Bir döneme adını veren çiçeğin tarihi: Lale

Lale, Türkler için tarih boyunca önemli bir yere sahip oldu.
Mitolojide bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine yıldırım düştüğü ve o yaprağın alev alarak laleye dönüştüğü söylenir. Lalenin göbeğindeki siyahlık, yıldırımın bıraktığı yanık izidir.
Roma ve Bizans'ın ilgi göstermediği bu çiçek, Türkler sayesinde Orta Asya'dan Anadolu'ya geldi. Tarihte ilk kez Uygurlar sanat eserlerinde lale motifini kullandı.
Osmanlı'da lale kültürü Kanuni'nin devrinde şekillendi. Bu dönemde Şeyhülislam Ebussuud Efendi 'Nûr-ı Adn' adını verdiği yeni bir lale türü elde etti.
Batı, Osmanlı sayesinde lale ile tanıştı. İlk kez Kanuni döneminde, Avusturya elçisi Busbecq'in Avrupa'ya götürdüğü soğanlar, IV. Mehmed devrinde 'Lâle-i Frengî' olarak Osmanlı'ya geri döndü.
Lale Devri padişahı III. Ahmed döneminde Sa‘d-âbâd adı verilen bahçelerde bahar şenlikleri düzenlendi. Çiçek yetiştirenler arasında lalecilerin ayrıcalıklı bir konumu vardı.
Her laleye rengine göre isimler konur, şiirler söylenirdi. Yapraklarının gevşekliği veya ortasındaki siyahlığın görünür halde olması o laleyi ayıplı yapardı. Benekli lale makbul sayılmazdı.
Dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tam bir lale tutkunuydu. Hollanda’dan gelen bir laleye 'Lü’lü’-i Ezrak' adını vermiş, bu laleden yetiştirenleri ödüllendirmişti.
Lale narhlarının uygulanması ve fiyatlarının düzenli olarak defterlere kaydedilmesi için Şeyh Mehmed Lâle-zârî, 'çiçekçibaşı' tayin edildi.
Şair Nedim ve Nakkaş Levni, Lale Devri'nin en önemli sanatçılarıydı.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.