Ahmet Rasim’in Kurban Bayramı

Tahsin Yıldırım
Tahsin YıldırımNihayet Dergi Yazarı
07:00, 24/05/2026, Pazar • GZT Haber Merkezi
Ahmet Rasim’in Kurban Bayramı

1864’te İstanbul’da doğup 21 Eylül 1932’de aynı şehirde vefat eden yazar, gazeteci, tarihçi, besteci Ahmet Rasim mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerine tanıklık ederek kayda geçirmiş önemli bir kalemdir. Eserlerini kendine mahsus bir tarzda kaleme alan Ahmet Rasim, uzun yazı hayatında her zaman okurun dikkatini çeken farklı edebî türlerde ve çok sayıda eser vermiştir. İstanbul’un çeşitli mahallelerinde yaşayan, şehrin gündelik hayatını, kültürünü, mekânlarını, insanlarını gözlemci üslup ve mizahi bir dille aktaran Ahmet Rasim, yazılarıyla İstanbul’u ve İstanbul kültürünü kalıcı kılmıştır.

Ahmet Rasim’e göre bayramlar

İstanbul’a dair neredeyse her şeyi kaleme alan Ahmet Rasim önemli günleri, o günlerin kültürünü de yazılarına konu etmiştir. Eski İstanbul, eski ramazanlar, bayramlar ve eğlence hayatı denince akıllara ilk gelen isim Ahmet Rasim, Beşir Ayvazoğlu’nun Karar gazetesinin 31 Ağustos 2017 tarihli sayısında yayınlanan “Eski Yazarlar ve Kurban Bayramları” yazısına da konu olmuştur. Ayvazoğlu’na göre Ahmet Rasim’in bayram yazılarında cumhuriyet öncesinin bayramları bütün canlılığıyla aksetmiştir.

Kurban telaşı olmadığı için daha sakin yaşanan Ramazan Bayramı’nın “şeker”le özdeşleştiren çocukların onu Kurban Bayramı’na tercih etmeleri Ahmet Rasim gibi Refik Halit’in “Bayramlar Arasında Bir Mukayese” başlıklı yazısına da girmiştir. Refik Halit tercihini “şeker bayramı” dediği Ramazan Bayramlarından yana koymuş, çocukluğundan beri “kan manzarası ile et kokusundan” hiç hazzetmediğini, şeker bayramlarına bayıldığını şöyle anlatmıştır:

“Gözlerimi açar açmaz hususi olarak benim için yaptırılan şekerleme kutusunu elime uzatırlardı. Bu ya kadife kaplı, sırma şeritli yahut da atlas üzerine yağlıboya resimli, cici, nefis, şık bir şeydi. Sarı, parlak madenden mini mini anahtarı, saat kurulacağı kadar da küçük bir kilidi vardı. Heyecanla açardım. Bazen fondan dizisi, bazen gelin serpmesi, bazen kayısı şekerlemesi yüzüme güler, gözlerime sevinç ışığı, gönlüme saadet çırpıntısı dolardı. Ah o lâtilokumlar […] Çocuk aklı ile bunları düşününüz, bir de kavurma tenceresini veya yahni sahanını... Elbette şeker bayramını tercih ederdiniz!”

Bayramın ritüellerinden biri olan bayram harçlığı Ahmet Rasim’in hayatında da yer etmiştir. Ahmet Rasim çocukken ve matbuata intisap ettiği dönemde aldığı veya beklediği bayram harçlıklarına eserlerinde yer vermiştir.
Bayramın ritüellerinden biri olan bayram harçlığı Ahmet Rasim’in hayatında da yer etmiştir. Ahmet Rasim çocukken ve matbuata intisap ettiği dönemde aldığı veya beklediği bayram harçlıklarına eserlerinde yer vermiştir.

Bayramların birleştiriciliğine vurgu yapan Ahmet Rasim, Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 29 Şubat 1924 tarihli sayısında yayımlanan “İstanbul Mektupları 23” yazısındaysa şunları aktarır:

“Bayramların, kandillerin, eyyam-ı mahsusanın vaz’ ve tesisinden içtimai, siyasi maksatlar da nedir? Umumi bir hande, bir beşaşet, bir sevinç uyandırmak değil mi?

