Mahmud Derviş,
13 Mart 1941'de hâlihazırda İsrail sınırları içinde bulunan Akka
kentinin doğusunda yer alan Birve
köyünde doğdu. Henüz yedi yaşındayken köyünün 1948 Arap-İsrail savaşı sırasında saldırıya uğraması üzerine, ailesi ile birlikte Lübnan
’a kaçarak burada bir süre mülteci kampında yaşadı.Çocuk yaşlarda sürgün hayatı ile tanışmak zorunda kalan
Derviş
, geri döndüklerinde köyünün yıkıntıları üzerine Yahudi yerleşimlerinin kurulduğunu görünce ailesi ile beraber Filistin’in kuzeyindeki Deyrülesed köyüne yerleşmek zorunda kaldı. O, mülteci olma duygusunu sonrasında şu ifadelerle dile getirmişti:
Okula burada başlayan Derviş, bizzat şahit olduğu savaş ve sürgün hayatının vermiş olduğu tecrübeyle, küçük yaşta şiirler yazmaya başladı.
İsrail Komünist Partisi’nin yayımladığı er-Rakka ve aynı partiye yakınlığıyla bilinen el-İttihâd ve el-Cedîd gazetelerinde yazılar yayınladı. Filistinlilerin günlük olarak karşılaştığı şiddet ve aşağılanma duygusu karşısında tepkisini şiirleriyle ve katıldığı eylemlerle gösterdi. İsrail ordusu onun katılacağı şiir gecelerini engellemeye çalıştı, yaşadığı mahalleden çıkmasına izin vermedi.
İsrail hükümetinden izinsiz topluluk önünde şiir okuduğu gerekçesiyle defalarca ceza alan Derviş, 16 yaşında hapse atıldığında bir sigara paketi üzerine yazdığı “Annemin kahvesini özlüyorum / Özlüyorum ekmeğini annemin”
dizeleriyle başlayan şiiriyle ün kazandı. Henüz 19 yaşındayken "Kanatsız Kuşlar"
adlı şiir kitabını çıkaran Derviş, lise öğrenimini tamamladıktan sonra 1961’de Hayfa’ya geçti. İşgal karşıtı sözleri, şiirleri ve siyasî faaliyetleri nedeniyle birkaç kez hapse atıldı ve ev hapsine tabi tutuldu.
İsrail’in sürdürdüğü zulme şiiriyle karşılık vererek her gittiği yerde bu zulmü anlatmayı kendine vazife bilen Derviş, “Şairü’n-nahda” (uyanış şairi)
olarak tanındı. 22 yaşında iken geçiş kartını göstermediği için kendisini durduran İsrailli bir polise hitaben yazdığı şiiri, Filistin halkının özgürlüğe olan özlemini kimlik sorunu bağlamında ele almasının yanı sıra onun tüm Arap dünyasında tanınmasını sağlamıştı. Kartımın numarası elli bin
Çocuklarımın sayısı sekiz
Taş ocağında çalışıyorum emekçi yoldaşlarımla
Çocuklarımın sayısı sekiz
Ekmeklerini taştan çıkarıyorum
giysilerini ve defterlerini!
Sadaka dilenecek değilim kapında
küçük düşürecek değilim kendimi!
Adım var yalnız, yoktur soyadım
Öfkeden köpürerek yaşayan
en sabırlı insanıyım bu diyarın
servilerden, zeytinlerden
daha eskiye uzanır köklerim!
Karasaban süren bir ailedendir babam
ne nesebi vardı ne de şeceresi!
güneşin yükselişiydi bana öğrettiği
Rahatlatıyor mu seni bu durumum?
Adım var yalnız, yoktur soyadım.”
1967’de İsrail’in eli kalem tutan bütün Filistinlilerin tutuklanması emri
üzerine gizlendi. 29 yaşına geldiğinde siyasî ekonomi öğrenimi için Moskova’
ya gittiyse de tahayyül ettiği Moskova’yı bulamayıp geri döndü. Daha sonra 1971 yılında Mısır'ın başkenti Kahire
'ye ve ardından Filistin Kurtuluş Örgütü Araştırmaları Merkezi’nde müdürlük yaptığı ve 1982'deki İsrail işgaline kadar kaldığı Lübnan
'a taşındı. Beyrut’ta iken, Faiz Ahmed Faiz, İbrahim Marzuk, Ahmad Az-Zattar, Ghasson Kanafani, İkbal Ahmed ve Edward Said gibi diğer entelektüellerle temas kurdu. Şiirleri bütün Ortadoğu’da dilden dile dolaşmaya başladı.
