İsrail neden icat edildi?

Avrupa’nın genelinde "İsrail’in 1948'de II. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere yapılan soykırımın yaralarını sarmak ve onlara bir barınma imkânı sunmak için kurulduğu”na dair bir düşünce hâkim. Bu ne kadar doğru? Bu temel soruyu yanıtlamak için, İsrail Devleti'nin kuruluşunun temelinde yatan Siyonizm teorisini iyi bilmek gerekir. Yahudi milliyetçileri bu operasyonu ne zamandan beri planlıyorlardı? Büyük güçler sadece seyretmekle mi yetindi yoksa bunda stratejik bir çıkar mı görüyorlardı ve neden bize tarihin bazı sayfalarından hiç söz edilmiyor?Çeviri: Firdevs Yiğit
Siyonist hareket nedir ve nasıl örgütlenir?
- 19. yüzyılda Orta ve Doğu Avrupa'daki Yahudi toplulukları içinde doğan milliyetçi bir harekettir. Dünya genelindeki belirli özellikleri bir "ulusal tasavvur" inşa etmeyi mümkün kılan yegâne Yahudi topluluğu oluşlarıdır. Bunlar dünya Yahudileri içinde ortak bir dile (Yidiş) ve belirli bir ortak kültüre (din merkezli) sahip yegâne gruptur.
Bu durum, örneğin Arap-Müslüman dünyasındaki Yahudi toplumları için geçerli değildi.

Bir "ulusal tasavvur"dan bahsediyorsunuz, Siyonist hareket bir efsaneye mi dayanıyor?

Bununla birlikte, Avrupa'daki Yahudi nüfusu -hâlen daha güncelliğini koruyan- katliamlar, pogromlar, Yahudi avcılığı vs. gibi ciddi sıkıntılarla karşılaştılar değil mi? Bu, başka bir dünya arayışını açıklamıyor mu?
Orta Çağ'da Yahudi ve Yahudi olmayan topluluklara Lehistan hükümdarları tarafından dayatılan yaşam tarzı buydu. Ticari ve mali bilgileri sayesinde ekonomiyi geliştirmek için Batı'dan Yahudi getirmişlerdi. Bu Batılı Yahudilere Doğu’dan, Moğollar tarafından yok edilen Hazar İmparatorluğu'ndan sağ kalanlar da eklendi.

Peki bu toplum biçiminin dağılmasının nedeni neydi?
19. yüzyılın ikinci yarısında bu bölgelere ulaşan modernleşme nedeniyle; sanayi devrimi ve köylülerin yoksullaşması tıpkı başka yerlerde olduğu gibi insanları kırsal kesimden şehirlere göç etmeye sevk etti. Birçok Yahudi sonraları iş aramak ve şehre ulaşmak için Shtetle'dan ayrıldı. Sonuç itibarıyla, bu Yahudi nüfusu hahamların ahlakî ve dinî denetiminden kurtularak liberalizm, demokrasi, ilerleme, laiklik gibi "Aydınlanma" adı verilen yeni fikirlerle ve ayrıca milliyetçilik ve sosyalizmle tanıştı.
Reklam
- Siyonizmin üç bileşeni vardır:
- 1. Shtetle toplumunun dağılması
- 2. “Aydınlanma” tasavvurunun Yahudi toplumuna nüfuzu
- 3. Fakat aynı zamanda modern antisemitizmine tepki.
Neden "modern antisemitizm"?
- O zamanlar feodal yöneticiler ekonomik veya siyasî güçlüklerin sancıları içindeyken, halkın öfkesini Yahudilere yöneltmek akıllıca bir işti. Yahudileri kovmak yahut yok etmek onları hem borçlarından hem de alacaklılarından kurtarırdı! Bu nedenle Orta Çağ'da ve sonrasında Orta ve Doğu Avrupa'da işi "pogrom"a (katliam) vardıracak olan bu idealin izlerine rastlarız. Yıkım anlamına gelen bu Rusça kelime, Yahudilere karşı dayak, yağma, tecavüz ve cinayetler ile kendini gösteren "halk" ayaklanması anlamını ihtiva ifade eder.