İşte oldum olası ne saadet yoksulu bedbaht insanlığın daima erişmek istediği gayeler… Onun içindir ki bayramlarda giyinir, kuşanır, yüzü bir meserret gezmek suretiyle adı var, sanı yok mesudiyete yakışır tavırlar alır... Zavallı ne yapsın; özenir durur. Ben arada sırada durur düşünürüm.

-Acaba kamusların, kitapların, ulemanın, fuzalanın, üdebanın dedikleri, tahayyül ettikleri mesudiyet, böyle bayram, düğün sevinçleri gibi bir şey de biz mi farkına varmayıp öte yana geçiyoruz? Ve millet diye dünyayı başına toplayan ne âşıklar görülüyor ki iki, üç ay sonra mahud sevgiliden rev-gerdan! Hani ya ölünceye kadar mesut olacak idi!”

Ahmet Rasim’e bayram harçlığı

Bayramlarda büyüklerin ziyaret edilmesi, Türk kültüründe özellikle çocuklara sevgi ve nezaket nişanesi olarak görülen çocuklara şeker, harçlık verilmesi yaygın bir âdet olup paylaşmanın toplumsal alandaki tezahürünün sembolik bir göstergesidir. Bayramın ritüellerinden biri olan bayram harçlığı Ahmet Rasim’in hayatında da yer etmiştir. Ahmet Rasim çocukken ve matbuata intisap ettiği dönemde aldığı veya beklediği bayram harçlıklarına eserlerinde yer vermiştir. Falaka adlı eserinde “şakasız bir adam” olarak nitelediği düşkünlere kol kanat geren, cömert, yetimleri, düşkünleri koruyan, kollayan eniştesi Laz Mehmet Bey’in bayramlarda ona hediyesini şu cümlelerle anlatmıştır:

“Beni parmakları son derecede sert elleriyle sever, okşardı. ‘Ne istersen alayım.’ der, hatta yanından çıkarken avuçlarımı, içinde çeyrek altınlar bulunan çil paralarla doldurur, her bayram, bayramlığımı bohça ile yollardı.”

Şehir Mektupları’nda ise farklı mektuplarda bayramlarımızı anar:

*Şuarâdan biri Kurban Bayramı yaklaşınca ağniyadan birine bir kasidecik yazar:

Sana kurban olayım nerde benim kurbanım demiş de evinin avlusu mandıraya dönmüş. Ben o kadar yalvardım da bir uyuz keçi bile alamadım.

*Bayramın sevilmezi olmaz ama ben şeker bayramını daha ziyade severim. Mendil almak, hele ucu düğümlü olursa bayılırım. Kurban Bayramı’nda bu âdet yok, insanın ağzına tuzlu bir kavurma veriyorlar. Karaman olursa var ya! Çekiştir dur!

İstanbul’da Kurban Bayramı

Ekonomik ve kültürel hareketliliğe vesile olan bayramlarda İstanbul’da Kapalıçarşı ile Mahmutpaşa alışverişlerin merkezi konumundadır. Toplumsal ilişkilerin güçlü olduğu, büyük ailenin muhafaza edildiği yıllarda Kurban Bayramı kendi içinde daha fazla seremonisi olan bir ibadet olmuştur. Mahmut Yesari’nin Yedigün dergisinin 3 Ekim 1934 tarihli sayısında yayımlanan “Aşçıbaşı ile Mülakat” başlıklı yazısında bayram günleri şöyle anlatılmıştır:

“Kurban bayramlarında aşçıbaşının azametine değme gitsindi. Sırasıyla paşadan, hanımefendiden, küçük beylerden, gelin hanımlardan, damat beylerden vekâlet alarak kurbanını keserdi. Yalnız bu kurbanların ikisi veya üçü, bayramın birinci günü kesilirdi. İkinci günü, aşçıbaşı, çıraklara vekâlet verir, geri kalanları kestirirdi.”

