada doğar. “Ben kandırılmam” duygusu. Kendi analitik kapasitesine aşırı güvenen zihin, resmî anlatıları haklı olarak yetersiz bulduğunda bazen onları daha sağlam bir analizle yerine daha çekici bir kurguyla ikame eder. Yüksek eğitim bu yüzden tek başına bağışıklık sağlamaz. Hatta bazı durumlarda, kişiye daha incelikli gerekçelendirme imkânı verdiği için zayıf bir anlatıyı daha rafine biçimde savunmasına yardım edebilir.

Karl Marx
Karl Marx

Michel Foucault’nun iktidar kavrayışı burada yararlı bir denge noktası sunar. Foucault için iktidar, tek bir merkezde toplanmış, görünmez bir elin her şeyi istediği gibi yönettiği basit bir aygıt olamaz. Kurumlardan söylemlere, uzmanlıklardan gündelik pratiklere kadar yayılan karmaşık bir stratejik ilişkiler alanıdır. Bu bakış, komplo teorilerinin en sevdiği kolaycılığı bozar. Çünkü bize iktidarın her zaman karanlık odalarda doğmadığını çoğu zaman açık kurumların, olağan prosedürlerin ve meşru görünen dillerin içinde çalıştığını hatırlatır. Gücü bütünüyle gizli merkezlere taşıdığınız anda, onu somut toplumsal ilişkiler içinde görme imkânını azaltırsınız. O zaman sosyoloji geri çekilir, dedektiflik estetiği öne çıkar. Fail arayışı, yapı analizinin yerini alır. İma, kanıtın önüne geçer.

Komplo pandemi.
Komplo pandemi.

Türkiye zemini

Türkiye deneyimi, komplo teorileri için elverişli bir toplumsal zemin üretebilmektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri tarihsel hafızanın kendisidir. İmparatorluğun çözülüşünden darbeler tarihine, vesayet mücadelelerinden yarım kalmış hesaplaşmalara kadar uzanan çizgi, şüpheyi sıradan bir zihinsel refleks olmaktan çıkarıp kültürel bir alışkanlığa dönüştürmüştür. “Dış güçler” anlatısı, salt bugünün siyasî propagandasının ürünü değil daha uzun süreli tarihsel gerilimlerin dili içinde de yer alır. Bir başka nedense genelleşmiş güvenin zayıflığıdır. İnsan, kime güveneceğini de bilemediği için komplocu açıklamalara daha açık hâle gelir. Güven zayıfsa, her boşluk niyetle doldurulur. Şeffaf olmayan kurumlar, yarım bilgi, kırılgan kamusallık ve sert kutuplaşma bu boşluğu sürekli yeniden üretir.

Bu nedenle Türkiye’de komplo teorileri marjinal zihinlerin oyuncağı olmaktansa sağda da solda da etkili bir dil olarak dolaşıma girebilir. Böylece komplo teorisi açıklama aracı olmaktan çıkıp siyasal aidiyet de üretir. “Biz”i tahkim eder, “onlar”ı şeytanlaştırır. Bir noktadan sonra hangi olayın “çıplak gerçek”, hangisinin “komplo” olduğu çoğu kez olgularla değil, saflaşmayla belirlenir.

 Friedrich Nietzsche
Friedrich Nietzsche

Dikkat ekonomisi ve komplo endüstrisi

Pandemi döneminde yaptığımız araştırmalar da bu tabloya ilişkin benzer bir örüntü sundu. Komplo inançlarının düşük eğitimli çevrelerle sınırlı olmadığını güven, siyasî yönelim, dinî otoriteyle ilişki ve belirsizlik duygusuyla birlikte düşünülmesi gerektiğini gördük. Komplo teorilerine inanç özellikle normların işlemediği, riskin ve belirsizliğin arttığı dönemlerde güç kazanıyordu.

Komplo teorileri çoğu zaman bilgi eksikliğindense ontolojik güvensizlikten beslenir. İnsan hem yanlış bildiği hem de sarsıldığı için de komploya yaklaşır.

