Allâme Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî ve hadis meclislerinin ihyası
10:25, 24/07/2026, Cuma

İstanbul'da gerçekleşen Sahîh-i Buhârî Meclisi'nden kareler.
Asırlar boyunca hadis ilminin en önemli eğitim usullerinden biri olan semâ meclisleri, Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'nin öncülüğünde yeniden ihya ediliyor. İstanbul'da düzenlenecek Sahîh-i Müslim Semâ Meclisi, ilim talebelerini Nebevî isnad zincirinin yaşayan geleneğiyle buluşturacak.
İslâm medeniyetini diğer ilim havzalarından ayıran en mühim hususiyetlerden biri, bilginin yalnızca metinler vasıtasıyla değil, güvenilir insanlar eliyle nakledilmesidir. Kur'ân-ı Kerîm'in tilâvetinde olduğu gibi Resûl-i Ekrem Efendimiz'in sözleri de sadece yazıya geçirilerek muhafaza edilmemiş; işitilmiş, ezberlenmiş, müzakere edilmiş ve nihayet isnad adı verilen eşsiz bir rivayet sistemi içerisinde nesilden nesile intikal ettirilmiştir. Bu sebeple İslâm ilim tarihinde bilgi, yalnızca satırlarda değil sadırlarda yaşamış, kitaplar kadar hocalar da ilmin asli unsuru kabul edilmiştir.
Hadis ilmi bu medeniyet tasavvurunun en parlak tezahürüdür. Rivayet zincirini meydana getiren her isim, yalnızca bir nakil halkası değil, aynı zamanda muazzam bir emanetin muhafızı olmuştur. Bu sebeple Abdullah b. Mübarek'in meşhur sözü asırlardır muhaddislerin şiarı olarak tekrar edilir:
İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı herkes dilediğini söylerdi.

Şeyh Muhammed Ebu’l-Hüdâ el-Yakûbî.
Hadis usulü ise yalnızca metni değil, metni nakleden insanı da inceleyen; hafızasını, ahlakını, yaşadığı dönemi, görüştüğü hocaları ve talebeleri kayıt altına alan benzersiz bir ilmî disiplin meydana getirmiştir. Böylece
İslâm ümmeti, tarih boyunca yalnızca “ne söylendiğini” değil, “kimin söylediğini” de titizlikle muhafaza etmiştir.
İşte bu sebeple muhaddisler için hadis öğrenmek, bir kitabı satın almak veya istinsah etmekten ibaret değildi. Bir hadisi sahibinden işitmek, onun da hocasından dinlediğini bilmek, böylece Resûlullah'a kadar ulaşan bir zincirin halkası haline gelmek en muazzam şereflerden biri sayılmaktaydı.
İlk asırlarda ilim talebesinin en tabiî vasfı rihle, yani ilim yolculuğuydu. Bir tek hadisin daha sağlam bir isnadını elde edebilmek için aylarca süren seyahatler yapılırdı. Çöller aşılır, denizler geçilir, nice beldelere uğranırdı. Bazen yolculuğun gayesi yalnızca tek bir rivayeti, onu rivayet eden son raviden işitmek olurdu. İmam Ahmed'in, Buhârî'nin, Müslim'in ve daha nice muhaddisin ömürlerini şehir şehir dolaşarak geçirmeleri, yalnızca bilgi toplama arzusu değildir. Bu yolculuklar aynı zamanda Nebevî emanete duyulan hürmetin tezahürüdür.

Mecra
Allâmetü’ş-Şâm: Şeyh İbrâhîm el-Ya’kûbî
Hadis Kitaplarının Semâ Yoluyla Okunması
Bugün birçok Müslüman hadis kitaplarını bireysel olarak okumaktadır. Bu elbette kıymetli bir iştir. Ancak İslâm ilim tarihinde asırlar boyunca esas olan usul bundan ibaret değildi.
