Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz çağdaş İran düşünce tarihinin en önemli isimlerinden Daryush Shayegan’ın İran’ın beş efsanevi şairini derinlemesine ve felsefi bir bakış açısıyla ele aldığı kitabı Beş Varlık İklimi adlı eserini, sevgili Nazanin Nikeghbal ile birlikte Türkçe’ye kazandırmıştık. Shayegan bu kitabında Firdevsî, Hayyâm, Sa’dî, Mevlânâ ve Hâfız’ın muhatabında oluşturduğu varoluşsal etkiyi ve anlık istiğrak hâllerini ele alıyor. Shayegan’a göre okur Firdevsî’yi okurken epik bir atmosferde şövalyelik ruhuna kapılırken Mevlânâ’nın semasıyla coşup Sa’dî’nin akıllıca öğütleriyle başının çaresine bakar, Hâfız’ın ince ruhsal yolculuklarıyla câm-ı Cem’i yüzlerce farklı şekilde temaşa ederken Hayyâm’ın büyüsünü kaybetmiş bakışlarıyla dünyadaki parçacıkların baş döndürücü dansını düşünür ve bir hâlden diğerine veya bir şairin huzurundan diğerine geçmek ruhunu sarsar ve duruma göre bu ruhları birer enstrüman gibi çalar. Shayegan’ın bu kitabıyla ilgili 27 Mihr 1393 (2013) tarihli Rûznâme-i Şark’ta yayımlanan, yazar M. Mansur Haşimî ile söyleşisinin ilk bölümünü Nihayet okurları için çevirdim.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2025/02/26/07/52/resized_e5e58-07cc2dc4bec59fvarlc4b1k.jpg
Haşimî:
Bu kitaptaki ana fikriniz şairanelik kavramı etrafında şekilleniyor. Bu kavram ile birlikte “varlık zamanı”, “varlık anı” gibi terimleri kullanmanız, onu alışılagelmiş kullanımdan farklı bir yere taşıyor. Öncelikle bu kavramdan ve tabii bu kavramın ortaya çıkmasının arka planındaki Daryush Shayegan’ın entelektüel birikiminin etkisinden bahsedebilir misiniz? Bu kavram bu kitaba mı yoksa sizin birikiminize mi dayanıyor?Daryush Shayegan:
Aslında öyle değil. Bu kitap dışarıdan bir bakışla; klasik şiirin dışında duran ve bu beş şairle karşılaşmasını anlatan birinin bakışıyla yazıldı. Çünkü içeriden bakmak klasik şiirin tam ortasında durmaya benzer ki bu sınırlı bir bakışa sebep olur.Kısa bir süre önce bir arkadaşıma Fransız ve İngilizlerin ezberlerinde bizim kadar şiir olmadığını söylediğimde şaşırmıştı. Herkesin ezberinde bir miktar şiir olmasını kastediyorum. Çünkü İranlıların şiirle özel bir ilişkisi vardır.
Ruslar dışında hemen hiçbir millet İranlılar gibi şiirle böylesi bir ilişki kurup sürekli büyük şairlerine atıfta bulunmaz, hele de bu büyük şairlerle aramızda en az 700 yıllık mesafe varsa. Dolayısıyla bu şairlerle zamansal ilişkimiz tarihsel değildir. Çünkü tarihsel olsaydı, zihnimiz Sa’dî’den önce Firdevsî’yi, Hâfız’dan önce Hayyâm’ı algılar ve onları kendi tarihsel bağlamları içinde değerlendirirdi. Ancak bu şairler İranlıların hayatında tarihin ve takvimin ötesinde gündelik hayatlarıyla eş zamanlı olarak onlara eşlik eder. Hâsılı zamanın ve mekânın ötesinde şairlerle kurulan bu bağ, şiirin İranlıların hayatındaki önemini göstermektedir. Şairlerimiz zamanın ötesinde zihnimize kazınmış, mitolojik bir boyut kazanmış hüzme gibidirler. Bu beş şair, okuryazar her İranlı için canlı ve dinamik bir şiir yaratmış ve bu sebeple bir İranlının nezdinde bu şairler geçmişin büyük insanları değil kalıcı ve ölümsüzdürler. Halkın büyük şairleriyle arasındaki ilişki zihnimde böyle canlanmaktadır.
Haşimî:
Kitabınızda bahsettiğiniz şairlerin tarihsel olmamaları, bizimle ilişkilerinin canlılığını korumadığı mı yoksa çağdaşlarımız olmamaları anlamına mı geliyor? Örneğin Batı geleneğinde Shakespeare hâlâ varlığını sürdürür ve Jan Kott bile ondan “Çağdaşımız Shakespeare” diye söz eder.Daryush Shayegan:
Evet ama Batılılar şairlerini tarih ve yüzyıllarıyla ele alarak mesela XVI. yüzyılın Shakespeare’i veya XIV. yüzyılın Chaucer’ı diyorlar. Temelde tarih meselesi Batı zihniyeti için hâkim ve baskın bir unsurdur.Haşimî:
Ama bu onları günümüze taşıma çabasını da gösteriyor bir yandan:Geçmişi bugüne taşımak. Sizce biz kitapta ele aldığınız beş şairle bu ilişkiyi kurabildik mi?
