Algoritmik Oryantalizm

Edward Said’in 1978’de ortaya koyduğu Oryantalizm tezi, Batı’nın Doğu’yu egzotik, rasyonel olmayan ve yönetilmeye muhtaç bir “öteki” olarak kurguladığını gösteriyordu. Bu anlatıda Batı ilerici, hakim ve bilginin tek meşru üreticisiydi; Doğu ise mistik, durağan ve ancak başkaları tarafından yönetilebilecek bir alandı. Bugün fiziki sömürgecilik büyük ölçüde geride kaldı ama zihinsel ve kültürel mirası çok daha sinsi bir formda, hayatımızın tam merkezinde Algoritmik Oryantalizm olarak devam ediyor.
Yapay zeka modelleri dünyayı anlamlandırma ve düzenleme iddiasıyla karşımıza çıkıyor. Ancak eğitim verilerinin ezici çoğunluğu Batı kaynaklı olduğu için, bu modeller bilinçli ya da bilinçsiz şekilde Batı merkezli bir dünya görüşünü evrensel norm haline getiriyor.
“Yapay zeka tarafsızdır, çünkü matematik kurallarıyla çalışır, objektiftir” anlatısı modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri. Büyük Dil Modelleri (LLM’ler) ağırlıklı olarak İngilizce internet, Wikipedia, Reddit ve Batı akademik literatürüyle beslendiği için “medeniyet”, “ilerleme”, “terör” veya “güzellik” gibi kavramları sorguladığınızda referans noktasını otomatik olarak Aydınlanma Avrupası olarak seçiyor. Sonuç ise sinsi bir zihinsel kuşatma:
Reklam
Yapay zeka, bizi kendi kültürümüze ve geçmişimize yabancılaştırarak kendi hafızamızda birer mülteciye dönüştürebiliyor.
Somut ve güncel yansımalar
• Sistematik Kodlama: Bağımsız testlerde, görsel ve metin üretim modelleri Doğu’ya, Arap veya Türk unsurlarına ait içerikleri sıklıkla “geleneksel”, “muhafazakâr” ya da “riskli” kategorilerine daha kolay yerleştiriyor. Buna karşın Batılı figürler sistem tarafından “modern, profesyonel ve yenilikçi” olarak normalize ediliyor.
• Adalet ve Sağlıkta Algoritmik Irkçılık: ABD mahkemelerinde sanıkların tekrar suç işleme riskini ölçen COMPASS algoritmasının, siyahileri doğru düzgün bir rasyonel veri olmaksızın beyazlara göre iki kat daha "riskli ve tehlikeli" etiketlediği tescillendi. Benzer şekilde, Amerikan sağlık sisteminde kullanılan Optum algoritmasının, geçmiş harcama verilerindeki sosyo-ekonomik eşitsizliği körü körüne kopyalayarak siyahi hastaların tedavi haklarını sistematik olarak engellediği belgelendi. Matematik, geçmişin insan eliyle üretilmiş ırkçılığını "objektif karar" diye yeniden üretebiliyor.
• Google Gemini’ın Tarih Suikastı: Yapay zekanın görsel hazırlarken "hep beyaz insan üretme" önyargısını düzeltmek isteyen Google mühendisleri, sisteme bir "etnik çeşitlilik" filtresi eklediler. Ancak bu iyi niyetli görünen değişiklik, tam bir tarihi absürtlüğe yol açtı. Kullanıcılar sistemden "1943 yılının Alman askerlerini" ya da "Viking savaşçılarını" çizmesini istediğinde; yapay zeka tarihi gerçekleri hiçe sayarak siyahi veya Asyalı Nazi askerleri ve Vikingler üretti. Hatta ABD'nin tamamı beyaz olan "Kurucu Babalar" heyetini bile etnik olarak karıştırarak çizdi. Google, tarihi komikleştiren ve tehlikeli bir şekilde çarpıtan bu fiyasko yüzünden büyük tepki çekti ve modelin görüntü üretme özelliğini acilen kapatmak zorunda kaldı. Bu olay, Batılı teknoloji devlerinin yapay zekadaki hataları düzeltmeye çalışırken dahi gerçeği nasıl yapay bir ideolojik kurguyla sansürleyebileceklerini herkese gösetermiş oldu.
• Dilsel ve Semantik Tasfiye: Afrika’daki Masakhane hareketi, yüzlerce yerel dilin ve sözlü tarihin mevcut modellere yeterince yansımadığını ortaya koyuyor. Türkçe gibi bitişken diller de neredeyse tamamı İngilizce merkezli mimarilerde üretilmiş yapay zeka modellerinde derin semantik kaybı yaşıyor; model dilin arkasındaki mantığı ve kozmolojiyi tam olarak kavrayamayınca o kültürü “veri eksiği” veya "anomali" diye etiketleyip kenara itebiliyor, hatalı çıktı üretebiliyor ve üstelik bunları daha fazla kaynak, daha fazla zaman harcayarak ve kullanıcıya daha yüksek maliyet çıkartarak sunuyor.