Julien Benda’nın neredeyse bir asır önce yaptığı uyarı, bugün de önemini koruyor. Benda, entelektüellerin evrensel hakikat arayışını terk ederek “ihanet” ettiklerini söylüyordu. Bu uyarı, eleştiriyle dezenformasyonun birbirine karıştığı dönemlerde ayrıca düşündürücüdür. Çünkü komplo teorisi hem iktidarı eleştirmenin dili olabilir hem de iktidarın muhalefeti bastırmak için kullandığı bir silaha dönüşebilir. Entelektüel bu iki işlevi de aynı anda taşıyabilen figürdür. Eleştiriyle dezenformasyon arasındaki çizgi bazen tam da onun kaleminde bulanıklaşır.

Türkiye deneyimi, komplo teorileri için elverişli bir toplumsal zemin üretebilmektedir.
Türkiye deneyimi, komplo teorileri için elverişli bir toplumsal zemin üretebilmektedir.

Sosyolojik tahayyül ve entelektüel sorumluluk

Bir başka kırılganlık da statü kaybıyla ilgilidir. Kamusal alandaki görünürlüğünü yitiren, artık eskisi kadar dinlenmediğini hisseden, otoritesinin eridiğini gören entelektüel derin bir huzursuzluk yaşayabilir. C. Wright Mills’in iktidar seçkinleri analizi, gücün gerçekten de çoğu zaman görünmez ağlar ve seçkin kümeler üzerinden işlediğini gösterir. Bu meşru bir gözlemdir. Ne var ki “güç görünmez biçimde işliyor” önermesinden “her şeyin ardında kusursuz bir gizli plan var” önermesine geçiş, çoğu zaman psikolojik bir adımdır. Böyle durumlarda komplo anlatısı, yaşanan kaybı daha büyük bir güç oyunuyla açıklayan telafi edici bir çerçeveye dönüşebilir.

Ancak burada iğneyi yalnızca entelektüelin psikolojisine batırmak, tablonun eksik kalmasına yol açabilir. Metodolojik bir şüpheyle sormamız gereken daha yapısal bir soru var. Acaba entelektüeli komplo teorilerine iten şey sadece ahlaki bir zaaf ya da statü kaybının getirdiği yara mıdır? Çağdaş kurumların giderek şeffaflıktan uzaklaşması, küresel finans ağlarının ve algoritmik sistemlerin gerçekten de takibi güç, kapalı yapılar üretmesi göz ardı edilebilir mi? Belki de asıl kriz, geleneksel sosyolojik araçların bu hiper karmaşık ve örtük güç ağlarını çözümlemekte giderek zorlanmasıdır. Böyle zamanlarda komplocu aklın yükselişi psikolojik bir kaçış olarak okumaktansa kusurlu ama anlaşılır bir anlam arayışı olarak okuyabiliriz. Yine de temel sorun şudur. Bu kestirme uyarlama, güç ilişkilerini aydınlatmak yerine sosyolojik tahayyülü daraltır.

Dijital çağ bu dinamikleri belirgin biçimde hızlandırdı. Sosyal medya ortamı, sabırlı açıklamadan çok yüksek duygulanım üreten içerikleri dolaşıma sokma eğilimindedir. Bağlamından koparılmış bir belge görüntüsü, tek bir ekran görüntüsü ya da birkaç saniyelik bir video kesiti, bütün bir siyasal hikâyeyi çözen kanıtlar gibi sunulabiliyor. Geleneksel eşik bekçilerinin zayıflamasıyla birlikte ifşa kültürü öne çıktı. Akademik unvan ya da uzmanlık da kimi zaman bilgi kalitesinin güvencesi olmaktan çok görünürlük sağlayan bir işarete dönüşebiliyor. Böylece uzman figürü, eleştirel açıklamadan çok hızlı teyit üreten bir dolaşım içinde konumlanabiliyor.

