Osmanlı ordusunun delileri

Osmanlı’nın serhatlerde görev yapan gözü pek hafif süvarileri "deliler", kılavuzluk eden "delil" kelimesinin kökeninden türeyen adlarıyla ün salmış; ihtişamlı fakat düzensiz yapıları zamanla asayiş sorunlarına yol açınca II. Mahmud döneminde tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Osmanlı ordusunun delileri, ilk kez Rumeli'de kurulan bir ocak olarak ortaya çıktı. Rumeli beylerbeyi ve serhat beylerinin emrinde hafif süvari sınıfına mensup bu atlılar, serhat kulları içinde kendilerine yer bulmuşlardı.
Onlara 'deli' denilmesi konusunda ise bazı tartışmalar mevcuttu. Ordunun önünde gidip kılavuzluk ettikleri için "delil" askeri olarak tanındıkları ve asıl isimlerinin bu olduğu söyleniyordu. Nitekim Bektaşîlerde delil sözü "rehber, yol gösterici" manasında kullanılırdı. Tekke meydanındaki kandil ve mumları yakmak için kullanılan küçük muma da Bektaşîler "delil" derdi. Ayrıca Mekke’de hacılara ziyaret yerlerini ve usullerini gösteren rehberlere de "delil" denirdi. Yani asıl adları "delil" iken görev icabı gözü pek, atılgan ve pervasız olmaları nedeniyle halk arasında "deli" olarak ünlendikleri görüşü çoğunlukla kabul gördü.
Deliler düşmanı korkutmak için dehşet salan garip kılıklara bürünürlerdi. Başlarındaki külah, benekli sırtlan veya pars derisinden yapılırdı. Üzerine takılan kartal tüyü ile korkutucu bir görünüm oluşturulurdu. Üzerlerine aslan, kaplan ve tilki postu giyerlerdi. Şalvarları ise kurt ve ayı derisinden olup tüylü kısmı dışa bakardı. Dizlerine dek uzanan mahmuzlu çizmelerine "serhatlik" denirdi; sivri burunlu ve yüksek topukluydu. Atlarının çulları da vahşi hayvanların postundan olurdu. Hatta bazıları koca bir aslanın postunu ata giydirip atın kafasını aslanın ağzından çıkartırlardı.
Reklam
Her ocak gibi delilerin de bir teşkilatı ve örfü vardı. Bayrak denilen birlikler şeklinde örgütlenirlerdi. Her bayrak 50-60 atlıdan oluşur ve birkaçı birden bir delibaşının emrinde vazife görürdü. Günümüzde yüzbaşı rütbesinde olan delibaşının astları gönüllü ağaları ve bölük ağalarıydı.
Delilere katılmak isteyen "delikanlı" ocak ağalarından birine zimmetlenirdi. "Zobu" sıfatıyla belli bir süre zarfında ocağın usul ve kaidelerini öğrenirdi. Hizmete hazır olduğu kanaati doğunca bir törenle başına deli kalpağı giydirilir ve ocak defterine ağa çırağı olarak kaydedilirdi. Törende söz verdiği üzere din-ü devlete layıkıyla hizmet etmeyen, dövüşten kaçan deli kafasına keçe külah konulup ocaktan kovulurdu.
Deliler, yeniçerilerin aksine üç ayda bir ulufe alan düzenli kıtalar değillerdi. Savaşta veya barışta bir paşaya kapılanır ve onun maiyetinde kalıp hizmet gördükleri sürece belli bir yevmiye alırlardı. Yani kapısız kalmak işsiz kalmak demekti. Bu durumda yeni bir kapı bulana dek çeteler halinde eşkıyalığa soyunur, taşrada dirlik ve düzeni bozarlardı. Buhranlarla geçen 18. yüzyılın ikinci yarısında paşaların fakirleşmesi sonucunda kapısız deli mevcudu da bir hayli arttı. Yol açtıkları asayiş sorunları yüzünden devletin ve halkın gözünde itibarlarını kaybettiler. III. Selim döneminde ıslah edilmeye çalışıldılar ancak bu da pek mümkün olmadı.
Deli teşkilatı, tıpkı yeniçeriler gibi II. Mahmud döneminde ortadan kaldırıldı. 1829'da padişahın fermanı ile ocakları kaldırılan deliler, buna itaat etmeyip Konya civarında toplandılar. Üzerlerine gönderilen birliklerle Akşehir civarında savaştılar. Savaşta yenilen 2.000 kadar deli dağıtıldı. Bir kısmı da Suriye ve Mısır taraflarına gitti.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.