Kıymetsiz seçilmişler: Falaşalar

İsmail Çağılcı
15:00, 04/12/2025, Perşembe
CategoryMecra
Mecra
Kıymetsiz seçilmişler: Falaşalar
Etiyopya Yahudileri birçok farklı isimle anılıyor. Bunlardan en yaygın kullanılanıysa 'Falaşalar'.

Asırlar boyunca Etiyopya’nın kuzey topraklarında, oldukça muhafazakar bir yaşam sürdükten sonra 17. ve 18. yüzyıllarda dışarıyla temas etmeye başlayan ve bunun bir gerekliliği olarak içe kapanık yapılarından taviz vermek zorunda kalan Etiyopya Yahudileri Falaşalar, zaman içinde küçük gruplar halinde İsrail’e gelmeye başladılar. Nüfuslarının büyük kısmı işsizlikle boğuşan siyahî Yahudilerin birçoğu İsrail ordusu ya da emniyet teşkilatında görev alıyor. Falaşalar, vaktiyle ırkçılıktan çok çekmiş bir millet tarafından kendilerine reva görülen tüm bu aşağılanmayı bir şekilde bastırmak ve “seçilmişlerin en seçilmişi” beyaz Yahudilere yaranmak gayretiyle yaşamlarını sürdürüyorlar.

Ocak 1996. Tel Aviv’deki Başbakanlık Ofisi’nin önünde toplanan binlerce insan, öfkeli sloganlar atıyor ve
Başbakan Peres
ile görüşmek istiyorlardı. Kısa süre önce Ma’riv gazetesinde yayınlanan bir haber ve devamında
Ulusal Kan Bankası’ndan yapılan tatminden uzak açıklamalar
, ortaya çıkan öfkenin siyasilere yönelmesine sebep olmuş ve bugüne gelinmişti.
Bizim de kanımız kırmızı ve biz de Yahudiyiz!
sloganlarından da anlaşılacağı üzere, kendilerinin ayrımcılığa tabi tutulduğunu ve İsrail’de bir “
apartheid
” uygulandığını iddia eden bu kalabalık grup, geçmiş 20 yıl içinde düzenlenen ve filmleri aratmayan operasyonlarla ülkeye getirilen
Etiyopya Yahudilerinden başkası değildi:
Falaşalar
.
Asırlar boyunca Etiyopya’nın kuzey topraklarında, oldukça muhafazakar bir yaşam sürdükten sonra 17. ve 18. yüzyıllarda dışarıyla temas etmeye başlayan ve
bunun bir gerekliliği olarak içe kapanık yapılarından taviz vermek zorunda kalan
Etiyopya Yahudilerinin isimlendirilmesiyle ilgili türlü kullanımlar mevcut. Vaktizamanında yaşadıkları sürgün tecrübelerinden esinle, yerel Ge’ez dilinde “
Sürgün edilen
” manasına gelen “
Falaşa
”, bugün en yaygın bilinen isimleri. Kendilerine “
Beta İsraeli
”, yani “
İsrail’in evi
” ismini daha uygun gören siyahî Yahudiler, zaman zaman “
Kayla
” olarak da anılmışlar. Etiyopyalı Yahudiler, hangi isimle anılırlarsa anılsınlar, uzun yıllardır Yahudi inancına göre ibadet ediyor ve yaşantılarını bu inanca göre düzenliyorlar. Ancak
gerçekten Yahudi olup olmadıkları tartışması
bugün bile sona ermiş değil.
  • Falaşaların kökeni hakkında birçok rivayet olsa da onlar, kendilerini, Hz. Süleyman ve Sebe Melikesi Belkıs arsındaki evlilikten dünyaya gelen Menelik’e nispet ediyorlar.
Bir diğer rivayete göreyse; Hz. Yakup’un 12 oğlundan devam eden kabilelerden 10’unun yaşadığı İsrail Krallığı’nın MÖ 720’de Asurlular tarafından yıkılmasıyla birlikte bu kabileler dağılmış ve kaybolmuştu.