Daryush Shayegan:
Elbette Dante’den Shakespeare’e kadar Batı dünyası tamamen değişiyor ve dünya sınırların ötesine sonsuz bir evrene evriliyor. Dante’nin dünyası, cehennemden arafa ve oradan da cennete kadar her şeyin açıkça tanımlandığı, tamamen kapalı ve benmerkezci bir dünyadır. Ancak Shakespeare’in dünyası tamamen farklıdır ve tam anlamıyla moderndir. Dante ya da Orta Çağ şairleriyse böyle değildir, Shakespeare’in bu kadar etkili olmasının nedeni modern ve güncel üslubudur. Shakespeare’de Hamlet’in şüphesiyle, Lady Macbeth’in suçuyla karşılaşırız. Shakespeare’in ifadesiyle “Yaşam yürüyen bir gölgedir, kargaşa ve öfke dolu, anlamsızlığın derinliklerinde...” Bu kavramların hepsi yenidir ve modern insanın kaygılarını anlatmaktadır. Evet, bizim de bütün şairlerimiz bir bakıma çağdaştır ve sürekli onlara atıfta bulunuruz.Her zaman Hâfız’dan, Sa’dî’den ya da Rumî’den bir alıntı gündemimizdedir, günlük yaşantımızda bile. Aslında büyük şairlerimiz rol modellerimizdir. Ancak Batılı insan davranış modelini şairlerinden almaz. İranlıların bu tavrına belki sadece Çinlilerin Konfüçyüs ile olan ilişkilerinde rastlayabiliriz. Bu bakımdan bu şairler bizim rol model ve ilham kaynağımızdır; her türlü sorumuzun cevabı onlarda vardır.
Aslında Batılılarla karşılaştırıldığında nadiren bu durum bir soruna sebep olur, çünkü biz tüm merak ettiklerimizin cevabını onların fikir dünyasında bulabiliyoruz.
Haşimî:
Sayın Shayegan’ın söylediği bu ilginç nokta başka bir şekilde de ifade edilebilir. Oyunlarının tiyatro ve sinemada gösterimiyle hâlâ yaşayan modern Shakespeare’i düşünün. Harold Bloom gibi biri neden ona ve eserlerinin Batı kültür/edebiyatına olan etkisine böylesi bir vurgu yapmıştır? Taarruz olmadığı için savunmaya da gerek kalmıyor. Anlaşılan Bloom gibi işi bir bakıma geleneksel edebiyatı yeniden konumlandırmak olan biriyle bizim buradaki durumumuz farklı. Bu beş şairin önemini vurgulamaya, analizle yeniden okumaya gerek duymayız. Bu beş şairle ilişkimiz yaşayan canlı bir ilişkidir. Yani söz konusu ilim, edebiyat tarihi değil nefes aldığımız bir alandır. Edebiyat eleştirisi bu büyük şairleri bizim zamanımıza getirir, bizim bu şairlerle bağımız farklıdır; biz onların zamanında yaşıyor gibiyizdir.Daryush Shayegan:
Aslında biz onların zamanında yaşıyoruz ve hâlâ onların zamanından çıkamadık.Haşimî:
Hâlâ onların dünyasında yaşıyoruz, evet. Ama bu kitapta ifade ettiğiniz gibi şairanelik kavramının ikircikli bir durumu var: Bir yandan şiiri İranlıların istikrarlı ve sağlam kimliğinin temeli olarak görüyorsunuz ve onu istisnai bir olgu olarak tanımlıyorsunuz. Ama bir yandan da aynı kavramı özgür düşünceye ve “yenilikçi düşünce sıçramasına” engel olarak tanımlıyorsunuz. Öte yandan bu şairselliğin davranış, bilgi, tasavvuf ve pratik akıl için bir kaynak teşkil ettiği de aşikâr. Bu duruma ne dersiniz? Çünkü Işık Doğudan Yükselir kitabınızda teorik olarak ikilemlerin hüküm sürdüğü dünyanın sonunu düşünmüştünüz ama bu kitapta yeniden bu ikilemlere dönecek gibiyiz.Daryush Shayegan:
Sempatimiz, düşünsel yakınlığımız ve her sorumuza verdikleri yanıtlar sebebiyle bu şairler bizim entelektüel hazinemiz ve ulusal hafızamız hâline geldi. Dolayısıyla yeni bir soruya/ önermeye hiçbir zaman gerek olmadı çünkü cevaplar önden verilmişti.
