Progresif rock ve dünya müziğinde seçki

Hande Yıldırım Önsöz
11:00, 12/02/2026, PerşembeG: Güncelleme: 11:33, 12/02/2026, Perşembe
CategoryCins
Cins Dergi
Progresif rock ve dünya müziğinde seçki
Bir hayli “hayalci ve sentezciyim, aklın durur” tam da bu notalarda.

2026’daki Savatage, Beat, Chris Isaak, Alice Cooper, Alphaville, Patti Smith konserlerinin açıklandığı günlerin akabindeyiz ve hem metal riff’leri hem synth sesleri hem soul dalgalanmaları hem punk canavarları vardır. Hani bazen bir ifade görüp “Bunu ben yazmalıydım!” diye hayıflanırız ya, işte tam öyleyim şimdi. “Bir synth-pop notası, bir saykedelik rock riffi duyduğum anda nasıl hazır olda bekliyorum, çıldırırsın.” teması. İşte bu benim, toplanalım. Bu kez yeniler de biraz daha fazla.

Ahmad Zahir - Ay Naazanin Az Eshq Tu

Afgan coğrafyasının gelmiş geçmiş en önemli müzisyeni kabul edilen Ahmad Zahir’i hatırlayalım bu senenin başında. Ahmad Zahir, “Afganistan’ın Elvis’i” olarak biliniyordu. Parçalarını Peştuca, Rusça, İngilizce ve Dari dili ile şakıyordu. Bu eserlerde yoğun bir rock, funk, Hint müziği ile Fars edebiyatı etkisi görülüyordu. Savaş öncesi Afganistan’ının bir sembolü haline gelen Ahmad Zahir, 1979’daki 33. doğum gününde veda etti bu dünyaya fakat “Ey nazeninim, âşığım sana; divanenim, divanenim.” dedi ve bu müthiş füzyonu bıraktı bizlere. Onu dinlerken hakikaten hem Elvis hem The Rolling Stones hem The Beatles hem de bir Yeşilçam havası alırız.

Sade - Is It A Crime?

Ah Sade, canım, Helen Folasade Adu. Hayatımıza zarafeti, vahşiliği, coşkuyu, sükûneti aynı anda bırakıp gidiveren kadın. Hangi parçasını seçsem diğerine haksızlık olur gibi fakat geçtiğimiz ay en çok “Is It A Crime?” ile birlikteydik. Dinledikçe sakinleştiren, sakinleştirdikçe acıyı ve neşeyi aynı anda kalbimize de zihnimize de yerleştiriveren bir ses ve müzisyen Sade. Yoruba dilinde “Şade” şeklinde okunuyormuş adı, S ile değil. Minik jestleriyle ve mimikleriyle dünyamızı yerinden oynatıvermesi gibi tatlı ama büyük bir detay bu benim için. Aslında Sade, onun grubunun adı elbette, kendi adıyla markalaşmış bir grup: Paul Denman’ın bassları, Stuart Matthewman’ın gitarı ve saksafonu, Andrew Hale’in piyanosu ve o hayal ses, mezzo-sopranodan kontraltoya uzanan bir aralıkta bizi dünyanın bütün elementlerini çekip çevirmekle görevlendirilmiş perilerle buluşturuyor. Kâh yüzümüze vuruveriyor acılarımızı kâh neşeli birer üniversite öğrencisi yapıveriyor bizi, kâh karınlarımıza kramplar bırakıyor kâh umut zerk ederek bir meclis kuruyor âdeta.

Eloy - Mysterious Monolith

Dünyanın en göz ardı edilmiş gruplarından Eloy’un progresif rock tarihine katkılarını nasıl anlatalım? Senfonik tınılarla space rock karakteristiklerini bir tepkimeye sokuyorsunuz ve muhatabınızı uçuruyorsunuz, bu! Ve bazı progresif şarkılar isminden bellidir: “Gizemli Blokkaya”. Biraz Abbey Road Stüdyoları, biraz Alan Parsons ve Parsonic Studio, biraz Daphne Oram, bazen Michael Cretu’nun Enigma’sı ama aslında Frank Bornemann’ın Hannover’deki Horus Stüdyoları. Alman müziğinde bir ekol var: krautrock. Bilhassa Almanya çıkışlı bazı isimler bu janraya dâhil edilirken Eloy müzikal olarak Pink Floyd, King Crimson ve Yes ile benzerliğinden ötürü krautrock denkleminde değil; doğrudan progresif, saykedelik rock denkleminde anılır ki öyledir de. Lütfen intro ile başlayalım hemen. Ben iflah olmaz bir progresif, saykedelik tutkunuyum, evet.