Falaşalar, Yakup’un oğullarından Dan’ın soyundan gelmekteydi ve işte bu kayıp kabilelerden birine mensuplardı
. Kabile, İsrail Krallığı’nın yıkılmasıyla birlikte Habeşistan’a (Bugünkü Etiyopya, Cibuti, Eritre ve Somali) göçmüş ve binlerce yıl boyunca inanç ve geleneklerini koruyarak bugüne gelmişti.
14 Mayıs 1948’de İsrail’in kuruluşunun ilân edilmesiyle birlikte başlayan tartışmalardan biri de kimlerin vatandaşlığa kabul edileceği hususuydu. Ülkenin ilk başbakanı
David Ben Gurion’un
imzasıyla hahambaşılara gönderilen mektuplara gelen cevaplar neticesinde hazırlanan “
Geri Dönüş Yasası
”, dünyanın dört bir yanındaki Yahudilere İsrail’e yerleşme hakkı tanıdı.
Hahambaşılara göre Yahudi olmayan Falaşalar
ise bu yasadan istifade edemediler.
Zaman içinde çok küçük gruplar halinde İsrail’e gelmeye başlasalar da vatandaşlığa kabul edilmeleri 70’li yıllara kadar mümkün olmadı. 1973 yılında
Sefarad Yahudilerinin hahambaşı Ovedya Yosef’in
, Falaşaların Yahudi kabul edilmesi gerektiğini dillendirmesi ve 1977’de düzenlenen genel seçimlerle
Menachem Begin’in
başbakanlık koltuğuna oturması, aynı dönemler Etiyopya’daki iç savaştan muzdarip Falaşalar için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
1974 sonbaharında patlak veren Etiyopya İç Savaşı, ülkenin kuzeyine gelip düğümlenmiş ve bölgede on binlerce insanın ölümüne sebep olmuştu.
90’lı yılların başında kuzeyde Eritre’nin kurulmasıyla sona erecek savaşın en kanlı günleri
, Falaşaları da asırlardır yaşadıkları topraklardan çıkmaya zorladı. Ovedya Yosef’in “
fetvası
” ve hemen sonrasındaki savaş, pek çoğunu gençlerin teşkil ettiği küçük grupların İsrail’e göçünü tetikledi. Bu düzensiz göç hareketi,
sayıları birkaç on bin civarında olan Falaşaların
tamamıyla İsrail’e yerleşmesini sağlamak açısından oldukça etkisizdi.
Aynı yıllarda, “
Geri Dönüş Yasası
”ndan istifade ederek dünyanın dört bir yanından gelip İsrail’e yerleşen Yahudiler arasında da bir takım problemler vardı. Ülkede bir “
kast sistemi
” olduğu iddiaları ayyuka çıkmış,
ülkenin kurucu kadrosunu oluşturan Aşkenaz (Doğu Avrupa) Yahudileri
ile Sefarad (İspanya) ve Mizrahi (Doğu ve Arap coğrafyası) Yahudileri arasındaki gerilim gözle görülür hale gelmişti. Toplumun bu kesimleri arasındaki gerilimi düşürmek için izlenen yol haritasının önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz Etiyopya Yahudileri oldu.
  • 70’li yılların sonu itibarıyla İsrail, hem Falaşaları içinde bulundukları durumdan kurtaracak hem de ülkedeki sosyolojiyi rahatlatacak bir süreci başlattı.
Devlet eliyle tertip edilen ilk Falaşa göçü 70’lerin sonunda başlatıldı ve yıllara yayılan bu operasyon
MOSSAD ajanları tarafından
büyük bir gizlilikle yürütüldü. Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki şehri Port Sudan yakınlarında atıl durumdaki bir tatil köyü,
İsveçli yatırımcı kılığındaki ajanlar
tarafından 320 bin dolar karşılığında kiralandı. 1972’de Sudan Turizm Ajansı tarafından yaptırılan ancak elektrik ve sudan mahrum kalan tesis, kesenin ağzını açan “
İsveçli yatırımcılar
” sayesinde ihya oldu.
