Türkçenin istikbâli

Halil Solak, Yeni Şafak, Halil Solak, Ersin Çelik
13:15, 19/04/2017, ÇarşambaG: Güncelleme: 16:24, 19/04/2017, Çarşamba
CategoryDerin Tarih
Derin Tarih
Türkçenin istikbâli
LÛGAT365: BAZI KELIMELER ÇOK GÜZEL Banu - Onur Ertuğrul

Büyük bir sahaf dükkânı: Binlerce kitap, dergi, bro­şür, kaset, CD ve mütefer­rik evrak intizamsız bir şekilde sağa sola istif edilmiş. “Ya nasip” deyip onlarca siyah ciltli, kalın kitap arasından birini çekip alıyor Derin Tarih yazı işleri şefi Halil Solak. Türk Dili Karşısında Türk Münevveri, yazarı Prof. Dr. Ömer Faruk Akün.

Türkçeyle alakalı pek çok araştır­mada karşılaştığım 1988 tarihli iki formalık incecik bu kitabı hafıza­mın “arananlar” listesine kaydet­miştim. Birdenbire karşımda gö­rünce nasıl sevindiğimi -şayet her ay bu köşeyi düzenli olarak takip ediyorsanız- tahmin edebilirsiniz.

Hacim itibariyle küçük, muhte­va açısından büyük, ya da eskile­rin tabiriyle söylersek “muhtasar ve müfid” eserin yazarı, Allah sıhhat­li bir ömür versin, bu ay 90 yaşına giriyor. Tanpınar’ın asistanlığını ya­pan, derin bir vukûfiyetin, titiz bir araştırmanın mahsûlü makale ve ansiklopedi maddeleri kaleme alan, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’nde binlerce öğrenci yetiştiren Akün hoca, yaz­dıkları ve “yaz(a)madıkları” ile bir efsanedir.

Kitabı buldum ya gözüm bir şey görmüyordu artık. Hemen kendimi bir kafeye atıp sayfaları çevirmeye başladım. 14. yüzyıldan 20. yüzyı­la Türk dilinin sergüzeştini anlatır­ken mevzu Öztürkçe hamlesine gel­diğinde Hoca’nın anlattığı bir bahis dilde tasfiyenin geldiği noktayı çar­pıcı şekilde özetliyordu:

Bir memur yazacağı resmî yazı­nın müsveddesini önce normal bir şekilde yazıyor. Ardından bu yazıyı masasının üzerindeki “sözlük”e gö­re yeniden düzenliyor. Yani yaşadı­ğı dille değil de yabancı bir dilden tercüme edercesine bir başka lüga­te ihtiyaç duyuyor. Bu lügat nasıl bir şey mi?

“Ana kucağından bu yana vata­nında bir defâ işitmediği, hâfızası­nın tanımadığı, zihninin, zevkinin sindirmediği, her bakımdan kendi­sine yabancı bir sözler yığını… istif istif yabancılıklar… buruk, takır ta­kır, kekrek kekrek “sözcük”ler…”

Öztürkçe kaleme alınmış bir metni okursanız “buruk, takır ta­kır, kekrek” sıfatlarıyla neyin kas­tedildiğini tam olarak anlayacak­sınız. Derin Tarih’in 30. sayısındaki “Uçmakta Türk dili”nden birkaç ka­şık almak yetecek bu tatsız tuzsuz yemek hakkında bir kanaat sahibi olmak için.

Ağzınızın tadı bozuldu biliyo­rum. Müsaade edin, kendimi affet­tirmeye çalışayım.