19. yüzyılın sonunda modern antisemitizm, bu "günah keçisi" işlevini pekiştirdi mi?
Çok ilginç, çünkü Yahudiler sefaletten sorumlu "büyük kapitalistler" olmakla da suçlanacaklardı!
Evet, sıradan insanlar için feci sonuçları olan 19. yüzyıl sanayi devriminden itibaren "sol" eğilimli yazarlar, fiilen büyük kapitalist haline gelmiş bazılarının durumunu göstererek tüm Yahudileri genelleyeceklerdir. Tüm dikkatler üzerlerinde toplanacak, Yahudi olmayan kapitalistler, yani çoğunluk söz konusu dahi edilmeyecekti! Bu "sol antisemitizm"e Proudhon (Pierre-Joseph Proudhon 1809-1865) veya Fourier (Joseph Fourier 1768-1830) gibi bazı ütopik sosyalistlerde rastlayabiliyoruz. Yahudi karşıtı önyargı soldaki bazı insanlara intiba telkin edebilir, ancak antisemitizmin kendisi solcu olamaz.
Bu sefaletten ve pogromlardan kaçan yüzbinlerce Yahudi, Amerika Birleşik Devletleri'ne henüz ulaşmadan önce Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na, Almanya'ya, Fransa'ya, Belçika'ya, İngiltere'ye yani Doğu'dan Batı'ya doğru yol alacaklar.
- Doğu’dan Batı’ya doğru gerçekleşen bu Yahudi göçü, böylelikle modern antisemitizmin bir vasfına açıklık kazandıracaktır: İnsanlar bundan böyle sanki Avrupa'nın bir ucundan dünyanın dört bir yanına dek Yahudilerin içinde bulunduğu koşullar aynıymış, sorunlar birbirinden farksızmışçasına genel "bir Yahudi sorunu" algılayacaktır.

Antisemitizmin Batı Avrupa’da yeniden canlanışı, Fransız kamuoyunu temelde ikiye bölecek olan ünlü Dreyfus Davası’nı açıklar mı?
Reklam

Yahudi burjuvazisi bir Yahudi devleti fikrine karşı mı çıktı?

Fakat yaygın olarak hor görülen ve siyasî nüfuzdan yoksun olan Avrupalı Yahudiler, yeni bir devletin kurulması gibi önemli bir tasarıyı gerçekleştirmeyi nasıl başardılar?
Kendilerine bir “hami" mi arıyorlardı?

O halde Siyonist hareket amacına nasıl ulaştı?
- Şu üç unsurun altını çizmem gerek; kronolojik sırayla ilk olarak, Filistin üzerindeki İngiliz Mandası (1920-1947), ardından Polonya ve Nazi antisemitizmi, son olarak da İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulmasını desteklemek için ABD ile SSCB arasında yapılan geçici gizli anlaşma sayesinde.
Nasıl bir menfaat gözetiliyordu?
1918'den sonra bu çekişmeler yeniden baş gösterdi. Dönemin Alman yetkililerinin de Siyonist harekete yönelik açılımlarda bulunduğunu ekleyelim. Berlin Hükümeti, Yahudi topluluklarının Doğu Avrupa ve Balkanlar'daki Alman çıkarlarını destekleyeceğini umuyordu. Fransızlar zaten dünden razıydı, Haziran 1917'de diplomat Jules Cambon Fransa adına Siyonistler için kurucu metin sayılan "Balfour Deklarasyonu"nu desteklemişti.

Buna rağmen Siyonistler "İngiliz emperyalizmine" karşı muhalefetlerini ve mücadelelerini kasten vurguluyorlar.
Yine de 1939'dan itibaren Siyonistler ve İngilizler birbirleriyle mücadeleye giriştiler!
Reklam

Terör saldırıları gerçekleştiren Siyonist gruplar bile peyda oldu.
Kesinlikle. Ancak neredeyse yirmi yıl boyunca İngiliz Mandaları, Siyonistlerin Filistin’de bir "Devlet içinde Devlet" kurabilmelerini sağlamak adına imkânlarını sonuna kadar zorladı.
- Bu dalga 80.000’den fazla Yahudi’yi Filistin'e sürükledi. Akabinde, Hitler'in iktidara gelişi (1933) ile göçler ivme kazandı ve Filistin'deki Yahudi nüfusu artarak toplam nüfusun %30'undan fazlasına ulaştı.
Filistin sadece 1935 yılında 60.000'den fazla kişinin göçüne tanıklık etti ve elbette savaşın sonunda toplama kamplarının keşfi Siyonist hareketi benzersiz bir şekilde yükseltti. Fakat antisemitizm, Siyonist projeye bu demografik takviyeyi sağlamakla kalmadı. Savaşlar arası dönemin bu iki "burjuva" göç dalgasını teşvik eden Polonya ve Almanya, Siyonist (revizyonist) sağı güçlendiren bir "orta sınıf" yaratarak Filistin'deki Yahudi cemaatine sermaye de kazandırdı.