Altyapı eksikleri giderilen tatil köyü 15 bungalov eviyle hizmet vermeye başladı.
Zaman içinde tesise gidip gelenler arasında Mısır ordu yetkilileri, İngiliz SAS komandoları gibi askeri kaynaklı isimler olmasına rağmen
, operasyon deşifre olmadı. Temizlik ve mutfak işlerinde de kadın ajanların çalıştırıldığı “
Arous Resort
” 1984’e kadar varlığını sürdürdü ve yıllar içinde Etiyopya’dan çıkarılan
yaklaşık 7 bin Falaşa
bu gizli istasyon üzerinden İsrail’e nakledildi.
Kasım 1984’e gelindiğinde, Arous Resort’un ifşa olması ve göç hareketinin oldukça sınırlı sayıda kalmasından mülhem, farklı bir yöntem devreye sokuldu.
İsrail, Sudan hükümetiyle anlaşma yoluna gitti ve işin içine CIA ve ABD’nin Hartum Büyükelçiliği de dahil edildi
. Devam eden iç savaş sebebiyle binlerce Etiyopyalı, ülkelerini terk ederek Sudan’daki mülteci kamplarına sığınmışlardı. İsrailli yetkililerin gayesi ise
farklı inançlara mensup binlerce insan arasından Yahudi olanları seçerek
ülkeye getirmekti. Plan, mülteci akını karşısında çaresiz kalan Sudan hükümeti için de oldukça makuldü ve yine gizlice yürütülen görüşmeler neticesinde 21 Kasım 1984’te düğmeye basıldı:
Musa Operasyonu
.
Mülteci kamplarındaki Etiyopyalılar arasından seçilen Falaşalar, 1985’in ilk günlerine değin devam eden Musa Operasyonu’yla İsrail’e getirildi.
Yedi hafta boyunca 30 sefer düzenleyen
ve dikkat çekmemek adına Brüksel aktarmalı olarak Tel Aviv’e inen
Trans Avrupa Havayolları’na (TEA) ait uçakların her biri
, 200’ün üzerinde Falaşa taşıdı. Seferler, operasyonun yavaş yavaş deşifre olması ve Sudan’ın Arap ülkelerinden baskı görmeye başlamasıyla, 5 Ocak 1985’te sona erdiğinde
yaklaşık 8 bin Etiyopya Yahudisi
“kurtarılmıştı”.
İsrail, planını adım adım işletiyor ve Yahudi olduklarını kabul etmek zorunda kaldığı Falaşaları ülkeye taşıyordu.
Aşkenaz, Seferad ve Mizrahi Yahudileri arasındaki adı konulmamış sınıf farkını, bu yeni vatandaşları sayesinde ortadan kaldırmayı
ve olası bir iç tehdidi bertaraf etmeyi hedefleyen İsrail, kısa sürede binlere varan “
ucuz iş gücü
”ne sahip olmuştu, ancak henüz yeterli sayıya ulaşılmamıştı. Savaştan kaçmak ve
Kudüs’e kavuşarak binlerce yıllık hayallerini gerçekleştirmek hevesiyl
e yollara düşen Falaşalar içinse işler o kadar da yolunda gitmiyordu. Çıktıkları göç yolunda binlercesi ölmüş, İsrail’e varmayı başaranlarsa ailelerinden uzak düşmüşlerdi.
Kısa süre sonra, daha küçük çaplı bir operasyon için harekete geçildi. Musa Operasyonu’yla ülkeye getirilen Falaşalar arasında bulunan çocukların büyük kısmının ailelerini de içine alan bu yeni operasyona “
Yeşu
” adı verildi.
