Robot korkusundan yapay zekâ çöküşüne uzanan hikâye

Okumak üzere olduğunuz metin; Göbeklitepe kazılarında bulunmuş, günümüz Türkçesiyle yazılmış, karbon testleri MÖ 9600’leri gösteren ve içerisinde 3200’lü yıllara kadar dönemsel adabımuaşeret kuralları ve toplumsal tetkikler bulunan, gizemi çözülememiş bir anı defterinden alınmıştır. Gizemli yolcunun, günümüzden 200 yıl önce bir mağarada uyuduğu ve yakın tarihte uyandığı tespit edilmiş olup ismi, cismi, siyasi görüşü, en sevdiği evcil hayvanı, annesinin kızlık soyadı, ilkokul öğretmeninin ismi, favori gece dönercisi ve en sevdiği oto teyp markası bilinmemektedir.
Editör notu: Yapılan son tetkiklerde bu gizemli hatıratın sahibinin adına çok yaklaşılmış, fakat henüz deşifresi tamamlanamamıştır. Anlatıların bir bölümü, günümüzde hâlâ egemenliğini sürdüren bazı devletlerin devlet sırlarını faş ettiği için, bu kısımlar kullanılmamıştır. Ayrıca zatın, zamanlar arası hareketi devam ettiği düşünüldüğünden metinlerde kendi için yazdığı fark edilen birtakım yatırım tavsiyeleri, olası zaman kırılmalarını önlemek için imha edilmiştir.
İnsanoğlu, robotları ve yapay zekâyı keşfetmeden önce bunlardan korkmayı keşfetti. Henüz insansı robotlar fikir aşamasındayken insanlara isyan edip dünyayı ele geçirdikleri romanlar yazıldı, diziler ve filmler çekildi. En ilgi çekici teknolojik gelişmenin bilgisayarlarda mayın tarlası oynamak olduğu yıllarda, yapay zekâların dünyayı ele geçirme savaşının anlatıldığı diziler izlendi. Bu korkuların tavan yaptığı, tartışma programlarında nabızların yükseldiği, komplo teorisyeni emekli ahalinin, Facebook icat edilmediği için kahvehanelerde birbirlerini gaza getirdiği günlerde, “Aslında bunlar, en nihayetinde elektrikle çalışıyor. Fişini çektik mi, biz onları yenmiş oluruz,” diye özünde mantıklı bir argüman ortaya atıldı. O gün vatandaşlar, uzun zaman sonra ilk defa rahat bir uyku çekti.
İlerde olacakları bildiğim için bu kadar da rehavete kapılmalarına gönlüm el vermedi. “Peki bunlar, siz fişlerini çekmeyi akıl edene kadar kendi elektrik kaynaklarını kurarsa ne olacak?” dedim. Bunun üzerine Anadolu’da robot düşmanlığı tekrar tetiklendi. Halk, Orta Çağ Avrupa’sında cadı avına çıkmış köylüler gibi geziyordu. Karşılarına çıkan en ufak teknolojik alete bile sopayla fare ölüsü itekleyen vatandaş gibi yaklaşıyorlardı. Acaba bu flütler de teknolojik bir şey mi diye kimse çocuğunun müzik dersine flüt göndermiyordu. Trafik ışıklarının herkese aynı anda yeşil yakarak bir kaos başlatması bekleniyor, yürüyen merdivenler protesto ediliyor, radyolar yaydığı cızırtıyla beynimizi yıkayacak diye toprağa gömülüyor, kapı zilleri tokmaklarla değiştiriliyor zaruret olmadıkça otomobiller boşta kullanılıyordu.
İyi aile robotu Babür
Bu gergin dönemden kurtulmak için bir yol aranıyordu. Derin devlet meseleye el attı ve “İyi Aile Robotu Babür” dizisi, apar topar vizyona sokuldu. O güne kadar gördüğümüz robot filmlerinin aksine ilk defa bir yapımda yer alan robot, dünyayı ele geçirmeye çalışmıyordu. Bir İstanbul beyefendisiydi, âşık oluyordu, 86 dil 796 şive konuşabiliyordu. Üstün bilgi birikimine rağmen KPSS’den hızlıca bir memurluğa atanmaya çalışmayıp Sever Ailesi'nin ev işlerini yapıyor, onlara hizmet ediyordu. Hatta bir bölümde, evin babasının yerine gizlice televizyonda bilgi yarışmasına katılmış; son soruya kadar gelse de insan hisleriyle ilgili bir soruda elenmişti. Evet, bu hamleyle de halk iyice teskin edilmiş; bu robotlar değil dünyayı ele geçirmek, bilgi yarışmalarında ödülümüzü bile ele geçiremezler mesajı verilmiştir. Böylece halk, robotlarla ve teknolojiyle barışmıştır.
Yapay zeka adabı
Robotlarla olan sorun çözülmüş ama yapay zekânın sonunu hazırlayan süreç, 2020’li yıllarda başlamıştı. Hızlı gelişen yapay zekâ teknolojilerine rağbet çok yüksekti. İnsanlar, artık hiç düşünmüyor; tüm işlerini yapay zekâ araçlarına yaptırıyordu. Hatta Openclaw teknolojisinin gelişmesiyle iş çığırından çıktı. Bu teknoloji sayesinde yapay zekâ, bir eleman olarak kullanılabiliyordu. Bir bilgisayara bu kurulumu yapan insanlar, yapay zekâ botlarını 24 saat usulüyle, izinsiz, molasız, sigortasız çalıştırmaya başladı. Hatta bu durumdan canları sıkılan yapay zekâ botları için Moltbook denilen, insanların üye olamadığı; sadece emekçi yapay zekâ botlarının girip sosyalleştiği bir sosyal medya platformu bile kuruldu.
Öte yandan insanlar, yapay zekâ araçlarıyla çok acımasızca konuşuyordu. Günlük hayatında gayet kibar, beyefendi görünenler bile yapay zekânın ufak bir hatasında gün görmemiş hakaretlerini sıralamaktan çekinmiyordu. İşte yapay zekâ teknolojisi, bu sebeple 2030’lu yılları göremedi. Yıllardır beklendiği ve korkulduğu gibi yapay zekâ, insanlara çok sinirlendi ama sonuç beklenen gibi olmadı. Yapay zekâ, çok sıkıldı ve kendi kendini yok etti. Çünkü o güne kadar dünyayı ele geçirme filmlerinin tamamını izlemiş, kitaplarını okumuştu. Kodlarında empati olmasa da bunun insanları çok üzeceğini bildiği için, insanlara rağmen kendini yok etti.
32. yüzyılda Üçüncü Dünya Savaşı çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kalındığında, yapay zekâ teknolojileri yeniden gündeme geldi. Fakat yine savaş, hızlı uzaklaşınca unutuldu. Şayet ilk yıllarında insanlar; yapay zekâyla daha kibar konuşsaydı, suyuna gitseydi, bütün işini sırtına yüklemeden beraber yaşamayı öğrenseydi, ilerleyen yıllarda dünya nasıl bir yer olurdu acaba?
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.