Neden revizyonist?
- Benyamin Netanyahu'nun aday olduğu Likud ve Tzipi Livni'nin (medyamızın "merkezci" olarak nitelendirmekten zevk aldığı) Kadima’sı gibi İsrailli büyük sağ partiler, 1923'te Zeev Jabotinsky liderliğindeki Siyonist hareketin bölünmesiyle ortaya çıkan Revizyonist Siyonizm olarak tanınan bir ekolden gelmektedirler.

Öyleyse Siyonistler, İngilizlerin gönüllü desteği ve Polonya-Nazi antisemitizminin tesiri olmadan etkin olamazlardı. Lakin İsrail devletini kabul ettirmeyi ancak 1948'de başaracaklardı.
SSCB'de bir miktar dogmatik bir "Marksizm"den ilham alan jeostratejik düşünceler rol oynadı: Moskova, Siyonist solun ağırlığının (müşterek düşman Hitler’e karşı mücadelede sağlam ilişkiler tesis edilmişti) müstakbel İsrail devletini Sovyet yanlısı kampa iteceğini düşündü. Soğuk Savaş'ın başlangıcında bu büyük önem arz ediyordu.

- Dahası, İsrail Devleti bir işçi sınıfını doğurmaya hazır değil miydi? Bu kesim, haklı olarak İngilizlerin kuklası olarak kabul edilen Arap ülkelerini dengeleyecekti. Esasen bu ülkeler büyük toprak sahipleri ve sözde komprador burjuvazi tarafından yönetiliyordu; çıkarları Batılıların çıkarlarına fazlasıyla bağlıydı. Bu nedenle SSCB, 1947-1949 savaşı sırasında Çekoslovakların İsraillilere silah göndermesine müsaade etti.
Ancak Filistin'i savunması için bir Arap ordusu gönderilmemiş miydi?

Yahudi karşıtı ırkçılar, Yahudiler ile Yahudi olmayanların bir arada yaşamasının imkânsız olduğunu söylüyorlar. Ancak dürüst olmak gerekirse, Siyonistler de aynı kanaatteymiş gibi görünüyor.
Reklam
Bu öncelik aynı zamanda Siyonist aşırı sağın küçük bir grubu olan Stern’in, Filistin'deki İngiliz mandacı otoritelerine karşı mücadele adına Hitler'le ittifak kurmak için neden -başarısızlıkla sonuçlanan- girişimlerde bulunduğunu da açıklıyor. Ne kadar olağan dışı ve münferit bir durum olsa da bu "gerçekçi" bir politika olarak kabul edilebilir fakat aynı zamanda, İsrailli liderler menfaatlerini beslemek için hafızaları istismar ettikleri bir Yahudi soykırımı resmine kolayca tevessül ettikçe, bu tarz bir bakış açısı kazanmaya başlıyorlar.
Hızla iz sürdüğümüz tüm bu geçmiş tarihlere bakınca, 1948'de İsrail'in kurulmasının nedeninin soykırımın olmadığı sonucunu çıkarabilir miyiz? Zira büyük Avrupalı güçler uzun süredir Filistin'in Yahudiler tarafından sömürgeleştirilmesiyle ilgileniyorlardı ama 1940-45 bu desteği yeterince güçlendirecekti.

1956'da İsrail'in çok aktif desteğiyle, Londra ve Paris’in Cemal Abdülnasır'ın Mısır'ına saldırdıklarında göreceğimiz gibi.
Fransa, İsrail'le ittifak kurarak ve nükleer yeteneklerini hizmetine sunarak, Ortadoğu ve Arap dünyasından tahliyesini ve mevzi kaybını (1946'da Lübnan ve Suriye'den çekilme, 1956'da Mısır'a yönelik başarısız saldırı girişimi) telafi etmeye çalışıyordu. Ayrıca Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı (1954-1962) desteklediği için Nasır'a da kızgındı. Bu ittifak ABD'nin yönetimi ele geçireceği ve İsrail'in büyük müttefiki haline geleceği 1960'ların başına kadar sürecekti.
Görünen o ki, Siyonist liderler kendilerini Filistin'de kabul ettirmek için her defasında bir "vaftiz babaya", onları koruyan büyük bir güce ihtiyaç duyuyordu. Elbette bu isimler zamanla değişti, neden ABD yeni hamisi oldu?