ABD Senatosu’nun 100 üyesinin tamamının imzasıyla
dönemin başkanı
Ronald Reagan’a
iletilen bir mektup, Falaşaları İsrail’e taşımak için düzenlenen operasyonların devam etmesini salık veriyordu. Reagan’ın talimatıyla harekete geçen
Başkan Yardımcısı George H.W. Bush (Baba Bush)
, Yeşu Operasyonu’na dair süreci başlattı. 22 Mart 1985’te havalanan Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait 6 uçağın hedefinde Sudan-Etiyopya sınırı yakınlarındaki El Gadarif şehri vardı. Birkaç saat süren hareketlilik son bulduğunda 6 uçak da görevini başarıyla tamamlamış ve
600 civarında Falaşa’yla birlikte
, İsrail’in kuzeyindeki Uvda Hava Üssü’ne inmişlerdi.
Arap ülkeleri başta olmak üzere uluslararası kamuoyunun tepkisini çeken operasyonlara ara verildi. Kendi çabalarıyla ülkeye gelen küçük gruplar haricinde,
birkaç yıl boyunca ara verilen Falaşa transferi, 90’lı yıllarında başında yeniden gündeme geldi
. 1991 yılında, Etiyopya’daki askeri rejimle Eritre ve Tigrinya Asileri arasındaki çatışmalar şiddetlendi.
Devlet Başkanı Mengitsu Haile Mariam’ın
koltuğunun sallanması ülkedeki kaosu körükleyince, Falaşalarla ilgili endişeler dillendirilmeye başlandı.
  • Dünya genelindeki bazı Yahudi örgütlerinin baskılarıyla harekete geçen İsrail, yeni bir operasyonu gündemine aldı: Süleyman Operasyonu.
İsrailli yetkililer ve Amerikalı diplomatlar, süreci kolaylaştırmak için Etiyopya hükümetiyle iletişime geçtiler. Devlet Başkanı Mengitsu, yalnızca kendisine silah desteği sağlanması karşılığında bu operasyona izin vereceğini bildirdi.
ABD Başkanı Bush’un özel yetkili temsilcisi sıfatıyla bölgeye gelerek Etiyopya hükümetiyle masaya oturan Rudy Boschwitz’in
öncülük ettiği müzakereler neticesinde Süleyman Operasyonu için elverişli koşullar oluşturuldu. Bu kez aktarma vesaireyle uğraşılmayacak,
Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’dan kalkan uçaklar direkt İsrail’e ineceklerdi
. 24 Mayıs 1991’de başlayan operasyonda kargo uçaklarının yanı sıra koltukları sökülüp çıkarılan yolcu uçakları da kullanıldı.
15 yıla yakın sürede Etiyopya Yahudilerinin çok büyük bir kısmı, yüzlerce yıldır yaşadıkları toprakları geride bırakmış ve İsrail’e yerleşmişlerdi.
Geriye kalan az sayıda Falaşa’nın da ülkeye getirilmesi, sonraki bin yılın başlarını buldu ve 2013 yılına gelindiğinde geride yalnızca birkaç bin Falaşa kaldı
. İnançları gereği Kudüs’e kavuşma hayaliyle yaşayan Falaşalar, bir bakıma bu hayallerini gerçekleştirmişlerdi. İsrail ise kendi içindeki sınıf farklarını, mevcut tüm sınıfların birden altında,
siyahî Yahudilerden teşkil yeni bir topluluk oluşturarak
çözmüş gibi görünüyordu.
İsrail’e getirilen Falaşalar, “başıboş” bırakılmadı. Öncelikli olarak kamplara yerleştirilerek İbranice öğrenmeye mecbur bırakıldılar. Yaklaşık iki yıl devam eden kamp sürecinden sonraysa başka bir zorunlu göç hikayesinin içinde buldular kendilerini; ancak bu kez bambaşka bir roldeydiler.
İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü işgal ve yağma politikalarının vücuda gelmiş hali olarak yükselen yerleşim yerleri
, yeni bir “
yuva
” olarak Falaşalara tahsis edilmeye başlandı. İsrail, yine bir taşla birkaç kuş vurmanın hesaplarını yapıyordu:
  • Resmiyette görünenin aksine, Etiyopya Yahudilerinin “Gerçek Yahudi” olduklarına tam manasıyla ikna olmayan devlet, onları bir şekilde kendisinden uzak tutmayı başaracak ve Filistinlilerle kendisi arasında bir tampon olarak kullanacaktı.
