Keftar diye suçlanan kadın ateşte yakıldı

Suyun dibine çökmesini istemekle suyun yüzünde kalmasını istemek arasında fark kalmadığını anlıyorum.
“Keftar! Bakın bu cadı bir keftardır!”
Kalabalığın öfkesi konağa yaklaştıkça büyüyor. Keftar da peşleri sıra kaderine yürüyor. Kalabalıktakiler naibin huzuruna çıkarmadan önce dönüp bir kez daha bakıyorlar. Elbisesi sürünmekten parçalanmış, topukları yarılmış, saçları çalıya dolanmış yünlere benziyor. Boynunda akbaba kemiğinden bir amulet. “Şu haline bakın! İmkânı yok! Tastamam bir cadı işte.” diye bağırıyor kucağında bir çocuk cesedi taşıyan adam. Çocuğun kalbinin yerinde koyu bir boşluk. Boşluktan göğsüne sızan kan dişlerimi kamaştırıyor. Keftar bir an bana dönüyor. Ötekiler fark etmesin diye kendimi geri çekiyorum. Yıldızsız Teling göğünün altında, damların tepesinden atlaya atlaya kalabalığı takip ediyorum.
Naibin konağı geniş bir meydana bakıyor. Meşaleler naip gelene dek huzursuzlukla kıpırdanıyor. Keftar yerde, köhne putlara sunulan kıymetsiz kurbanlar gibi yatıyor. Naip, kapıda görününce kalabalıktan biri, Keftar’ı saçlarından tutup ayağa kaldırıyor. Dişlerimi sıkıyorum. “Ne olursa olsun karışmayacaksın.” demişti. Ben de itiraz etmiştim kendimce. “Senin yaptığın hıçkırık kesmek, vesveseden kurtarmak, kuduza mâni olmak, ineğin sütünü çoğaltmak… Bunlar büyü bile değil.” Ona veda ettiğim anı hatırlayınca ürperme geliyor. Karanlığa tünemiş gece kuşlarının serinliği yayılıyor sırtıma. Boz tüylerim rüzgârda titreşiyor. Beklemeye mahkûm edilmiş bir hayvanım artık. Gün doğduğunda hiçbir şey yapmadığıma pişman olacağımı bilerek olanları izliyorum.
“Keftar. Bakın bu cadı bir keftardır!” diyor kalabalığın en önündeki. Naip “Keftar mı?” diye sorunca kalabalık hep bir ağızdan onaylıyor. Onu gece vakti keftar olarak görenler şahitliklerini sıralıyor tek tek. Surların dibindeki evinden pis kokular geldiğini anlatan adam, yüzüne okkalı bir tükürük savuruyor. En güçlü delillerini sona bırakmışlar. Çocuğun cesedini taşıyan adam kalabalığı yarıp naibin önüne geliyor. Keftar’ın suçu açığa çıksın diye meşaleler, göğsü yarılmış cesedin etrafında toplanıyor. Çocuk sarı bir ışıkta boğulup yeniden ölüyor sanki. Naibin yüzü buruşsa da vazifesi işi çözmek. Keftar’a yaklaşıp çöküyor. İki muhafız ellerinde hançerleriyle pusuda. Keftar’ın gözlerinde sönmüş yanardağlar. Olduğum yerden bile görünüyor. “Geceleri bir keftara dönüştüğün doğru mu?” Keftar ilk dönüştüğü günü hatırlamış gibi gülümsüyor. “Adi yaratık!” diyor meşalelilerden biri. Cinsime hakaret eden adamı kızıla boyamamak için kendimi zor tutuyorum. “Ya çocuk? Kalbini çıkarıp yiyen de sen miydin?” Keftar sorularını cevapsız bırakınca naip, dört küp getirilmesini emrediyor. Getiriyorlar. İçleri zahire dolu. İkisini koluna ikisini bacağına bağlıyorlar. Ardından doğruca konağın arkasında gürültüyle akan Cûn nehrine. Ağaçların arasında kalabalığın yanıp sönen izini sürüyorum. Meşaleler nehrin kıyısında ateşböcekleri gibi yanıp sönerken Keftar’ı küplere bağlı olduğu halde nehre atıyorlar. O an Keftar’ın suyun dibine çökmesini istemekle suyun yüzünde kalmasını istemek arasında fark kalmadığını anlıyorum. İki türlüsü de sonu demek. Biraz bekledikten sonra küpler ilkin dibe çöker gibi olsa da çok geçmeden yüze çıkıyorlar. Keftar sırt üstü bir salda yatıyor gibi. Naip, onu sudan çıkarmalarını emrediyor. Gecenin başından beri öfke kusan kalabalık, Keftar’ın keftarlığından emin olsa da sihir gözlerinin önünde icra edilince yeniden hayrete düşüyorlar.
Reklam
Konağın baktığı meydana dek sürüklüyorlar. Az sonra göğe sarı kırmızı turuncu alev kümeleri yükseliyor. Göklerin yıldızları yerde, karanlığın içinde patlıyor. Onu bağladıkları demir direk dahi erimek üzere. Keftar ise gözlerini dahi kırpmıyor. Ateş yurdunda bekleşen kendisi değil sanki. Bir ara bana bakıyor. Bir keftarın başka bir keftara son bakışı. Cismim insana dönse baygınlık geçirip kalacağım o an. Ama tastamam bir sırtlanım ve yoldaşımın alevler içinde eriyip gidişini izliyorum.
Kalabalık sabaha kadar ateşin etrafında nöbet tutuyor. Bazıları tehlikenin tamamen bertaraf edildiğinden emin olmak için bazıları ise Keftar’dan geriye kalan külleri almak için bekleşiyor. Ateş hepten geçince karınca gibi üşüşecekler başına. Külünü cadılardan emin olmak için saklayacaklar. Gök ağarırken insan suretine bürünüp damdan iniyorum. Keftar’ın külünden bir avuç alıp keseme dolduruyorum. Sonra kalabalığın artık unuttuğu cesedi kucaklayıp mezarlığa gidiyorum. Artık oğlumu gömeceğim bir çukur bulmam gerekiyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.