Yine bu dönemde Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Komisyonu üyeliğine getirildi ve Yaser Arafat’ın danışmanlığını yaptı.
Lübnan’da patlak veren iç savaş ve İsrail’in Beyrut’u işgal etmesi,
başta Arafat olmak üzere Filistin Kurtuluş Örgütü yönetici kadrolarını ve Mahmud Derviş’i Beyrut’tan ayrılmaya mecbur bıraktı.Eylül 1982’de İsrail’in desteklediği aşırı sağcı Hristiyan milislerin Beyrut’un güneyindeki Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarına saldırarak 2000 sivili katletmesi
onu derinden sarsmıştı. Olayların ardından kaleme aldığı ile 1983’te dönemin Sovyetler Birliği’nde Lenin Ödülü'
nü almıştı. 
https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/08/09/09/47/resized_73a04-460eb9f25.jpg
“Ey kızım seviyorduk seni
Şimdi yüksek suskunluğu bekliyoruz
Huş ağacından süpürgeler taşıyoruz
Üstümüzde öfkeyse dağıtırız? dağıtırız
Ah ondan? ne diye avuçlamadık göbeğini ufkun
Bizi boğmaya yeltendiğinde
Sırtımız önümüz denizin sırları yok
Kanımızı yitirene kadar evet
Anıların sözcüklerini yitirene kadar
O yer çukurda başka bir şey kalmadı yok
Yıllardır sürgün hayatı devam eden Derviş, vatan toprağı Filistin'e dönmeden önce Şam, Tunus
ve Fransa
’ya gitmişti. Tunus’ta Arafat’ın el-Kermel
dergisini çıkarmasını talep etmesi üzerine önce burada, ardından da Paris’te dergiyi çıkarmaya başladı. Filistin tecrübesini semboller, efsaneler ve hikâyeler vasıtasıyla dile getiren Derviş, 1986 yılında kaleme aldığı “Benim, Yusuf’un”
şiiriyle Filistin’e sahip çıkmayan, onu siyasî alanda bir başına bırakan Arap ülkelerine sitem etmekteydi.
Kardeşlerim beni sevmiyorlar
Ve acı kelimelerle kalbimi incitiyorlar
Öleyim ki beni övebilsinler
Biricik kardeşimiz diyebilsinler
İçlerinde istemiyorlar beni
Dipsiz bir kuyuya attılar
Ve dönüp kurdu suçladılar"
1988 yılında FKÖ’nün sürüldüğü Tunus’ta Filistin Bağımsızlık Deklarasyonu’nu kaleme aldığı bildiride şu ifadeler yer alıyordu:
"Ulusal Konsey, Allah'ın adıyla ve halkı adına Filistin toprakları üzerinde başkenti Kudüs olan bir devlet kurulduğunu ilan ediyor. Filistin devleti, Filistin halkına karşı sorumluluğu olan Birleşmiş Milletleri, barış ve özgürlük sevdalısı dünya halkları ve devletlerini, Filistin topraklarındaki İsrail işgaline son verilmesi konusunda gereken çabayı göstererek ve halkın güvenliğini sağlayarak, Filistin devletinin hedeflerine ulaşması ve halkının yaşadığı sıkıntıların bitirilmesi için yardıma çağırıyor."
Zaman geçtikte Arafat’la fikir ayrılıkları yaşayan Derviş,
1993 yılında FKÖ ile İsrail arasında imzalanan I. Oslo Anlaşması’nın bir teslimiyet olduğuna hükmetmiş ve
diyerek Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Kurulu’ndan istifa etmişti.
1994 Temmuz'unda nihayet Filistin’e dönen Derviş, İsrail güçleri tarafından sürekli kontrol altında tutulduğu Ramallah’ta ve Amman’da ikamet etti. 9 Ağustos 2008 tarihinde ABD’nin Texsas eyaletinde geçirdiği bir kalp ameliyatı sonrasında 67 yaşında gözlerini hayata yumdu.
Ölümünün ardından 3 gün ulusal yas ilan edilen Mahmud Derviş’in cenazesine, binlerce Filistinli katıldı.
Hayatı ve şiirleri Filistin’in kaderiyle iç içe geçen Derviş’in naaşı, Ramallah'ta toprağa verildi.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.