Lûgat365: Bazı Kelimeler Çok Güzel
isminde bir kitap yayınlandı yakın­larda. Adından da anlaşılacağı üze­re 365 kelime var bu kitapta. Keli­melerin anlamları ve hangi dilden Türkçeye geçtikleri bilgisine ilave­ten bazı kelimeler için örnek cüm­leler de verilmiş. Hazırlayanlar ya­zar, çevirmen ya da filolog değil, kelimelere sevdalı, Banu ve Onur Ertuğrul çifti.
Hikâyeleri de ilginç. Bir gün, his­sikablelvuku kelimesinin efsununa kapılırlar: “Tek kelimelik bir şarkı gibi nağmesiyle akıyor ve hülyâlara gark ediyor insanı. İnsan bu kelime­yi bir kere duyunca, hep duymak istiyor.” Ertuğrullar, bu kelimeden aldıkları lezzeti başkalarına da ya­şatmak için “Lûgat365” adında bir proje geliştirirler. Başlarlar kitaplar­dan, sözlüklerden ‘güzel kelimeler’ devşirmeye… 1 Ocak 2015’ten itiba­ren de Twitter, Instagram ve Face­book’tan her gün bir kelime, anla­mı, kökeni ve kullanımlarıyla ilgili paylaşımlar yaparlar. Günümüzde yine sosyal medyanın ve bazı ileti­şim araçlarının etkisiyle anlamsız kısaltmalara, yanlış telaffuz ve kul­lanımlara maruz kalan
kelimelere can suyu verme teşebbüsü
olarak da anlaşılabilir bu çaba. Kısa zamanda ciddi bir takipçi sayısına ulaşırlar ve gördükleri ilgi karşısında 365 gün süresince paylaştıkları kelimeleri bir kitapta toplamaya karar verirler. Böylece yalnızca içerik olarak değil, cildi ve tasarımıyla da okuyana haz veren bir kitap “yapılmış”.
Lûgat365’ten bir sayfayı açıyo­rum:
Deryâdil
. “Anlayışlı, her şeyi hoş karşılayan” manasına gelen bu kelimeyi söyledikçe insanın yüreği ferahlıyor hakikaten.
Yazının başından beri bir tat, tuz muhabbeti gidiyor diyenler için de bir kelime seçelim:
Şikemperver
, ya­ni yemek yemeyi seven, boğazına düşkün.

Sıradaki kelime için derin bir ne­fes alın ve öyle telaffuz edin: Râyi­ha… “Hoş koku” manasındaki bu kelimeyi söyler söylemez sanki bir gül bahçesine dönüşüyor etrafımız.


Türkçe kimin umrunda?
Bu arada kitap hakkında yapı­lan yorumlara bir göz attım. Çok­ça Arapça-Farsça kelimeye yer ve­rildiği, içinde neredeyse hemen hiç Türkçe kelime olmadığı çevresin­de yoğunlaşıyordu tenkidler. Kitap­ta
şapparig
gibi Ermenice,
vardakosta
gibi İtalyanca,
kıtıpiyoz
gibi Yunanca ve
melankoli
gibi Fransızca kelimeler de olmasına rağmen, nedense onlar hüsnükabul görüyor da, Arapça Far­sça olanlar “işgalci” muamelesine uğruyor. Bu garip değil aslında, geç­mişi çok eskilere gidiyor. Yine Akün Hoca’ya kulak veriyoruz:

“Bütün bu yabancı kelime mev­cudu içinde seçilmiş sâdece iki he­def vardır: Arapça ve Farsça asıllı kelimeler… Yâni bin yıllık bir me­deniyet mîrâsının kelimeleri… Bu çerçevedeki kelimeler suçlanmakta ve boy hedefi alınmaktadır. Başın­dan beri kendilerine en fazla düş­manlık gösterilmiş, varlıklarına sa­vaş açılmış, dilimizden atılmasına, silinmesine çalışılmış olan kelime­ler bunlardır.”

Bin yıllık bir medeniyet mirası­nın kelimeleri değildir sadece unut­turulmaya çalışılan. O kelimeler­le birlikte tevarüs ettiğimiz maddi ve manevi bütün unsurlar da hedef tahtasına oturtulmuştur. Bu tablo­nun günümüzde de pek parlak ol­duğu söylenemez. Peki hal böyley­ken
Türkçe kimin umrunda?
Yazımızın başında zikrettiğimiz kitabın adını tekrar hatırlayalım öyleyse:
Türk Dili Karşısında Türk Mü­nevveri.
Bu gün Türkçe için endişe­lenen, bu dilin istikbalinden kaygı duyan kaç münevver var?
İstikbal dedim de aklıma geldi: Yusuf Ziya Ortaç, Bâbıâli hatırala­rını anlattığı
Bizim Yokuş
’ta arkadaş­larıyla buluştuğu Necm-i İstikbal matbaasından bahsederken “Genç okurlarımın kulaklarına fısılda­yayım” diyerek şu bilgiyi aktarır: “Necm, Arapça yıldız demektir. İs­tikbal’in gelecek olduğunu, gelecek kuşağı bilmem ama, bugünkü ku­şak da bilir şüphesiz…”

Hemen kitabın ilk sayfasını açıp baskı tarihine baktım: 1966 yazı­yordu. Tam yarım asır geçmiş Yusuf Ziya’nın bu satırlarının üzerinden. Sonra İstikbal kelimesinin mana­sından bîhaber olanların Türkçenin istikbalini düşünecek halleri mi var? dedim kendi kendime.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026