Hadis kitapları, müelliflerine ulaşan rivayet zincirleriyle birlikte baştan sona kalabalık meclislerde okunur, hoca metni takip eder, tashih eder, gerekli açıklamaları yapar, talebeler dinler, not alır, nüshalarını zabt eder ve nihayet kitabın tamamını eksiksiz dinleyenlere rivayet icâzeti verilirdi. Bu usule semâ denirdi.
Bir hadis kitabının tamamının dinlenmesi, isnad zincirine fiilen dahil olmak demektir. İşte bu sebeple klasik yazma nüshaların son sayfalarında bugün dahi hayranlık uyandıran uzun semâ kayıtları bulunur. Hangi gün okundu? Kaç meclis sürdü? Kim okudu? Kim dinledi? Kim bir gün gelemedi? Kim son bölümü kaçırdı? Hangi nüsha esas alındı? Bütün bunlar satır satır kaydedilmiştir.
Bugün dünyanın büyük kütüphanelerinde muhafaza edilen Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Muvatta ve Sünen nüshalarının pek çoğu, sadece yazma eser değildir; aynı zamanda asırlar boyunca süren hadis meclislerinin canlı şahitleridir.

İstanbul Sahîh-i Buhârî Meclisi, 2019.
Bir Geleneğin Sessizce Kayboluşu
Ne var ki zamanla İslâm dünyasında yaşanan siyasî kırılmalar, ilmî merkezlerin zayıflaması ve modern eğitim anlayışının yaygınlaşmasıyla birlikte hadis semâ meclisleri de eski canlılığını büyük ölçüde kaybetti. Birçok ilim merkezinde, yüzlerce yıl devam eden hadis meclisleri yalnızca tarih kitaplarında kalan bir hatıraya dönüşmeye başladı.
Özellikle XX. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Sahîh-i Buhârî veya Sahîh-i Müslim'in baştan sona semâ yoluyla okunması, kadim ilim merkezlerinde dahi oldukça nadir görülen bir hal almıştı.
İşte tam bu dönemde, Şam'dan yükselen
“Haddesenâ Ahberanâ”
nidaları sessizliği bozacak ve unutulmaya yüz tutmuş bir sünnet yeniden hayat bulacaktı.“Hadis Kitaplarının Kıraati İhya Edilmesi Gereken Bir Gelenektir”
Bu söz, çağımızın önde gelen muhaddislerinden
Allâme Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî
'ye aittir.
Mecra
Siyaset, ilim, fetva: Cuma hutbelerinden devrime giden yol
İlk bakışta kısa görünen bu cümle, aslında onun ilmî hayatını özetleyen bir manifestodur.
Şeyh bu anlayışla, 1990'lı yılların sonunda hadis kitaplarının semâ meclislerini yeniden ihya etmeye başladı.
Günlerce sürecek hadis meclisleri, sabah akşam süren kıraatler, binlerce kişinin aynı metni baştan sona dinlemesi, eksiksiz devam eden rivayet zincirleri… Bütün bunlar birçok kişiye göre artık tarihin sayfalarında kalmış bir gelenekten ibaretti.- Fakat Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî, bunun yalnızca mümkün olduğunu göstermekle kalmadı, hadis tarihinin son yarım asrındaki en büyük semâ meclislerini tesis ederek bu kadim sünneti yeniden ümmetin gündemine taşıdı.

İstanbul Sahîh-i Buhârî Meclisi.
Bu ihyâ hareketi önce Şam'da başladı. Ardından Amerika'ya ulaştı. İngiltere'ye yayılarak Fas'ta devam etti. Daha sonra dünyanın dört bir yanından ilim talebelerini aynı meclislerde buluşturan uluslararası hadis halkalarına dönüştü.
Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî, günümüzün önde gelen İslâm âlimlerinden; fakih, muhaddis, mutasavvıf ve mütekellimdir. Arap dili ve edebiyatına olan derin vukufiyeti, güçlü hitabeti ve ilmî dirayetiyle tanınan Şeyh, klasik İslâm ilimlerini çağımızın meseleleriyle buluşturan mümtaz şahsiyetlerden biridir. Nebevî sünnetin ihyası, sahih itikadın muhafazası ve tasavvufun Kur'an ve Sünnet çizgisinde anlaşılması yönündeki gayretleriyle İslâm dünyasında geniş bir tesire sahiptir. Bu ilmî ve irşadî hizmetleri dolayısıyla
2019 yılından beri “The Muslim 500” listesinde dünyanın en etkili 500 Müslümanı arasında yer almaktadır.