Reklam
Batı’nın İç Savaşı ve Çin kutbu
Algoritmik önyargı sadece tek bir "Batı" blokundan ibaret olmadığı gibi, dünyanın geri kalanı da bu savaşı seyretmiyor. Bugün dijital dünyada çok katmanlı bir hegemonya savaşı yaşanıyor:
• Batı'nın Kendi İçindeki Pay Kavgası: ABD’nin Anglo-Sakson ve Silikon Vadisi merkezli kültür tekeline karşı, Kıta Avrupasında Fransa’nın Mistral AI gibi modellerle çıkış yapması bir "özgürleşme" hamlesi değil; Batı'nın kendi içindeki bir egemenlik savaşıdır. Fransa’nın kendi sömürgeci geçmişini ve asimilasyoncu reflekslerini barındıran bu hamle, yapay zekadaki WASP (Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan) tekelini kırmayı hedeflerken aslında kendi beyaz ve Avrupa merkezli filtresini dayatmayı amaçlıyor.
• Çin'in Dijital Duvarları: Diğer tarafta ise Çin’in DeepSeek, Qwen ve benzeri modellerinin kendi güçlü ideolojik bias’larını ürettiğini görüyoruz. Bu modeller Tayvan, Doğu Türkistan, Güney Çin Denizi gibi konularda Pekin’in resmi tezlerini yansıtıyor, “sosyal uyum” vurgusu yapıyor ve hassas tarihsel olaylarda katı bir sansür uyguluyor. Yani yapay zeka, her büyük gücün kendi dijital imparatorluğunu kurduğu bir cepheye dönüşmüş durumda.
Çözüm: Gerçek veri egemenliği
Pasif “çeşitlilik ve hoşgörü” talepleri bu devasa zihinsel kuşatmayı kırmaya yetmez. Küresel güçlerin kendi ideolojilerini dayattığı bu arenada gerçek çözüm, Veri Egemenliğidir (Data Sovereignty).
Bunun dünyadaki en dürüst ve ilham verici örneklerinden birini Yeni Zelanda’daki yerli Maori halkı veriyor. Küresel teknoloji devlerinin kendi dillerini ve sözlü kültürlerini rızasızca "yağmalamasına" karşı çıkan Maoriler, Te Hiku Media çatısı altında kendi yerel veri modellerini inşa ettiler. Küresel devlere verilerini satmayı reddederek, "Verimizin egemenliği bize aittir, yapay zeka bizim dilimizi ancak bizim ahlakımızla konuşabilir" dediler.
Biz de kendi dilimizin matematiksel yapısını, tarihimizi, kültürel kodlarımızı ve felsefi mirasımızın yabancı şirketlerin filtrelerine ya da küresel güçlerin ideolojik laboratuvarlarına teslim edemeyiz. Kendi veri tabanlarımızı, kendi etik kurallarımızı ve yerel yapay zeka stratejilerimizi kurmak zorundayız. Aksi takdirde, gelecek nesiller kendi kültürlerini ya Silikon Vadisi’nin üstenci süzgecinden ya Kıta Avrupası'nın asimilasyoncu mantığından ya da Pekin’in sansür duvarlarından öğrenmek zorunda kalacak. O kırılma gerçekleştiğinde, “kendi tarihini bilmeyen” bir toplum olmaktan çıkıp, “kendi tarihi başkaları tarafından kodlanan” bir topluma dönüşebiliriz.
Nitekim bugün, gerek devlet eliyle gerekse özel kurumlar aracılığıyla Türkçeyi temel alarak sıfırdan geliştirilen yerli dil modellerini görmeye başladık. TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde yürütülen ulusal TUALP projesi ve savunma sanayimizin yerli mühendislik gücüyle üretilen HAVELSAN MAIN gibi girişimler, bu zihinsel bağımsızlığın ilk harçlarıdır.
Reklam
Dijital hafızanın savaşı
Önümüzdeki yüzyılın en kritik mücadelesi ne petrol ne su kaynakları ne de toprak için değil doğrudan dijital hafızanın egemenliği için olacak. Yapay zeka devasa bir ayna. Ona neyi sunarsanız, size onun suretini yansıtır. Ona kendi sesimizi, kendi hikayemizi ve kendi felsefi derinliğimizi doğrudan kendi ellerimizle vermezsek, o aynadan bize bakan yüz her zaman bir başkasının bizi görmek istediği o çarpık ve yabancı suret olacaktır.
Algoritmik oryantalizmi deşifre etmek ve kendi verilerimizi kendi bağımsız altyapımızla inşa etmek artık lüks bir teknoloji tercihi değildir. Bu, 21. yüzyılda kültürel olarak var olma ve teknolojik bağımsızlığı koruma mücadelesidir. Türkiye’nin bu küresel hafıza savaşında edilgen bir seyirci mi kalacağı, yoksa kendi dijital egemenliğini mi ilan edeceği sorusu, önümüzdeki yılların en hayati varoluşsal sorularından biridir.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.