Şüpheyi yeniden terbiye etmek

Bu ortamda komplo teorileri inancın ötesine geçerek dikkat ekonomisinde dolaşımı yüksek içerikler hâline de gelir. Çünkü platform mantığı çoğu zaman karmaşıklığı değil netliği ödüllendirir. Oysa toplumsal gerçeklik çoğu zaman net değildir. Yavaş, parçalı, çelişkili ve yorucudur. Komplo teorisi bu yorgunluğu ortadan kaldırır. Her şeyi hızla yerli yerine koyar. Bu yüzden de daha paylaşılabilir ve daha tüketime uygundur. Fakat hızın getirdiği bu rahatlığın bedeli yüksektir. İnsan zamanla kanıtla imayı, eleştiriyle paranoyayı, soru sormakla itham etmeyi birbirine karıştırmaya başlar. Şüphe, düşüncenin yöntemi olmaktan çıkar kimlik performansına dönüşür.

Bunu biraz daha açmak gerekir. Komplo teorileri çoğu zaman yaralı kolektif kimliklerin de ürünüdür. Kendi grubunun üstün, haklı ve tarihsel olarak özel olduğuna inanan ama aynı grubun sürekli kuşatma altında bulunduğunu düşünen zihniyet, başarısızlıkları içsel sorunlarla açıklamakta zorlanır. Bu durumda dış düşman, görünmez plan ve sinsi müdahale anlatısı çok işlevsel hâle gelir. Çünkü bu anlatı hem grubun masumiyetini korur hem de yaşanan hayal kırıklıklarını anlamlı kılar. Komplo teorileri bu yüzden bilişsel haritalar olmasının yanında ahlaki aklama mekanizmaları olarak da işleyebilir. İnsan kendi kampının hatalarını görmek yerine, onları daha büyük bir oyunun zorunlu sonucu olarak okumaya başlar.

Türkiye’de “derin devlet” kavramının tarihsel serüveni bu bakımdan öğreticidir. Bir dönem devlet içindeki yasadışı yapılanmaları ifşa etmenin dili olan kavram, başka bir dönemde seçilmişleri devirmeye çalışan vesayet güçlerinin adı oldu sonra da yeni bağlamlarda başka anlamlar kazandı. Kavram sabit kalmadı. İktidar mücadeleleri içinde el değiştirdi, genişledi, daraldı, yeniden kodlandı. Bu akışkanlık bize önemli bir şey söylüyor. Komplo dili çoğu zaman sadece gerçeği açığa vurmanın aracı değildir, siyasî meşruiyet üretmenin de aracıdır. İnsanlar bu dili yalnızca inandıklarından ziyade işlerine yaradığı için de kullanabilir.

Bu yüzden komplo teorileri üzerine konuşurken kibirli bir dilden kaçınmak gerekir. Meseleyi “eğitimsiz kalabalıkların akıldışı yanılgıları” diye anlatmak hem sosyolojik bakımdan zayıftır hem de olgusal olarak eksiktir. Komplo teorileri çoğu zaman iyi eğitimli çevrelerde daha rafine biçimlerde dolaşır. Akademik kavramlarla, tarihsel göndermelerle, yarım doğru belgelerle ve teknik jargonla süslenir. Bu süsleme, teoriyi daha sağlam hâle getirmez daha saygın görünmesini sağlar. Oysa sofistike görünen her şüphe eleştirel değildir.

Burada C. Wright Mills’i yeniden hatırlamak yararlı olabilir. Mills’in sosyolojik tahayyül çağrısı, kişisel sıkıntılarla kamusal meseleler arasındaki bağı kurmayı önerir. Komplo teorisiyse bunun tersini yapar. Kamusal meseleleri aşırı kişiselleştirir. Yapısal süreçleri bile dar bir fail grubunun niyetine çevirir. Oysa sosyolojik tahayyül, görünmeyeni araştırırken bile tek bir karanlık merkeze saplanmaz sınıfı, kurumu, tarihi, kültürü, çıkarı ve yapıyı birlikte düşünür. Kestirme tatmin yerine sabırlı açıklamayı tercih eder. Entelektüelin sorumluluğu da tam burada başlar. İnsanların haklı öfkesini ve meşru güvensizliğini, kolay paranoyalara teslim etmeden anlamlandırmak gerekir.