1382/1963 yılında Şam'da, ilim ve irfanıyla meşhur köklü bir ailede dünyaya gelen Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî’nin nesebi Hz. Hasan vasıtasıyla Resûlullah Efendimiz'e ulaşmaktadır. Tahsilini, Emeviyye Camii'nin imam ve müderrisi olan babası Allâme Şeyh İbrahim el-Yakûbî'nin rahle-i tedrisinde tamamlamış, yaklaşık on dokuz yıl boyunca ondan hadis, fıkıh, usûl, kelâm ve Arap dili ilimlerini tahsil etmiştir. Bunun yanında Şam'ın önde gelen muhaddis ve fakihlerinden rivayet, tedris ve fetva icâzetleri alarak günümüzde yaşayan en âlî isnadlara sahip muhaddislerden biri olmuştur.
Şam, Kuveyt, İsveç, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nde uzun yıllar tedris ve irşad faaliyetlerinde bulunan Şeyh Muhammed el-Yakûbî, özellikle Zaytuna Enstitüsü'ndeki dersleri ve Emeviyye Camii'ndeki ilmî halkalarıyla tanınmıştır. Bugüne kadar yüzlerce talebe yetiştirmiş, binlerce kişiye hadis rivayet icâzeti vermiş; fıkıh, hadis, usûl, kelâm ve tasavvuf sahalarında pek çok eser kaleme almıştır.
Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî’nin hususiyetlerinden birisi de hadis semâ meclislerini ihya ederek asırlardır kesintisiz devam eden rivayet geleneğini günümüze taşımasıdır. Onun riyasetinde gerçekleştirilen hadis kıraatleri, ilim talebelerini yalnızca hadis metinleriyle değil, Resûlullah'a ulaşan isnad zinciriyle de buluşturmaktadır.
İşte bu sebeple Şeyh Muhammed el-Yakûbî'nin gerçekleştirdiği hadis semâ meclisleri yalnızca eğitim faaliyetleri olarak değil, kadim İslâm medeniyetinin yaşayan hafızasının yeniden görünür hale gelmesi olarak değerlendirilmelidir.
Şam'da Yeniden Kurulan Hadis Halkaları
Bu ihyâ hareketinin ilk adımı 1997 ve 1998 yıllarında Şam'da atıldı.
Kadim Dımaşk medreselerinde asırlar boyunca sürdürülen usul yeniden ihya edildi. Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, İmam Mâlik'in el-Muvatta'ı ve Ebû Dâvûd'un es-Sünen'i ve İmam Müslim’in Şemâil eserleri baştan sona semâ yoluyla okundu.
Şeyh Muhammed el-Yakûbî'nin ihyâ hareketi kısa sürede Şam sınırlarını aştı. 2000 ve 2001 yıllarında
Amerika Birleşik Devletleri
'nde Zaytuna Institute'da gerçekleştirilen hadis meclisleri, Batı'daki İslâmî ilimler açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Burada Sahîh-i Buhârî ile İmam Mâlik'in el-Muvatta'ı baştan sona okundu.Bu programların sembolik değeri son derece büyüktü. Çünkü asırlar boyunca yalnızca Şam, Kahire, Mekke veya Medine gibi ilim merkezlerinde görülen semâ meclisleri artık Batı'da da yeniden hayat buluyordu.
Bu hareketin diğer durağı
İngiltere
oldu. 2003 yılında Londra yakınlarındaki Hounslow Camii'nde Sahîh-i Buhârî'nin tamamı semâ yoluyla okundu. İngiltere'de yaşayan farklı etnik kökenlerden yüzlerce ilim talebesi aynı hadis meclisinde buluşmuş, klasik rivayet geleneği ilk defa bu ölçekte yeniden ihya edilmiştir.Bu programdan sonra İngiltere, Şeyh Muhammed el-Yakûbî'nin hadis meclislerinin en önemli merkezlerinden biri haline gelecektir.