Dolayısıyla bu özel durumda, tezekkür tefekkürün yerini aldı. Platon’un sistemdeki idelerini hatırlamak gibi. Dolayısıyla tavrımız bir yandan kendine hasken diğer yandan özgür düşünmemize engel oluyor. Bu durum, kadim tasavvurun eşsiz mükemmelliğinden kaynaklanan ve cüretkâr düşünmeyi engelleyen bir kusurdur. Bu açıdan bakıldığında biz İranlılar bir şekilde mitolojinin etkisindeyiz ya da büyülenmiş durumdayız. Bu birikim güzel olmakla birlikte aynı zamanda onların çemberinden çıkmamıza da izin vermiyor. Dönüp dolaştığımız bir çember…
Haşimî:
Bu tanımlamaya göre kitap düşünce serüveninizde nasıl bir yerde?Daryush Shayegan:
Bu konuyu spesifik olarak ele almak mümkün değil. Yaralı Bilinç’i okursanız bu kitapla hiçbir ilgisinin olmadığını anlarsınız. O kitapta İranlıların kültürel şizofrenisini ele aldım ve çelişkili yönlerine, neden her konuda yanılsama içinde olduğumuza dair meselelere değindim. Bu kitapta ise mit ve bilgelik arasındaki sürekli çatışma gündeme getiriliyor.Haşimî:
Bana göre bu kitap özünde İranlıların büyük şairlerine olan tutumunun fenomenolojisini ele alıyor. Fenomenoloji de eleştiriden başka bir şeydir. Yaralı Bilinç ve Din Devrimi Nedir? Shayegan’ın bir durumun psikolojik ve sosyolojik düzeyde analiz edildiği eleştirel kitapları. Beş Varlık İklimi ise öyle bir kitap değil. Fenomenolojik olarak kitabı okuduktan sonra aklınıza eleştiriler gelebilir ama kitabın böyle bir misyonu yok ve bir rabıtanın farklı yönlerini, İranlıların şairlerine karşı diğer milletlerden farklı tutumlarını gözlemlemeye dayalı bir anlatım. Bu ilişkinin benzersiz olduğunu ilk kez sizden duyduğumda ben de şaşırmıştım, çünkü bu ilişkinin içinde büyümüştüm ve onun dışında bir ilişki olabileceğini düşünemezdim. Sayın Shayegan önemli bir deneyimi bize hatırlattınız; içinde doğup büyüdüğümüz için farkında olmadığımız bir geleneği. Buradan hareketle bu kitabın ana konusu, İranlıların şairlerine karşı tutumlarının fenomenolojisi mi, yoksa bizzat İranlıların tutumlarının fenomenolojisi mi? Bu tutum İranlıların kişiliğinin bir parçası ve sonuç olarak bu fenomenoloji de İranlıların varoluşlarının bir yönü. Peki neden İranlı olmaya uzaktan bakarak olumlu ve olumsuz yönlerini konuşabiliyoruz? Bu yorumdan modern olmadığımız, yani kendimizle eleştirel mesafeyi koruyamadığımız sonucunu çıkarabilir miyiz? Dediğiniz gibi şairlerimizi de çağdaşımız yapamadık.Yaşayan ilişki mahiyetini değiştirdiğinde ve modern perspektiften baktığımızda o şairler tarihi geçmiş ve bilgimizin “nesnesi” hâline gelir. Bir mekânın içinde olduğumuz sürece o mekân bizim için sorun hâline gelmez.
Daryush Shayegan:
Bir gün merhum Seyyid Celaleddin Aştiyanî’ye “Batılılar İslâm felsefesi hakkında bunca şey yazmışken neden kendiniz bu konuda bir şeyler yazmıyorsunuz?” diye sorduğumda, “Benim böyle bir şeye gücüm yetmez, çünkü ben İslam felsefesinin ta kendisiyim.” demişti. Yani kendisini bu felsefenin yaşayan yüzü olarak gördüğü, bu felsefeyle hemhâl olduğu, kendisinden uzaklaşamadığı ve dışarıdan biri gibi bakamadığı için yazmıyordu. Gelenek kendini eleştiremez, geleneğin konumunun nerede olması gerektiğine ancak modern bakış açısı karar verebilir. Marcel Proust içgüdünün zekâ ve akıldan daha önemli olduğunu, ancak içgüdüye ilk sırayı verenin de gene akıl olduğunu söyler. Bu bağlamda geleneği konumlandırabilecek şeyin modernlik olduğunu söylemeliyiz. Gelenek kendini tanımlayamaz.Yani modern bir insan olmak için geleneksel dünyadan bir şeyleri modern dünyaya taşıyabilmeniz gerekir, o zaman kendinize dışardan ve uzaktan bakıp geleneğin hayatınızdaki yerini konumlandırabilirsiniz.
(Devam edecek)
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.