Cumhuriyetin ilk yıllarının umumi yoksulluğunun bayramlarda daha çok hissedildiğini gören Ahmet Rasim İstanbul’u kişileştirip gördüğü yoksul İstanbul’u Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 24 Temmuz 1924 tarihli sayısında yayımlanan “İstanbul Mektupları 47”de şöyle anlatmıştır:

“Zavallı İstanbul!.. Bu bayramda boynunu büktü, durdu. […] Başında kirli fes, sırtında her dem yeni bir redingot, ayaklarında yırtık bir yemeni, belini bir köşeye dayamış eski tantana ve dirayetini düşünen eski kalantor mirasyedi düşkününe benziyordu.”

“Bayram geliyor. Düşünün babalar! Telaşın lüzumu yok! Masraf kapıları açılıyor! Kim bilir?” diyen Ahmet Rasim’in anlattığı yoksul yılların bir başka tanığı olan Yusuf Ziya Ortaç Sarı Çizmeli Mehmet Ağa kitabında yer alan “Kurbanlar” başlıklı yazısında değişen Kurban Bayramlarına yer vermiştir. Ortaç, babasından gördüklerini yaşatmak üzere kurban kesmeye niyetlenmiştir. Yıllardır babasının yaptığı kendisininse habersiz olduğu kurbanlık seçme işini ihtiyar bir aile dostuna bırakan yazar kurbanının Nişantaşı’ndaki apartmanının önüne yıllar öncesinde olduğu gibi bir hamal sırtında nazlı nazlı kırıtarak değil de bir otomobil içinde şaşkın şaşkın sarsılarak getirildiğini, bir kenara bağlanıp, yemi ve suyunun verildiğini yazar. Ortaç devamında Kurban Bayram’ının ilk saatlerini ve yitip giden inancı, değeri, ritüelleri şöyle anlatmıştır:

“Sabahleyin kapımızı zibidi bir oğlan çaldı:

‘Kurban kesilecekmiş...’

Bir anda, yine o yirmi beş yıl evveli düşündüm. Bayram namazından çıkan babam, Eğinli kasap Ali Ağa ile beraber gelirdi. Ali Ağa hâlâ gözümün önündedir. Şimdi eşine rastlayamadığımız, balta sakallı bir çınar adam… Bir yandan beş vakit abdestle aydınlanmış kollarını sıvar, bir yandan bıçaklarını dizerdi. Kesmek için, yüzmek için, ayrı ayrı, boy boy, biçim biçim bıçaklar… Ötede, Türk sanatkârlarının göz nurundan çiçekler açmış gümüş buhurdanlarla öd ağaçlarının dumandan servileri tüterdi. Ve kurban, gözleri tertemiz tülbentle bağlı, bir çukura baş eğerken Itrî’nin tekbiriyle ürperirdik. Geçen hafta, Nişantaşı’ndaki apartmanın moloz yığılı aralığında kesilen kurbansa, bir sustalı çakıya boyun verirken, üst kattaki komşunun radyosu bir Arjantin tangosu çalıyordu. Meğer bu çeyrek asır içinde ne kurbanlar vermişiz!”

İyi bir gözlemci ve üslupçu olan Ahmet Rasim yine Şehir Mektupları’ndaki “Kurban Bayramı!” başlıklı yazısında bayramının ilk gününde yaşanan telaşı, kurbanın kesilmesi ve sonrasını anlatmıştır:

O ne telaş! Peştamal nerde? Tülbendi getirin, ödağacı yakın, gülsuyu serpin, çengeli tak! Çukuru kaz, bıçaklar hani ya! Masat! Masat! Verin masadı! Çocuklar mutfağa bakın. Ayol! Küçükhanım! Dadı! Teyze! Anne! Satır nerde! Ay şaşırdım! İlahi kör ol kedi! Yiyemez ol! Şimdi ha! Baksana Ahmet Ağa! Şu oğlana böbreği çıkarıver! Aşçı kadın! Büyük tencere ne yerin dibine geçti! Hu! Efendi kahve istiyor. Hah! İşte sırası! Aman! ‘Tütününden, kahvesinden bıktım. İşte biliyor. İşimiz var. İspirto yanında! Aman erkekler!’

Yusuf Ziya Ortaç
Yusuf Ziya Ortaç

“Anne!”