Beckett - Life’s Shadow

Ziyadesiyle göz ardı edilmiş bir başka progresif rock grubu: 1970’li Beckett. Hem de bu janranın memleketi addedebileceğimiz İngiltere’de, Newcastle taraflarında. Bir Iron Maiden hayranı -gerçekten Maidenhead dediğimiz o fanlardan işte- olarak Iron Maiden’ın çok sevdiğim “Hallowed Be Thy Name”ine ilhamın “Life’s Shadow” olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım, hem nasıl bilmem hem nasıl olur, diye.

Marianne Faithfull - Incarceration of A Flower Child

Elbette bir Roger Waters eseri, isminden dahi belli değil mi? Pink Floyd tarihinde bir Syd Barrett travması vardır, bilen bilir. İşte bu parça da Roger’den Syd’e geliyor ve yine bütün travmalarını ruhunun ücralarından gelen alt edilemez güçle bir ses aralıklarının dönemsel senfonisine dönüştüren, geçen sene 30 Ocak’ta kaybettiğimiz sevgili Marianne Faithfull seslendiriyor onu: “Bir Çiçek Çocuğun Hapsi”. Sayfalarca okuması yapılır sosyokültürel açıdan da.

Jain & Solomun - Tou le monde est fou

Fransız müzisyen Jain (Jeanne Louise Galice) dünya müzik piyasasına birkaç tekliden sonra 2016’lı “Zanaka” albümüyle girmişti. Bu albümdeki “Makeba” ise onun tanındığı parça olmuştu. Parça, 2023’te Türkiye’de, bilhassa sosyal medya videolarına sene boyunca fon olmasıyla, tanındı yahut yeniden keşfedildi. Jain, müziğinde dünya kültürlerinden hem sözler hem de besteler açısından çokça etkileniyor ki bunu hem parça isimlerinde hem de albüm konseptlerinde görebiliyoruz. “Worldbeat” dediğimiz tür tam da bu ve onun art-pop ile birleşmesiyle enfes parçalar sunuyor bize kendisi. “Tou le monde est fou” ise Jain’in, dünyaca ünlü Bosna asıllı Alman DJ Solomun ile ortak imzası, 2025’li; daha yeni çıktı. İkisi birden “Herkes delirmiş!” diyerek tatlı bir mozaik sunuyorlar bize. Bu parçayla bana son ayda “döngüye girmek” dediğimiz şey oluyor ara ara.

King Crimson - Epitaph

Yazının başında King Crimson’ın Adrian Belew’undan; yine King Crimson’ın, Liquid Tension Experiment’ın ve Peter Gabriel’ın Tony Levin’inden, sevgili virtüözümüz Steve Vai’den ve Tool’un Danny Carry’sinden oluşan Beat’in 11 Temmuz 2026’da İstanbul’da olacağını hatırlayalım!

“Nasıl yazacağım ki seni?” dedim “Epitaph”a. Yalnızca dinlemediğim, aynı zamanda yaşadığım, zihnimde bir daha yazmaya cüret ettiğim, duygulanım dediğimiz o şeyi şahikalarda yaşadığım parçalardan biri o, ki müzikle ilişkim de bu zaten: eğlenmek değil yaşamak, dinlemekten ziyade yazmak. Eh, mevzular King Crimson ve deli-dâhiler Robert Fripp, Ian McDonald, Greg Lake ve Michael Giles olunca mesele iyice dallanıp budaklanıyor. “In the Court of the Crimson King” ise progresif rock tarihinin dönüm noktası olan bir albüm elbette ve neredeyse tartışmasız bir mesele bu. Evet, ben iflah olmaz bir progresif tutkunuyum, demiştim. (King Crimson’ın önemini spinoff’ları ve/veya süpergrupları Emerson, Lake & Palmer, McDonald and Giles, 21st Century Schizoid Band, U.K. ve yine Beat ile vurgulayalım.)