Şeyh Muhammed el-Yakûbî 2004 yılında yeniden Şam'a döndüğünde ihyâ hareketi daha da genişledi. 2005 yılında Sahîh-i Buhârî yeniden baştan sona okundu.
2007 yılında ise Sahîh-i Müslim ile Ebû Dâvûd'un es-Sünen'i tamamlandı.
Bu meclisler aynı zamanda Şam'ın asırlar boyunca taşıdığı ilmî kimliğin yeniden ilanıydı. İbn Asâkir'in, Nevevî'nin, Zehebî'nin, Mizzî'nin, Birzâlî'nin ve yüzlerce muhaddisin yaşadığı şehir, yeniden hadis halkalarıyla doluyordu.2008 yılı sonunda gerçekleştirilen
Sünen-i Tirmizî
semâ meclisi de zikre şayandır. Aralık ayında başlayan kıraat, 1 Ocak 2009 tarihindeki hatimle tamamlandı. Tam 1037 kişi, eserin tamamını eksiksiz şekilde dinleyerek icâzet almaya hak kazandı. Bu meclisler, klasik semâ meclislerinin yalnızca tarih kitaplarında kalan bir hatıra olmadığını bütün İslâm dünyasına yeniden göstermiş oldu.
Mecra
İlim ve aksiyonla dopdolu bir ömür
İstanbul: Nebevî Mirasın Kadim Halkası
Türkiye'nin hadis ilimleriyle irtibatı asırlara uzanır. Osmanlı medreselerinde Buhârî, Müslim ve diğer hadis külliyatı defalarca okutulmuş; İstanbul, Mekke, Medine, Kahire ve Şam ile birlikte İslâm dünyasının en önemli rivayet merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bununla birlikte modern dönemde hadis semâ meclisleri oldukça seyrekleşmiştir.

İstanbul Sahîh-i Buhârî Meclisi.
2019 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen Sahîh-i Buhârî Hatmi, bu bakımdan tarihî bir dönüm noktasıydı. Hatim meclisinde, dünyanın elliyi aşkın ülkesinden sekiz binden fazla ilim talebesi, Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'nin riyasetinde Sahîh-i Buhârî'yi semâ etme şerefine nâil olmuş, bu bereketli buluşmayla İstanbul, Nebevî isnad silsilesinin yeniden ihyâ edildiği en önemli menzillerden biri haline gelmiştir.
Şimdi ise bu bereketli silsileye yeni bir halka ekleniyor.
14-23 Ağustos tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek Sahîh-i Müslim Semâ Meclisi, asırlardır süregelen Nebevî rivayet zincirini tekrar ülkemize taşıyor.
Bu mecliste okunacak eser de ayrıca tarihî bir hususiyet taşımaktadır. Çünkü kıraat, Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'nin ilmî çalışmaları neticesinde, en güvenilir yazma nüshalar esas alınarak hazırladığı yeni Sahîh-i Müslim neşri üzerinden gerçekleştirilecek.
Bir Yazma Nüshanın Asırlar Süren Yolculuğu
Hadis ilmi denildiğinde çoğu zaman akla raviler, senedler ve hadis kitapları gelir. Oysa muhaddislerin büyük titizlik gösterdiği bir başka alan daha vardır: Nüsha.
Çünkü bir hadis kitabının güvenilir şekilde rivayet edilmesi, yalnızca ravilerin sika olmasıyla tamamlanmaz, okunan metnin de güvenilir bir nüshadan olması gerekir. Bu sebeple muhaddisler kitapları istinsah ederken onları asıl nüsha ile karşılaştırmış, kenarlara tashihler düşmüş, farklı rivayetleri işaretlemiş ve bütün bunları gelecek nesiller için kayıt altına almışlardır.