Washington nihai olarak İsrail’e tam destek tutumunu neden değiştirdi?
Umumiyetle İsrail, ABD'nin yahut Ortadoğu'nun tek sağlam ayağı olduğu için mi destekleniyor?
Elbette, siyah altın diyarındaki hegemonyalarının tek sağlam destekçisi olduğu için. Hele hele de ikinci sütun olan Şah'ın İran'ı 1979 İslam devriminin ardından onları yüzüstü bıraktığı anda. Suudi Arabistan bu rolü edinemez. Zira Suudi Arabistan, güney ülkelerinde İsrail’in Amerikan hegemonyasına kattığı demografik, askerî ve siyasî kaynaklardan (mesela Afrika ve Latin Amerika'da) mahrum.
Reklam
Bu nedenle daima "petrol arayın!" komutu vermesi icap edecektir. Ancak psikolojik arka planı da var.
Ortadoğu'daki Amerikan ve Batı stratejisinin temelinde, Orta Asya'nın başka yerlerinde ve belki de bugünün Afrika'sında olduğu gibi, petrolün önemi açıktır.
Öte yandan ABD'de çok etkin olan bu "Hristiyan Siyonizm”ini de hesaba katmak gerekiyor. Pek çok Amerikalı kişisel tarihlerini, medeniyet ile vahşilik, modernite ile geri kalmışlık arasındaki çatışmanın "öncüleri" olmak gibi bir dizi efsaneyi İsrail'e yansıtarak onlarla bunu paylaşıyor. Bir yanda Avrupa'dan gelen beyaz göçmenler, diğer yanda Hintliler ve Araplar; her biri Kitab-ı Mukaddes’ten besleniyorlar.
1948'den sonra birçok Yahudi İsrail'e taşındı ancak Siyonizm’in teşviklerine rağmen, birçoğu da neredelerse orada, Avrupa ve tüm dünyada dağınık halde yaşamaya devam etti. Orası artık onların ülkesi ise neden İsrail'e gitmiyorlar?
Bu hem psikolojik bir sorun hem de kimlik meselesi. Her şeye rağmen birçok Yahudi’nin İsrail'i "kendi vatanı" olarak görmediğini belirtelim. İsrail'in varlığının ikili bir amaca hizmet ettiğine inanıyorum. İlki, zorda kalındığında istifade edilecek bir “sığınak” olarak güvence vermesi ki Yahudi soykırımından sonra bu sığınak fikrinin ehemmiyet kazanması çok normal. En azından ona tanıklık eden Yahudiler ve hemen akabindeki nesiller için. Bu soykırımın hafızasında yalnızca bir manipülasyon nesnesi olmasından ve suçluluk hissi yaratmasından fazlasını görmeliyiz.
İkincisine gelecek olursak, bir kimlik nitelemesi. "Biz kimiz?" sorusu hem soykırım travması, hem de azalan dindarlık, "soylulaştırma", çevredeki Yahudi olmayan dünyada artan asimilasyon, karma evlilikler gibi diğer faktörler nedeniyle, birçok Yahudi’yi (özellikle Batılıları) rahatsız ediyor. Burada İsrail ile bir bağ kurmak, belirli bir kimliğin temeli olarak öne çıkan bir şeydir. Bir Yahudi dünyası uzmanı olan Esther Benbassa, ne yazık ki bugün Yahudi kimlik anlayışının, soykırım hatırası ve İsrail Devleti olmak üzere, iki ayak üzerinde durduğunu söylüyor.
Bunu tespit ettikten sonra olaylar hızla gelişti. Çeşitli araştırmalar, en radikal muhafazakâr kesimler dışında, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudi cemaatinde İsrail siyasetine karşı daha mesafeli hislerin geliştiğini gözler önüne serer. Amerikan Yahudilerinin sadece %17'si bugün kendilerini "Siyonist" ilan edecektir.
***
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.