Bu yüzden bugün asıl ihtiyacımız olan şey, şüpheyi ortadan kaldırmadan onu yeniden terbiye etmektir. Meşru şüpheyle zehirli komplo teorisi arasındaki çizgiyi yeniden çizmek zorundayız. Bir şüphe, yanlışlanmaya açıksa değerlidir. Karşı kanıtı ciddiye alıyorsa değerlidir. Niyetlerin yanı sıra kurumları, yapıları ve tarihsel bağlamı da hesaba katıyorsa değerlidir. Buna karşılık bir anlatı her şeyi tek nedene bağlıyor, her boşluğu kötü niyetle dolduruyor ve her itirazı örtbas etme işareti sayıyorsa bilgi dışında aidiyet üretiyor demektir. O noktada açıklama yapmıyordur inanç dağıtıyordur.

Edward Said’in entelektüel etiği burada yeniden önem kazanır. Said’in entelektüeli cesur olduğu kadar mesafelidir de. Kendi kampına da mesafe koyabilir. Kendi mahallesinin mitlerine teslim olmaz. Kendi arzularını hakikatin yerine geçirmez. Türkiye’de entelektüel hayatın önemli sorunlarından biri, eleştiri ile aidiyet arasındaki mesafenin daralmasıdır. Entelektüel çoğu kez hakikati aktarmaz kendi çevresinin duymak istediği şeyin tercümanına dönüşür. O noktada komplo teorisi zihinsel bir sapma ve ahlaki bir konfor alanına da dönüşebilir. Said’in hatırlattığı tavırsa tam tersini talep eder.

Başa döneyim. Komplo teorilerinin eksiklerini gördükten sonra uzun süre kendime kızdım. Bu kadar zaman neden bunlarla oyalanmıştım? Sonra biraz durup başka bir şey fark ettim. Bu teorilerle hesaplaşmak, onları çürütmekten ibaret değildi. İnsanın kendi zaaflarını anlamasıydı. Çünkü kaygı altındaki zihin her zaman sağlıklı düşünmez. Belirsizlik herkesin kolayca taşıyabileceği bir yük değildir. İnsan sadece bilgi aramaz. Sığınak da arar. Komplo teorileri tam da burada devreye girer. Zihin için açıklama, ruh için teselli sunar. Sorun, teselli ile hakikatin aynı şey olmamasıdır.

İnsan zamanla kanıtla imayı, eleştiriyle paranoyayı, soru sormakla itham etmeyi birbirine karıştırmaya başlar. Şüphe, düşüncenin yöntemi olmaktan çıkar kimlik performansına dönüşür.
İnsan zamanla kanıtla imayı, eleştiriyle paranoyayı, soru sormakla itham etmeyi birbirine karıştırmaya başlar. Şüphe, düşüncenin yöntemi olmaktan çıkar kimlik performansına dönüşür.

Bu yüzden entelektüelin asıl görevi yeni komplolar üretmek değil belirsizliği taşımanın cesaretini göstermektir. Daha az ima, daha çok kanıt. Daha az büyük fail, daha çok toplumsal süreç ve kurumsal bağlam. Çünkü gerçek hayat, komplo teorilerinin sevdiği kadar düzenli değildir. Toplum çıkarlarla, kurumlarla, hatalarla, tesadüflerle, korkularla, stratejilerle, yanlış hesaplarla ve niyet edilmemiş sonuçlarla işler. Hakikate yaklaşmak isteyen sosyoloji de tam burada başlar. Büyük failin peşine düşen yerdense karmaşık toplumsal dokuyu sabırla çözmeye çalışan yerde.

En tehlikeli an, insanın kendi kaygısını bilgiyle karıştırdığı andır. Entelektüel kibir de çoğu zaman burada başlar. Kendi şüphesini hiç sorgulamayan şüphede. Buna karşı elimizde kalan en ciddi imkân, daha fazla kesinlik değil, daha fazla entelektüel dürüstlüktür. Şüpheyi koruyup paranoyaya düşmemek. Eleştiriyi canlı tutup komploya teslim olmamak. Hakikatin yükünü taşımak, şüphenin konforuna sığınmaktan daha zordur. Ama entelektüel sorumluluğun başka bir kısa yolu da yoktur.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026