Bugün dünyanın büyük kütüphanelerinde muhafaza edilen hadis yazmaları, yalnızca eski kitaplar değil; asırlar boyunca süren semâ meclislerinin, tashih faaliyetlerinin ve rivayet zincirlerinin canlı şahitleridir.
Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'nin hazırladığı yeni Sahîh-i Müslim neşrinin en dikkat çekici yönlerinden biri de işte bu yazma geleneğini yeniden merkeze almasıdır.

Şeyh Muhammed El-Yakûbî’nin tahkikiyle hazırlanan ve Signatora Yayınları'ndan neşredilen Sahîh-i Müslim baskısı.
Escorial Kütüphanesi Nüshası: Şam’dan Endülüs’e, Endülüs’ten Dünyaya
Şeyh Muhammed el-Yakûbî’nin tahkikte esas aldığı
İspanya Escorial Kütüphanesi'nde 1007 numarayla muhafaza edilen Sahîh-i Müslim yazması
, eserin günümüze ulaşan en kıymetli yazma asıllarından biridir. Nüshanın zahriyesinde şunlar yazmaktadır:“Adil ravinin adil raviden nakliyle rivayet edilen sahih müsned hadisleri ihtiva eden kitap. Müellifi, Hafız Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî’dir. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.”
Bu nüsha, başından sonuna kadar eksiksiz olup herhangi bir sakatlık veya kopukluk içermemektedir. Tek cilt halinde muhafaza edilmiş olup 715/1316 yılında yeniden ciltlenmiştir. Orta boy ebatta 294 varaktan oluşmaktadır. Okunaklı bir Mağribî nesih hattıyla istinsah edilmiş, güçlük arz eden bazı yerlerde hareke ve diğer imla işaretleriyle zabtedilmiştir. Kitap başlıkları (terâcim) çoğunlukla hâşiyeye az bir kısmı ise yazmanın metin kısmına kaydedilmiştir.
Söz konusu nüsha,
Endülüslü muhaddis Abdullah b. Îsâ el-Murâdî el-İşbîlî
(ö. 582/1887'den sonra) tarafından istinsah edilmiş, yazımı 559/1164 yılı Ramazan ayının sonlarında tamamlanmıştır. Her ne kadar tabakât ve ricâl kaynaklarında kendisi hakkında sınırlı bilgi bulunuyorsa da istinsah ettiği bu nüsha onun gösterdiği büyük titizliği açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim ravilere dair kaydettiği özel faydalar onun ilmi derinliğini yansıtmaktadır. Ayrıca semâ yoluyla rivayet edilen asıl nüshasından naklettiği nadir bir bilgiyi de kayda geçirmektedir. Buna göre İmam Müslim eserini 257/871 yılında, yani vefatından dört yıl önce tamamlamıştır.
Her ne kadar nüshada, daha sonra Hafız Şerefüddin ed-Dimyâtî (ö. 705/1305) tarafından tashih edilen bazı istinsah hataları bulunsa da bunlar nüshanın genel anlamda zabt ve itkan vasfına halel getirecek nitelikte değildir.Bu yazma nüshanın değeri yalnızca erken tarihli bir nüsha olmasından ibaret değildir. Asıl kıymeti, ihtiva ettiği kayıtlar ve semâ vesikalarında ortaya çıkmaktadır. Zira bunlar, okuyucuyu zamanlar ve beldeler arasında canlı bir ilim yolculuğuna çıkarmaktadır. Nitekim nüshanın müstensihi Murâdî, 560/1165 yılında Şam Emeviyye Camii'nde Şeyh Ebû Ali el-Batalyevsî'ye (ö. 568/1173) olan tam kıraatiyle aldığı isnadını kaydetmiştir. Ardından nüsha, asıl nüsha ile karşılaştırılıp mukabele edilerek tashih edilmiş ve bu tashihler (ط) rumuzuyla işaretlenmiştir. Daha sonra aynı nüsha, yine aynı camide Hafız İbn Asâkir'e (ö. 571/1176) okunmuş, bu semâ meclisinde tespit edilen nüsha farkları ise çoğunlukla kırmızı mürekkeple (سـ) rumuzu kullanılarak gösterilmiştir.
