Yapay zekâ ve sanatın son kutsalları

20. yüzyıl başından itibaren sanatçılar tarafından romantik "deha" mitine ciddi itirazlar geldi. Dada sanatı anlamsızlaştırdı, kavramsal sanat nesneyi değersizleştirdi ve kurumsal eleştiri piyasanın kendi mekanizmalarını ifşa etmeye çalıştı. Bunlar gerçek ve haklı itirazlardı.
Ama her seferinde aynı şey oldu: piyasa bu itirazı absorbe etti ve yeni bir kutsallık biçimine dönüştürdü. Duchamp'ın pisuarı müzede kutsandı. Kavramsal sanatçılar yeni "dahiler" hâline geldi. Kurumsal eleştiri yapan sanatçılar en prestijli kurumlarda sergilendi.
Sanatçılar romantizmi aşındırmaya çalıştı ama başaramadı. Daha doğrusu “sanat dünyası” eleştiri dilini benimsedi ama işleyiş mekanizmalarını hiç değiştirmedi. Metafizik aura gitti, yerini galerilerin spekülasyon ağları, koleksiyoner sertifikaları, küratöryel jargon ve akademinin onay tekeli aldı. Değer artık yalnızca eserin özünde değil bu ağların inşa ettiği ve eseri kuşatan sergi metinlerinde, küratöryel anlatılarda, koleksiyoner ağlarında, akademik referanslarda ve piyasanın ürettiği nadirlik hissinde dolaşıyor. Sanat dünyası büyüyü bozmadı; sadece büyücüyü değiştirdi.
Şimdi yapay zekâ da bu döngünün içinde. Fakat bu kez sistemin onu eski eleştiriler gibi etkisizleştirip etkisizleştiremeyeceği açık değil.
Değer nerede?
2018'de “Portrait of Edmond de Belamy” isimli yapay zeka üretimi bir eser, Christie's'te yarım milyon dolara yakın bir fiyatla satıldı. 2022'de “Théâtre D'opéra Spatial” isimli başka bir yapay zeka eseri ise bir yarışmada ödül aldı. Bu örnekler her seferinde büyük tartışma yarattı. Sorun yapay zekanın sanat yapıp yapamaycağı değil, sanatın değerinin artık nasıl belirleneceğiydi.
Sanat dünyası için bu soru yeni değil. Felsefeciler yüz yıllardır bunu üç farklı eksende tartışıyor: eser, sanatçı ve izleyici. Bunlardan birini merkeze koyup diğerlerini ona göre değerlendirmek ise alışkanlık hâline gelmiş. Yapay zekâ ise bu yapıyı ne yıkıyor ne de yeniden kuruyor, sadece yüzyıllardır gerilim halinde olan bu üçlemeyi artık inkâr edilemeyecek kadar görünür kılıyor.
Eser, sanatçı, izleyici
Eser açısından bakınca mesele şu: güçlü bir estetik etki yaratan her şeyin sanat sayılması fikri, yapay zekâ sınırsız biçim üretmeye başlayınca zorlanıyor. Artık "güzel biçim" üretmek değil, aynı biçimi binlerce versiyonla anında çoğaltabilmek mümkün. Bu niceliksel çoğalma özgünlük fikrini erozyona uğratıyor ve tartışmayı da eserin kendisinden alıp üretim koşullarına taşıyor.
Sanatçı cephesinde dönüşüm zaten modern sanatla başlamıştı. Duchamp'tan bu yana sanat üretimden çok "seçme"ye, ardından da kurumsal onaya bağlandı. Sanatçı, romantik bir yaratıcı olmaktan çıkıp bağlam kuran, karar veren bir figüre dönüştü. Yapay zekâ bunu bir adım öteye taşıyor: insan giderek yalnızca seçen ya da başlatan konumuna çekilirken, üretim sürecinin büyük kısmı artık onun dışında gerçekleşebiliyor.
İzleyici için ise şunu söylemek yeterli: Kant’ın öne sürdüğü gibi estetik değer nesnede değil, izleyicinin deneyiminde ortaya çıkar. Bu açıdan yapay zekâ, deneyim üretebildiği ölçüde estetik sayılabilir. Ama sanat yalnızca deneyim değil, aynı zamanda insani bir üretim sürecidir. İşte tartışmanın asıl gerilimi burada. (Kant’ın deha kavramı da bununla yakından ilgilidir ama o başka bir yazının konusu olsun)
Onda bunda şundadır
Bugün eser üretimi neredeyse sınırsız hale gelmiş, üretici yani sanatçı figürü belirsizleşmiş veya yapay zekayı kendine ortak edinmiş, izleyici ise manipülasyona her zamankinden daha açık hâle gelmiştir. Ama yaşanan dönüşüm aslında yapay zekânın niteliğiyle değil, insanın kendi yarattığı 'sanat' mitinin sarsılmasıyla ilgili.
Yapay zekâ, üretimi endüstriyel ölçekte sınırsız ve neredeyse bedavaya yakın hâle getirerek bu "değer illüzyonunu" fonlayan piyasa ittifakını çıplak bırakmaya başladı. Max Weber'in deyimiyle bu, dünyanın "büyüsünün bozulması” (rasyonelleşmenin her şeyi gizeminden ayırması) sürecinin estetik alandaki yeni bir aşaması. Artık yapay zekâ sayesinde, sanatın değerinin tek bir merkezde değil, eser, sanatçı ve izleyici arasında sürekli yeniden kurulan, ağırlık merkezi dinamik olarak değişebilen bir ilişki içinde oluştuğunu daha açık görebiliyoruz.
Önümüzdeki tablo ne yeni bir sanat türüne işaret ediyor ne de bir "deha devrimine". Ortada sanatın sonunu getiren bir kriz de yok. Yalnızca sanat etrafına örülen kurumsal güvencelerden, piyasa spekülasyonlarından ve sahte kutsallıklardan arınma zorunluluğu var.
Belki o bile yoktur.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.