İlk kez 1996 yılında patlak veren “
kan skandalı
”, Falaşalara karşı devlet eliyle bir ayrımcılık güdüldüğünü gözler önüne serdi.
Ma’riv gazetesinin imza attığı haberler, İsrail Ulusal Kan Bankası’nın, siyahî Yahudilere ait kanları çöpe attığını tüm ülkeye duyurdu
. Bunun üzerine sokaklara dökülen on binlerce Falaşa, HIV virüsü ambalajlı açıklamalardan tatmin olmayınca Tel Aviv’deki Başbakanlık Ofisi’nin yolunu tuttu. “
İzahat
” isteyen isyancıların temsilcileri, dönemin İsrail Başbakanı Şimon Peres’le görüşme imkanı buldu ve görüşme sonrasında
Peres’in yaptığı özür açıklamasıyla
sular durulsa da, geçen zaman, Falaşalara karşı tutumu ve maruz kaldıkları aşağılanmayı pek değiştirmedi;
zira benzer bir skandal 2006 yılında yeniden yaşandı
.
Sosyal hayatta pek çok ayrımcılığa tabi tutulan Falaşalar
en büyük problemleriyse inançları noktasında
yaşıyorlar. Yüzyıllar boyunca dini sistemlerini korumayı başaran topluluğun, İsrail’e gelirken hesap etmediği şeylerden biri de seküler bir devletle karşılaşacaklarıydı. İsrail’deki Yahudilerden çok daha farklı ibadet ve uygulamalara sahip
Falaşaların bir apartman dairesinde oturmaları dahi inançlarını zedeleyecek bir durumdu
. Kendi dinlerinden olmayan birine dokunduklarında kirleneceklerine inanan Falaşalar, ilk başlarda beyaz Yahudilere karşı da bu tavrı sürdürdüler.
  • Yine Süleyman Mabedi ayakta olmadığı için kurban kesmeyen beyaz Yahudilerin aksine bu ibadetlerini yerine getirmeleri, toplumsal yaşantı açısından bir problemdi.
Cenaze merasimleri, dini bayramlardaki ritüelleri,
doğum yapan ya da hastalanan kadınların
bir süreliğine toplumdan izole yaşamaya mecbur edilmesi ve inançları gereği genellikle su kenarlarında yaşamak istemeleri gibi daha pek çok sorun, yeni yetişen nesillerin “
asimile olmasıyla
” ortadan kalkacak gibi görünüyor. Ancak gelinen noktada kendilerinden ödün vermek zorunda kaldıklarını ve “
Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olduklarını
” düşünen Falaşaların sayısı da az değil.
Günümüzde nüfusları 150 bine yaklaşan Falaşalara dair problemler, kanları ya da inançlarıyla sınırlı değil. İsrail’e “
minnet borçlu ola
n
” Falaşaların toplumun en alt tabakasını oluşturmasında ve
beyaz Yahudilerden çok daha ucuza çalışmasında bir beis görülmüyor
. Hiçbir zaman ilam edilmeyecek maluma göre, genellikle çöpçülük, inşaat işçiliği gibi beden gücüne dayalı işlerde çalışabiliyor ve belirli standartların üstünde bir hayata sahip olamıyorlar.
Yahudiliklerini ve İsrail’e bağlılıklarını ispat etmek isteyenleri içinse
güvenlik gücü olarak istihdam edilmenin yolu açık
. Nüfuslarının büyük kısmı işsizlikle boğuşan siyahî Yahudilerin birçoğu İsrail ordusu ya da emniyet teşkilatında görev alıyor. Falaşalar,
vaktiyle ırkçılıktan çok çekmiş bir millet tarafından kendilerine reva görülen tüm bu aşağılanmayı bir şekilde bastırmak
ve “seçilmişlerin en seçilmişi” beyaz Yahudilere yaranmak gayretiyle yaşamlarını sürdürüyorlar.
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026