Ardından nüsha ilim tarihine tanıklık eden bereketli bir yolculuğa çıkarak İslâm dünyasının başlıca ilim merkezleri arasında elden ele dolaşmıştır. Şam’daki hadis meclislerinden sonra Kahire’ye intikal etmiş 576-702 yılları arasında birçok defa devrin önde gelen âlimlerine okunmuştur. Bunlar arasında Ebü’l-Mefâhir el-Me’mûnî (ö. 576/1181), İbnü’l-Cebbâb (ö. 648/1251) ve Hafız Şerefüddin ed-Dimyâtî (705/1305) bulunmaktadır. Dimyâtî, nüshadaki bazı hataları tashih etmiş ve kendi nüshasıyla arasındaki farklılıkları (ش) rumuzuyla kaydetmiştir. Bu ilmî yolculuğun son durağında ise nüsha yeniden Şam diyarına dönmüş ve 773/1372 yılında Ba‘lebek’te okunmuştur.

Mecra
Fas'ta bir Ramazan geleneği: ed-Dürûsu'l-Haseniyye
Osmanlı Kütüphanelerinde Saklı Bir Hazine: Nuruosmaniye Nüshası
Tahkikte esas alınan bir diğer yazma ise,
Nuruosmaniye Kütüphanesi'nde 1185-1186 numaralarıyla muhafaza edilen nüsha
dır. Sahip olduğu yüksek ilmî değere rağmen, bu nüsha bugüne kadar Sahîh-i Müslim'in hiçbir neşrinde esas alınmamıştır.Bu nüsha iki ciltten oluşmaktadır. Birinci cilt 229, ikinci cilt ise 334 varak ihtiva etmektedir. Metin siyah mürekkeple nesih hattıyla yazılmış, kitap başlıkları mavi sülüs, bâb başlıkları ise kırmızı sülüs hattıyla kaydedilmiştir. Sayfa kenarlarında, hadislerin sahâbî ravilerinin isimleri dönüşümlü renklerle gösterilmiştir.
Nüsha, 677/1279 yılında Kahire'de büyük müsnid Sadruddîn el-Meydûmî el-Mısrî (ö. 754/1354) tarafından istinsah edilmiştir. Meydûmî bu nüshayı, semâ yoluyla rivayet edilmiş asıl nüsha ile mukabele etmiş ve nüshanın sonunda şu ifadeyle kayda geçirmiştir:
“Bu nüsha, aslı ile karşılaştırılarak mukabele edilmiş ve tamamı semâ yoluyla rivayet edilmiştir.”
Bu kıymetli yazma nüshanın önemi, ihtiva ettiği semâ kayıtlarında ortaya çıkmaktadır. Zira sayfa kenarlarında yer alan on sekizden fazla semâ kaydı, okuyucuyu zaman içinde uzanan ilmî bir yolculuğa çıkarır. Aynı zamanda bu kayıtlar, nüshanın İslâm dünyasının önde gelen ilim merkezleri arasında dolaşan ilmî serüvenini de gözler önüne serer.
Nüsha ilk olarak Kahire’de Emîr Alâeddin et-Tıbris el-Mansûrî’nin (ö. 719/1320) kütüphanesinde muhafaza edilmiştir. Burada 698/1299 yılında, en önemli semâ meclislerinden birine şahit olmuş ve Hafız Şerefüddin ed-Dimyâtî’ye okunmuştur. Bu meclise ait semâ tabakası ise, İmam Hafız İbn Seyyidünnâs el-Ya‘merî (ö. 734/1334) tarafından kendi el yazısıyla kaydedilmiştir.
Daha sonra nüsha Kudüs’e intikal etmiş ve meşhur kıraat âlimi İbn Zağleş lakabıyla tanınan Ahmed b. el-Mühendis’in (ö. 803/1401) mülkiyetine geçmiştir. Böylece Mescid-i Aksâ ve Kubbetü’s-Sahra’nın ilim halkaları içerisinde önemli bir rivayet merkezi haline gelmiş, burada uzun yıllar boyunca ardı ardına kıraatler yapılmış ve ilmî meclisler düzenlenmiştir.
