Mare Nostrum’da iki Trablus’un hikâyesi
15:00, 26/07/2025, Cumartesi

Mare Nostrum’da iki Trablus’un hikâyesi: Libya ve Lübnan.
Tarih boyunca
Akdeniz
; Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında uzanan geniş bir keşif alanı oldu. İlk olarak, denizcilik
ve ticarette
çok gelişmiş olan Fenikelilerin
egemenliğindeki bu bölge daha sonra Antik Yunan
ve Kartacalılar
tarafından kontrol edildi. Ta ki Romalılara
kadar.- Akdeniz’e kıyısı olan tüm bölgelerde hâkimiyet kuran Roma İmparatorluğu, Akdeniz’i bir iç deniz haline getirerek buraya, Latince’de‘Bizim Denizimiz’anlamına gelen‘Mare Nostrum’ismini verdi.
Tarihte Romalılara en çok yaklaşan ve Akdeniz’e "
Mare Nostrum"
diyebilen diğer devlet ise Osmanlı
İmparatorluğu
oldu. Özellikle Preveze Deniz Şavaşı
sonrası Akdeniz’i
"Türk gölü"
haline getiren Osmanlılar, bu havzadaki ticareti ve kültürel zenginliği hep diri tuttu.
Roma
döneminde aynı imparatorluk altında yönetilen birçok şehir yüzyıllar sonra Payitaht
çatısı altında tekrar bir araya geldi. İşte bu yazının konusu o şehirlerden ikisi; Libya
ve Lübnan’da
bulunan iki farklı Trablus’un
hikâyesi…Osmanlı İmparatorluğu’nda
Trablus
ismini taşıyan iki şehir bulunuyordu. İstanbul’daki
idareciler kentlerin birini diğerinden ayırt edebilmek için Libya’da
olana ‘Batıdaki Trablus’
anlamına gelen Trablusgarp
, bugün Lübnan
sınırları içinde yer alan diğer şehre de Şam
vilayetine yakınlığından dolayı Trablusşam
ismini verdi.- Trablus kelimesi etimolojik olarak YunancadakiTripoli/Tripoliskelimesinin Arapçaya geçen hali olanTarabulus'tan Osmanlıcaya girmişti; manası iseüç şehirdi.
Trablusgarp’a
uzanacak olursak, burası Antik Yunan
döneminde üç ayrı şehrin; Sabratha
, Leptis
ve bugünkü merkezin olduğu yerde bulunan Oea’nın
birleştirilmesiyle bir araya gelmişti.
Trablusgarp
, 5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğu
'nun çöküşünden sonra, 6. yüzyılda Müslümanların
Kuzey Afrika’yı fethine kadar Vandallar
ve Bizans İmparatorluğu
arasında el değiştirdi.Hz. Ömer döneminde
Mısır fatihi Amr bin Âs
tarafından bir aylık bir kuşatmanın sonunda 643
yılında fethedildi. Emevî
ve Abbasî
dönemleri sırasında ve sonrasında irili ufaklı, Müslüman
veya gayrimüslim
birçok yönetimin altına giren şehir, uzunca bir dönem istikrarsız bir süreç geçirdi.
1510
’da İspanyollar
tarafından gerçekleşen işgalin ardından Trablus
halkı, 1519
’da İstanbul’a
bir heyet göndererek haçlı istilasına karşı Osmanlılardan
yardım istedi.1551
’de, Kaptan-ı Derya Sinan Paşa
ve Turgut Reis
komutasındaki Osmanlı
donanması Trablusgarp’taki
İspanyol
işgaline
son verdi. Şehir özellikle 1556
’da Turgut Reis’in
Trablusgarp’a
beylerbeyi olarak atanması ve dokuz senelik aralıksız görevi sırasında ihya edilmesiyle bir Osmanlı
şehri halini aldı.- Bölgenin Osmanlı İmparatorluğu altındaki dönemi ise kabaca dörde ayrılmaktadır: İstanbul’un tam hâkimiyeti altında ilk valiler dönemi, kendi başına buyruk yeniçeriler dönemi, eyalet konumuna geldiği Karamanlı Hanedanı dönemi ve merkezi idareye doğrudan bağlı ikinci valiler devri.
Karamanlı Hanedanı
döneminde ABD’nin
Akdeniz’deki
ticaret
filolarıyla yaşanan gerginlik sonrası taraflar arasında 1796
’da Trablus Anlaşması
imzalandı. Söz konusu anlaşma ABD
tarihinde yabancı bir dilde imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini
kabul eden tek ABD belgesi olarak tarihe geçti. Washington yönetimi 22 maddelik
bu antlaşmaya 1818 yılına kadar bağlı kaldı.