“Ne var…”

“Ay çıldıracağım!”

(Biraz küçüğü) “Anne!”

“Hasbinallah! Ne var?”

(Biraz daha küçüğü) “Anne!”

“Aman yarabbi! Mübarek günde yarabbi!..”

(Biraz daha küçüğü) “Anne!”

(Gırtlağın var kuvvetiyle) “Annesiz kalın…”

“Aman…n! Teyze! Sen de!”

(Yukarıdan kalın bir ses) “Yahu! Bir parça külbastı yapın.”

“İşte böyledir… İş arasında iş!..”

Çat kapı: “Kapıya bakın...”

Dışardan: “Etten, kurbandan…”

“Kapıyı açın! İnayet ola de…”

“İnayet ola!...”

“Aman küçük hanım… Bir parça etten…”

Çat kapı! “Kimdir o?”

“Biz.”

(Kapı açılır.) “Selam ettiler.” (Beze sarılı bir parça)

“Anne! Kırmızı perdeli hanımların…”

Çat kapı! “Selam ettiler.” (kezâ)

“Anne muhasebecilerinki…”

Büyükhanım eller dizinde: “Bizim durmuş ne cehennemde! Hasan nerde? Ayol yollasanız a! Bana bak! O budu Târân-ı dil’e ayırın! O gelir alır. Benimkinin budunu hoca efendiye götürsünler.”

(Yukarıdan kalın bir ses:) “Yahular! Bir parça kavurma yok mu?”

“Anne! Görüyor musun? Hiç dili duruyor mu? Aman Allah.’”

(İnce bir bağırtı) “Aman... Elim... Aman…”

“Ne oldun? Oğlan…”

“Aman hanımnine!... Acıyor... yandı...”

“Oh olsun! Acelen ne? Patladın mı? Sahana alsınlar da ondan sonra yiyeydin.”

Çat kapı! (Yayık bir ses) “Kimse olmasın…”

“Anne! Misafir geldi…”

“Alın yukarıya!”

“O kemikleri ayır… İşkembeleri beriye çek... Hu! Kadın o budu tatlılı yahni gibi kır. O inceleri sarmısaklı yapmalı.”

“Aman hanımnine! Sen bari sus! Çıldıracağım.”

“A! Kız şaşırdı!”

(Satır yavaş yavaş işitilmeye başlar. Çat çatlar ziyadeleşir, koyun yüzülüp kesilir, parçalanır ama… Külbastının dumanı ortalıkta tüter).

İstanbul’un her yönünü yazısına konu edinen Ahmet Rasim’in dinî pratikleri uyguladığına dair kaynaklarda bilgi olmamasına rağmen dinin uygulanmasını, yani sosyal hayata yansımalarını her zaman anlatmıştır.

Ahmet Rasim’in çocukluğunun, dünyanın hercümerç olmasına yakın günlere dair izlenimlerini, hislerini, I Dünya Savaşı yıllarındaki olaylarla birleştirerek anlattığı bilinmeyen bir “Kurban Bayramı” yazısını da ilginize sunuyoruz.

Kurban Bayramı

Varsın şair Nahifî : “Eyle kurbanın müheyya îd-ı adhâdır gelen” demiş olsun. Merhuma bu senede peyrev [gelecek] olacak yârana pek az tesadüf edilecektir. Fakat geçen kurban bayramlarının hatıratını ihya edenlerin muazzam bir yekûn tutacağında şüphe yoktur. Ben bile kırk dört kırk beş sene evvelki bir kurban arifesini tahattur [hatırlama] ettim:

Sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk idim. O zamanlarda bayramdan on, on beş gün mukaddem [önce] sürülerden maada boynuzları varaklanmış, alınları, enseleri, kuyruk yerleri nazar boncuklu, kınalı, bülent [yüce] ve ser-efraz [baş yücelten, gururlandıran] koçlar gezdirirler, ekseriyetle Fatih, Şehzadebaşı, Beyazıt, Süleymaniye camileri meydanlarında teşhir ederlerdi.