“Epitaph”, Soğuk Savaş’ın gölgesinde yazılır: Vietnam Savaşı, nükleer savaş korkusu, öğrenci isyanları ve gittikçe yalnızlaşan birey. Geleceği olmayan bir gelecek vurgusu, parçanın hemen her sekansında hissettirir kendini: Gerek söz yazarı Peter Sinfield gerekse parçayı (sadece parça demeye de dilim varmıyor) besteleyen Robert Fripp, Ian McDonald, Greg Lake ve Michael Giles kişiden topluma, toplumdan kişiye seyredip duran bir sarkaç “yazarlar” âdeta ve bu sarkaç bir mezar taşına dönüşür artık durduğu yerde. Epik bir mellotron kullanımı, üflemelilerin ağırlığı… Outro’ya doğru sönüp gider bunlar. Ben, “Epitaph” ile tanıştığım ve ona âşık olduğum zamanlarda parçanın hikâyesini bilmiyordum bir progresif rock devinin destanlaştırabileceği temalar bütününü tahmin etmekten öte. Parçanın bu yönü bizimle gelecek bir nesiller kırılmasını barındırdığı için asla vazgeçemeyiz ondan ama parçaya illa toplumsal olarak da bağlanmayabiliriz. Örneğin yazar Orhan Berent, tam da birçok ismi kaybettiğimiz 2016’da -ki bu sene de öyleydi- o isimlere bir saygı duruşunda da bulunduğu, delikasap.org’da yayınlanan “Korkarım Yarın Ağlıyor Olacağım” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Birkaç yıldan beri Alzheimer’ın pençesine düşmüş annemi her öğlen yaptığım olağan ziyaretlerde, doktorunun bize tavsiye ettiği konuşma egzersizlerine tabi tutuyordum. Zaten o hasta olmadan önce de geçmişten konuşmak vazgeçilmez hobiydi annemle aramızda. Kişisel tarihimin ve hatıralarımın en değerli ortağıydı o. ‘Anne,’ dedim, ‘hatırlıyor musun çocukken yabancı müzik dinlememize çok kızıyordun’. Öylesine bana baktı annem. Gülümseyen ama arkasında derin bir boşluğu taşıyan gözleriyle. Hatırlamıyordu! Fakat Alzheimer bile o billur gibi nezaketini törpüleyememişti. ‘Sen öyle diyorsan öyledir güzel evladım,’ diye cevapladı. İş yerindeki mesaime dönmek üzere ayağa kalkıp vedalaşırken, ‘Gene gel olur mu oğlum çünkü seni ve sohbetini pek sevdim,’ dedi. Ablama şöyle bir baktım, ‘Boşver, suyuna git,’ anlamında bir işaret çaktı ona sezdirmeden. Tam kapıdan çıkmak üzereyken, ‘Annen baban sağ mı oğlum? Hayattalarsa eğer benden selam söyle onlara,’ diyerek son darbeyi vurdu.

Ağlamak kolaydı, ben zor olanı seçtim. Ellerini tutup, ‘Benim annem sensin, hatıralarım sensin, unuttun mu?’ diye sordum. Onun gözlerinde bana olan bir aşinalık aradım nafile bir çabayla. Annem kibarlık gösterdiğimi sanmıştı. ‘Öyle mi oğlum, gerçekten beni annen olarak mı görüyorsun? Çok sevindim böyle düşündüğün için, çok mutlu oldum,’ dedi, sıkıca sarıldı. Yapılacak bir şey yoktu. Unutmuştu. Ablam gülerek, ‘Hadi git artık, belki yarın tekrar hatırlar seni,’ dedi. Biliyordum, hatırlayamayacaktı. Asansörden inerken o mısralar aklıma gelmişti.

Confusion will be my epitaph.

As I crawl a cracked and broken path

If we make it we can all sit back

and laugh.

But I fear tomorrow I’ll be crying,

Yes I fear tomorrow I’ll be crying.”

Buyurunuz, birlikte çıkamayalım bu ağır sarkaçtan.

Okay Temiz - Denizaltı Rüzgârları / East Breeze

Üstadımız Okay Temiz’le mevsimden mevsime, kültürden kültüre, tarihten tarihe gidiyoruz; sadece doğu meltemlerinde kalmıyoruz. Yine biraz Yeşilçam’a da gidiyoruz. 1975’li bu parçanın adı aslında “Denizaltı Rüzgârları” fakat, sanıyorum, parça dijitalize edilirken “East Breeze” versiyonu da eklendi. Fizikî albüm formatları dışında dijital platformlarda her iki isimle de bulabilirsiniz onu. Derler ki Brezilya’dan dünyaya yayılan death metal devi Sepultura, 1996’lı albümü “Roots”un “Attitude”unun intro’sunda Okay Temiz’in bu parçasından ilham almıştır. Ben hak veriyorum, siz de bir bakın hadi. Max Cavalera, is that you?