Nüsha, ilmî yolculuğunun son durağında Osmanlı Sultanı III. Osman Han’ın (ö. 1171/1757) vakfına intikal etmiştir. Sultânî vakıf kaydı, padişahın mührüyle birlikte her iki cilde işlenmiş, böylece nüsha nihayet Osmanlı sultanlarının kütüphanelerinde muhafaza edilmek üzere yerini almıştır.
Allâme Şeyh Muhammed Ebü’l-Hüdâ el-Yakûbî, İmam Müslim’in Sahîh eserinin tahkikli neşrinde bu iki kıymetli yazma nüshayı esas almıştır. Böylece eseri, Hafız Şerefüddin ed-Dimyâtî rivayeti üzere neşretmiştir. Zira her iki nüsha da Şerefüddin ed-Dimyâtî’ye okunmuş nüshalardır.
Bu iki nüshanın, Nuruosmaniye nüshasının sonunda ayrıntıları kaydedilen aynı semâ meclisinde bir araya gelmiş olması da kuvvetle muhtemeldir. Bunu destekleyen hususlardan biri de İbn Seyyidünnâs’ın birinci cildin sonunda düştüğü şu kayıttır:
“Kıraat esnasında bu nüsha mezkur Şeyh Fahreddin b. Ali’nin oğlu Fakih Şemseddin Muhammed’in elinde bulunuyordu. Kendisi bu nüshadan mukabele yapıyordu. Şeyh [yani Dimyâtî] ise kendi aslını elinde tutuyordu. Kıraat ise benim nüshamdan yapılıyordu. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”
Escorial nüshasında yer alan semâ kayıtlarından biri de 698/1299 yılında Hafız Dimyâtî’ye yapılan kıraate dair kayıttır. Bu tarih, mevzubahis kıraatin gerçekleştirildiği yıl ile aynıdır.
Nebevî Mirasın Yeni Halkası
Asırlar boyunca ümmetin âlimleri, Hz. Resul-i Ekrem Efendimiz'in tek bir hadisini sahih bir senedle işitebilmek için aylarca yol kat ettiler, çölleri aştılar, beldeleri dolaştılar. Çünkü biliyorlardı ki isnad dindendir ve bu ümmete bahşedilmiş en büyük şereflerden biridir.
2019 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen Sahîh-i Buhârî Hatmi'nde bu manevî iklim yeniden hissedilmişti. Binlerce kişi, Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'nin riyasetinde Buhârî-i Şerîf'i baştan sona dinleme bahtiyarlığına erişmişti.

Sahîh-i Müslim Semâ Meclisi Afişi.
Şimdi ise Rabbimizin büyük bir lütfuyla aynı Nebevî geleneğe yeniden şahitlik etme nimetine kavuşuyoruz.
14-23 Ağustos tarihleri arasında İstanbul Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nde gerçekleştirilecek Sahîh-i Müslim Semâ Meclisi, büyük muhaddis Allâme Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'den en muteber hadis kaynaklarından olan Sahîh-i Müslim'i dinleme fırsatı sunuyor.
Gönüllerin Resûl-i Ekrem Efendimiz'in mübarek sözleriyle hayat bulacağı, isnad zincirinin bereketiyle kutlu bir silsileye dahil olma şerefine erişilecek bu meclis, modern zamanlarda Nebevî mirasla kurulan en müstesna bağlardan biridir.
Şimdiden otuzu aşkın ülkeden binin üzerinde kayıt alan programa
www.sahihimuslim.com
adresi üzerinden başvurular devam ediyor.Acelecilik ve kopukluk çağında sabrı, huşû içinde dinlemeyi ve Nebevî sözlere ta'zimi yeniden öğreten bu büyük meclis, Hz. Fahr-i Âlem Efendimiz'in nurlu mirasından nasiplenmek ve kutlu isnad halkasına dahil olmak isteyen bütün ilim taliplerini bekliyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.