Bülent Akyürek’in edebiyatla geçen çetin hayatı

Kalbi ağzında, kafasında hep bir sis bulutu, muzip ve aykırı. Azığı kitaplar. İçinde, her daim rızkını da kelimelerle aramanın bengi coşkusu. Varlığıyla bile çok şey söyledi.
1
Yazdıklarıyla yakamızdan tutup silkeledi hepimizi. Cüssesi sığmadı cihana, iş ki uslanmadı ve dahi uzlaşmadı. Kalemiyle yaşadı, sözüyle var oldu, ardına bakmadı. Solak derviş idi namıyla, has durdu, pek konuştu. Herkes öyle bilsin ki yağmur getiren fırtınaydı, bu dünyadan bir Bülent Akyürek geçti.
2
Dünya hastanesinde gözlerini açmış, kemik çatırdatan ağrılarına sabretmiş ve kanının son damlasına kadar tutkuyla yazmış bir âdem. Onun yazı yazmaya duyduğu arzu, tutku, iştiyak, dünya edebiyatında bile eşine az rastlanacak bir bağ’ı anlatırdı. Sırtında yıllanan kahverengi montu, tuşlu telefonu, samsun 216 sigarasıyla girilecek bütün savaşlara hazır, kendi tabiriyle; 44 kilo sıfır beden bir fani. Ama her zaman söz’ün en delikanlısı. Kelimelerini sakınmayan, asla geri durmayan, kılıcını kuşanan.
3
28 Kasım 1969 Elazığ doğumlu. Annesi mahalle terzisi, babası Almanya’da. Çocukken sokak aralarında çekirdek/uçan balon satıp, Elazığ Murat Turizm’in otobüsüne atlayıp 20 saatlik yolculuklarla Geyve’nin Gülleri’nin (ve elbette Sezai Karakoç’un) hatırına Geyve’ye gidip birkaç gül koklayıp Elazığ’a geri dönen fazlasıyla garip bir çocuk. Doğuştan hasta, kemikleri eriyor. Her iki anlamıyla da bir ömür rahatsız. Sürekli nükseden, vücudunu gezen, başka teşhislere evirilen o bitmeyen hastalıkları… Nihayetinde kan kanseri. Nefes alırken acı duymanın anlamı.
Reklam
4
Yazdıklarında ne kadar sert, eleştirel, agresifse, ikili ilişkilerinde o kadar sakin, mütevazı, sıcakkanlı.17 yaşında adım attığı edebiyat dünyasında, kendine has üslubuyla; kıyasıya, ölümüne, kuralları yıkarak, fırtınalara karışarak anlattı durdu. Felç oldu vazgeçmedi, kan kustu bırakmadı, yazdı, anlattı. 40 yılı aşkın kalem işçiliği; klişeleri bozarak, ters köşeleri görerek, ezberlere ironiyle saldırarak protest ataklarını sürdürmekle geçti. Zihni ateş gibiydi. Çözümlemeleri sistematik ve anlamlı, modernite eleştirileri zekice ve esasa yönelik.

5
Kelimeleriyle inşa ettiği muhkem kalesinden seslendi okurlarına. Kendine ait sesi, ayırt edici bir üslubu vardı. Ortaya gelmedi, ortalamaya seslenmedi, dengeleri gözetmedi. Bu çağın uyumsuzuydu işte. Nabi Avcı’nın tabiriyle solak boksör. Beklenmeyen yumruklarıyla sürekli taarruz halinde. Edebiyat âlemimin en orijinal, en cins, en farklı, en kendine has insanlardan biriydi. Hayatın künhüne varanların bildiği o sürgit mücadele, bitmeyen cevelan, cümle devran içinde, bir ömür yazmaya vazifeli bir adam.
6
Kullandığı dilin, parlayan zekâsının ve okurunu hırpalamasının toplam güzelliği metinlerinin içinde saklıydı. Bayraklaşan temalarla uğraşırken onları karikatürize etmeyi sevdi. Kelimeleri kırbaçlayarak metnin içinde dörtnala koşturmasının ironik aklıyla özdeş bir tarafı da vardı. Yazdığı bütün eserler şu cümlesiyle hülasa edilebilir; "kitaplarımı şimdilik bir mayın gibi toprağın dibine gömüyorum, yüzyıllar sonra bile olsa patlayacaklar."
7
Anarşist dergiler, yeraltı romanları ve karanlık metinler… Hayatı böyle başladı. Zorla bitirdiği lisenin ardından üniversiteyi aklının ucuna bile getirmeyen, cüssesine ağır gelen bir hayatı kıvrak zekâsıyla kucaklayan ve 1985’in Ankara’sında kendi savaşını tek cephaneliği olan kelimelerle başlatan Akyürek, 40 yıl boyunca sarp yokuşlarıyla meşhur ömründe yalnızca bu dilde konuşmayı tercih etti. Bir konuda şanslıydı, çünkü onu bir tiryakinin son kibrit çöpü gibi sarıp saklayan bir hayat yoldaşı vardı, Fatma Akyürek. Bu çileyi birlikte omuzladılar.
Reklam
8
57 yıllık görece kısa hayatının yani yazar biyografisinin tam-eksiksiz haline ulaşmak da, eserlerinin tam bir kronolojisini çıkarmak da zor. Hakkında düzenlenmiş bir wikipedia sayfası yok. Kaç kitabı olduğu belli değil. Akademi onu göz ardı etmiş. Bu epey dağınık, karışık, düzensiz, gizemli durum onun dolu-dizgin hayatının da bir yansıması. Yazarak intikam alması nihayetinde küçük hikâyesi, doğrudan vazifesi ise büyük hikâyesiydi. İkisi de ayrı ayrı güzeldi.
9
30’lu yaşlarında her şeyi bitirmiş, bütün kitaplarını yazmış, maraton koşusunu 100 metrede bitirmiş genç bir atlet edasıyla dünyada mukimdi. Acelesi vardı, ölüm tıbben yakındı çünkü. Bülent Akyürek tıbben mümkün değildi oysa. Her şey bitmişken Ankebut suresinin ilk on ayeti indi bir gece kalbine. Yol değişti, yazı değişti, hikâye değişti, kader değişti. Öyledir; hayat tek bir büyük maçtır ama daha yorucu olmaya namzet o ikinci raundlar da bazen mümkün. İşte o günden başlayarak, 8 Şubat 2026 tarihine kadar solak boksör olarak ringdedir artık. Yumruklarını iyi tanıyoruz. Evet, mecburiyetten yaşadığı Ankara’sında bir adres değişikliği yaptı Bülent Akyürek. Gölbaşı Mezarlığı / Ada 16 - No 894. Yeni adresi burası. Bir ömür, ne anlatmak, ne yaşamak, ne de anlaşılmak için yeter insana. Her şey eksiktir, insan vakitsiz. Şöyle demişti ya vaktiyle: “Yaşamak çok basit, düz bir şey. Zaten hayat her zaman bir ömre sığmaz, bir kısmı da ölüme taşar.” Herkes öyle bilsin ki yağmur getiren fırtınaydı, bu dünyadan bir Bülent Akyürek geçti. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.