False Heads - Rabbit Hole

En yeni keşiflerimden biri False Heads. 2015’te Black Heart diye bir mekânda çalarken Ramones menajeri Danny Fields’ın radarına giriyor grup. 2017’de çıkan EP’leri “Gutter Press”, BBC Radio 1’da çalınmakla kalmıyor; Iggy Pop, grup üyelerini BBC Radio 6’teki programında ağırlıyor. O, ana akım dışına çıkıp yan yolda kendi ana akımını oluşturan Fontaines D.C., IDLES, Turnstile, Inhaler gibi müthiş İrlandalı ve/veya İngiliz grupların yanına ekleyebiliriz False Heads’i gibi geliyor bana: “Rabbit Hole”u çaldıkları videolarını gördüğümde “Allah’ım, old school garaj müziği geri geldi!”, daha doğrusu “Hâlâ yaşıyor!” demiştim. “O canavar riff’ler var hâlâ.” Müthiş samimi, işte İngiliz punk. Bir de Deadletter var, onlardan da sonra bahsedelim (ki nisanda Türkiye’ye geliyorlar).

Enigma - Sadeness

Enigma, Michael Cretu, Sandra, Cretu & Thiers… 70’lerin sonu, 80’lerin başı ve ortası: Orta ve Doğu Avrupa synth çılgınlığı ile dünya synth-pop ve new-wave tarihin en şahane örneklerini veriyor ve müthiş isimlerini çıkarıyor. Onlardan biri de Romanya asıllı Alman müzisyen, yapımcı, müzik insanı diyelim, Michael Cretu. Y kuşağının ilk üyeleri ile onların anneleri ve babaları onu 80’ler disko-popuna damgasını vuran isimlerden biri olan, “(I’ll Never Be) Maria Magdalena”nın, “You And I”ın, “Everlasting Love”ın, “Little Girl”ün Sandra’sı ile tanıdılar çünkü bu parçaların çoğunun bir de Michael Cretu’su vardı. Sandra ile o dönemde evli olan Cretu, hem onun bütün müzikal arka planını şekillendiren hem de yapımcısı olan isimdi. Enigma ise Cretu’nun 1990’da son halini verdiği deneysel, worldbeat, new-wave, elektronik projesiydi. Yine bu projede de Sandra, Frank Peterson, David Fairstein gibi isimlerle çalıştı kendisi ama ana arter Cretu ismiydi elbette. Parça, “Sadeness (Part 1)” şeklinde tekli olarak çıktı ilkin, daha sonra “MCMXC a.D.” adlı ilk Enigma albümüne “Principles of Lust: Sadeness/Find Love/Sadeness (Reprise)” potpurisiyle girdi. Elbette bu bir deneysel nehir olduğu için yaklaşık 10-11 dakikalık bir mini destan. Zaten bu sebeple tekli çıktığı zaman, “radio-friendly” dediğimiz radyolarda çalınmak üzere daha kısa, kompakt versiyonlarından farklı aranjelerine ve mikslerine kadar, birçok versiyonu da yapıldı. Bu sebeple başlığı “Sadeness (Part 1)” olarak çıkmadım zira “Sadeness” çılgınlığını tattığınız o ikinci dakikadan filan itibaren her versiyonuna vurulabilirsiniz bu epopenin.

---

“Söylemeden Geçemeyeceğim!” Eki ve “Beklenmedik İyi Yapım” Alarmı:

Genellikle “George Michael’ın grubu” olarak bilinen Wham! ile ilgili bir belgesel izledim birkaç hafta önce. Hiç bu kadar duygulu ve iyi kurgulanmış olmasını beklemiyordum filmin. George Michael’ın müzikle ilişkisini, müziğe tutkusunu ve müzik matematikçisi halini çok severim zaten fakat bir de macerası sadece dört sene süren fakat hikâyesinin temelleri çocukluk arkadaşlığına dayanan bir Andrew Ridgeley tarafı var işin. Film, hem Michael’ın hem Ridgeley’nin kendi sesleriyle anlatımlarıyla çok samimi ve açık aktığı için de çok etkiledi, âdeta vurdu beni. Müthiş bir koruyup kollama ve müthiş bir arkadaşlık, arkadaşlığın mirasına saygı hikâyesi; elbette parçaların öyküleri, demoları, Ridgeley’nin annesinin grubun tarihçesine dair tuttuğu defterlerle birlikte. George Michael’ın kendi sözlerini kendimce aktarıyorum: “Güçlü ve kendine güvenli olan her zaman Andrew’dü; o, beni cesaretlendirdi, kolladı ve bana izin verdi sonra.” Herkesin bir Andrew’ü olmalı, arkadaşlığı. Wham!, 2023, Yönetmen: Chris Smith. Listemize “Wake Me Up Before You Go-Go”yu da ekliyorum, ki onun ardı da filmde.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026