1912
’de Roma
ile İstanbul
hükümetleri arasında imzalanan Uşi Anlaşması
sonrası kentten ayrılmayı kabul eden Osmanlı İmparatorluğu;
Trablusgarp
ile birlikte Afrika kıtasındaki son toprak parçasından da kâğıt üzerinde vazgeçmiş oldu.Bölgedeki
Osmanlı askerleri
yerel halkla birlikte İtalyan
işgaline; 1918
’te I. Dünya Savaşı’nı
sonlandıran Mondros Mütarekesi’ne
kadar direnmeye devam etti. 1943
yılına kadar İtalyan
işgalinde kalan bölge daha sonra 1951
’deki bağımsızlık ilan edinceye dek İngiltere
kontrolü altında bulundu.- Trablus ikizlerinin diğeri Trablusşam’a uzanalım… Akdeniz’in çevresinde kurdukları şehirlerle bölgeyi bir ticaret merkezine çeviren ve zenginleşmesine büyük katkı sağlayan Fenikeliler, Trablusşam’ın da mimarı.
Milattan önce olarak gösterilen kent, bugün
351
yılına ait bir belgede "Önemli bir Fenike şehri"
Lübnan’da
başkent Beyrut’tan
sonra ülkenin en büyük ikinci şehri konumunda.
Buraya
Trablus
isminin verilmesinin sebebi de ikizininkine benzer bir hikâyeye sahip. Kent kurulduğunda üç büyük mahallenin birleşiminden oluşuyordu. Hz. Osman
döneminde Muâviye
bin Ebû Süfyân
’ın gönderdiği Süfyân bin Mücîb el-Ezdî
kumandasındaki İslâm
ordusu tarafından fethedilen Trablusşam
, Muâviye’nin
Yahudiler
ve İranlıları
şehre yerleştirmesiyle daha o zamandan çok kültürlü bir yapıya kavuştu.Şehrin alınması,
Ervâd
ve Kıbrıs
adalarının fethinde de önemli rol oynadı. 878
yılından sonra bir Türk
devleti olan Tolunoğulları
hâkimiyetine giren Trablusşam
, bu dönemde önemli bir deniz üssü haline getirildi. 971
yılı civarında Fâtımî
nüfuzu altına giren Trablusşam’da
Şiî
nüfusu arttı.
Memlûk Sultanı Kalavun
1289
’da şehri fethetti, Trablusşam’ın
surlarını yıktırıp bugün bulunduğu yerde yeniden inşa ettirdi. Şehir, Memlûk
idarî yapılanmasındaki altı büyük naiplikten birinin merkezi oldu.Bölge,
Yavuz Sultan Selim’in
Suriye’ye girişinden sonra 1516’da Osmanlı
topraklarına katıldı. Bugün kentin simgelerinden biri olarak kabul edilen Hamidiye Saat Kulesi,
1901 yılında, Sultan II. Abdülhamid Han’ın
tahta çıkışının 25. yılı anısına inşa edildi. Bugün turistik bir nokta olan kulenin terasından tüm Trablusşam
izlenebilmektedir.- Şehirdeki Osmanlı yadigarı yapıların arasında 2. Abdülhamid Han’ın rüyası hicaz demir yolu projesinin istasyonlarından olan Trablusşam Garı da bulunuyor.
İstanbul’dan
gelip Medine’ye
kadar devam eden Hicaz
demir yolunun Humus
istasyonuna tek hatla bağlanmış Trablusşam
hattının kavuşma noktası olan garın restorasyonuna 2018
yılında TİKA
tarafından başlandı ve çalışmalar sürüyor. Özellikle 1975-1990
yılları arasında ülkede yaşanan iç savaş
sırasında zarar gören yapının, restorasyonu tamamlandığında önemli bir kültür merkezi göreceği tahmin ediliyor.
Bu
paklığın
geldiği nokta Trablusşam’ın
meşhur sabunları mıdır bilinmez ancak kentte yüzyıllardır devam eden bir sabunculuk
geleneği bugüne kadar ulaşmıştır. Kapısından girdiğinizde ayaklarınızın kayabileceği Sabun Han’da
onlarca sabun imalathanesi ve satış mağazası ticari hayatını sürdürmektedir.- Kanuni Sultan Süleyman zamanında Hürrem Sultan tarafından inşa edilen Sabun Han’ın gelirleri, o dönem için Kudüs’te kurulan aşevlerine aktarılırdı. Sabun Han gibi birçok eski usul alışveriş merkezi denebilecek hana ev sahipliği yapan Trablusşam; alışveriş kültürü sayesinde bugün de hareketli yaşamını devam ettiriyor.
Kentteki bir diğer ifadelerini kullanan Çelebi’nin tasvirleri ve o dönem çizilen gravürler sayesinde 2016 yılında
Osmanlı
mirası yapı da Trablusşam
Mevlevihanesi’dir
. 1620 yılında Ebu Ali Nehri’
nin kenarına, yeşillikler içine inşa edilen Mevlevihane, ziyareti sırasında Evliya Çelebi’ye
de üç gün boyunca ev sahipliği yaptı. Yapı için, “Mamur, binası güzel, irem bağı gibi içinde limon, turunç ve gülistanı olan bir mekân”
TİKA
tarafından orijinal haline sadık kalınarak restore edilen Mevlevihane; eski ihtişamlı günlerinin özlemiyle misafirlerini beklemekte.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.