İşte yine böyle bir kurban bayramı arifesinde idi ki Şehzade Camii avlusuna girdim. Belki yirmi otuz kadar Sakız, Trablus, Fizan, yerli koçu pür-zevk ziynet, ağaç, demir kazıklara bağlanmış duruyordu. Bunların kimi bir vakar-ı mahsus ile sakit ve samit, [sessizlik ve suskunluk] kimi merkezi etrafında burnundan püskürerek aynı muhit üzerinde cevval, kimi kontrbasu melemesiyle zihinlere hadşe-resan [müjde veren] iken bilmem ne oldu ortalık birdenbire karıştı.

-Tak! Tak!..

diye sert darbeler işitilmeye başladı. Meydandaki sıra kahvelerde iskemle, peyke-nişin ne kadar adam var ise koşuşur, zaten sabahtan beri tetik üzerinde bulunan tavuklar, horozlar feryat figan ile kendilerini, ağaç, duvar, sedir, dam üstüne atıyor, köpekler kuyrukları kısmış kaçışıyor, çocuklar, kadınlar ağlaya korka kapılardan fırlıyor, koca meydan pür velvele, seyircilerin bir kısmı iç avluya can atmış, bir kısmı caminin kolluklarına sığınmış vakf-ı helecan [korku] bir şeyler bekliyorlardı. İlk hengâmede ta uzaklarda birkaç kişinin havalanıp takla attıklarını görmüş idim. Ben de kaçmayı unuttuğum için hevl-i can [can korkusu] ile ortadaki çınarlı, parmaklıklı makberin[mezar] duvarına tırmandım. Baktım ki beş on koç kazıkları sıyırmışlar, karşılıklı kafa vuruyorlar...

Bir müddet sonra idi ki toslar ağırlaştı. Kazık sürüyenlerden birkaçı bitap kalmış, birkaçı burunlarının üzerinden geçen ipin tazyikiyle teslim olmuş idi. Ne boynuzlarda varak ne de boyunlardaki nüshalı boncuk kalmış idi. Ara yerde seke seke yürüyen mi, koşarken düşüp diz kapağı patlayan mı, üstü başı yırtık toz içinde kalan mı istersiniz?

Hadise tamamen mayna [sonlanmak] oluncaya kadar bir müddet kımıldamadım. İndiğim esnada idi ki sert bakışlı, burnundan solur bir herif dik dik yüzüme baktı. Korktum. Bereket versin ki yanındaki:

-Bu değil!.. O keloğlan... o yumurcak kel!..

dedi de kurtuldum. Filvaki kahvelere teveccüh [ilgi] ettiğimiz esnada idi ki kulağını kısaca vermiş bir keloğlanı götürüyorlardı. Meğer bu arbede-i hunine [kanlı karışıklık] sebep bu velet imiş!..

Kuzu kuzu yürümüş, yerinde rahat, gevişle meşgul bir koçun kazığını çıkarmış… Hayvan ürküp kalkınca yakınında bulunan koça saldırmış, o da ipi koparmış... Döğüş başlayınca ürkenlerden beş onu da sökülmüşler... Velhasıl kavga bu suretle sirayet etmiş… Keleş dayağı yedi. Yedi ama ne fayda!... Bayramın bütün güzellikleri mahvoldu.

Harb-i hazır da böyle zuhur etmedi mi ya!..

Pirinçip’in bir kurşunu dünyayı zincirden boşandırdı. İlk toslar da Sırpya, Karadağ müteaddit [birkaç defa] görülüp atılmalar neticesinde Rusya onu müteakip [devam eden] Romanya kıç üstü gittiler. Kalanlar hâlâ kafa vuruyor, kafa patlatıyorlar... Eyyam-ı sulh [barış günleri] ki beşeriyetin bayram günleridir, beş seneden beri hâlâ avdet etmedi. Ne taçlar ne darat [görkem] ve ihtişamlar ne köyler ne şehirler ne hanlar mahvoldular!..

Acaba bu günler o mübarek günlerin arifeleri midir?

İnşallah!

Ahmet Rasim, Kurban Bayramı, Yenigün gazetesi, 17 Eylül 1334/ 1918, S. 16, s.3.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026