Aklın çılgınlığının kıyısında: Bir Adam Yaratmak
12:55, 15/05/2026, Cuma • GZT Haber Merkezi

Şiirleriyle, aksiyonerliğiyle bir dönemin gençliğine yön veren ve etkileri günümüze kadar ulaşan Necip Fazıl’ın meşhur tiyatro eseri Bir Adam Yaratmak, film olarak bu günlerde sinemalarda. Daha önce Yücel Çakmaklı tarafından mini dizi yapılan yapımın içeriğinde metne sadık kalınmış. Bir Adam Yaratmak isimli tiyatro eseri, yazıldığı yıl olan 1937’de Muhsin Ertuğrul tarafından oynanmıştı. Zamanında da üzerine çok konuşulan eserin ana teması ölüm korkusu ve varoluş. Filmde ise daha çok Necip Fazıl’ın eser yazım sürecinden sonra yaşadığı büyük buhran söz konusu. Film genel olarak fazlaca edebi tiratlarla dolu ve anlaşılmayı zorlaştıran bir dili var. Ama buna karşılık, şairin zihnine ulaşmamıza aracı oluyor.

Bir Adam Yaratmak isimli tiyatro eserinde Necip Fazıl, kendisini evin bahçesindeki incir ağacına asan babasıyla, annesini öldürdükten sonra aynı akıbeti yaşayan Hüsrev karakterini ele alıyor. Ama sanatçılarda sıklıkla görülen trajedi, Necip Fazıl’ın da peşini bırakmıyor. Eserin hayat oluşu, hayatın eser oluşu noktası. Bazen kurgusal metnin kahramanınızı aşacak boyutlara ulaşması, sanat yoluyla yapılan en büyük kahinliklerden birine dönüşür. Bazılarının da kişisel hayat deneyimlerini olduğu gibi aktardığı bir gerçektir. Necip Fazıl da eserin hayat oluşu gerçeğini yaşıyor. Eserdeki ölüm korkusu onu derin bir arayışa sürüklüyor. Bütün anlatılarını babasının ölümü etrafında düğümlüyor. Babasına bu kadar anlam yüklemesi, biyolojik bağdan ziyade adeta kadersel bir varoluş bağı oluyor. Babanın ölümünü sorgularken kendini yeni bir gerçekliğin içinde buluyor. Bu gerçeklik, “ölüm varsa Tanrı var” denklemine götürüyor onu. Bu büyük buhrandan sağ çıkıp çıkmadığını anlamıyoruz. Filmin sonunda sadece akıl hastanesine doğru giderken yola çıkıyor.

Eserin kaderinde annesini öldüren karakter, gerçekte halasının kızını kazayla öldürüyor. Babanın ölümü ve kuzenin ölümü yazarı iyice bir çıkmaza sürüklüyor. Burası kapalı bir alan gibi; aklıyla arasını açtığını varsaydığımız noktalarda aslında büyük bir arayış içinde olduğuyla yüzleşiyoruz. Ölüm ve hayat arasına sıkışıp kalan yazar öznesi, çıkış yolu olarak Tanrı’yla kendine kapı açıyor ama bu kapı görüldüğü kadar kolay bir yoldan geçmiyor. Kendini reddetmeye, orta yaşa ulaşmış hayatını baştan yazmaya ve belki de yeniden doğuş arzusuna götürüyor. Şair ve düşünürlerde sıklıkla karşımıza çıkan benlik bölünmesi ve yeni yaşam arzusu, Necip Fazıl’ın da doğuşunun anahtarı oluyor. Yeni bir dünya kurma derdinde ama kendinden ve çevresinden kurtulmak için bir bedel ödemesi gerekiyor. Bunu da akıl sağlığını yitirecek noktaya gelecek kadar ileri bir aşamada yapıyor.

Filmde tiyatro eseri olma tadı fazlasıyla hissediliyor. Ama bu tarz kişiliklerin daha fazla beyaz perde aracılığıyla gündeme alınması da bir açıdan sağlıklı. Üzerine düşünme ve daha fazla görünürlük sağlamaya alan açıyor. Necip Fazıl elbette aksiyoner yönü nedeniyle Türkiye’de fazlaca tartışmalı bir isim ama bu, onun büyük bir şair olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Doğumundan ölümüne ve sonrasına kadar politik bir özne olarak hayat sürmüş olan şair için daha söylenecek çok söz var diye düşünüyorum. Yeni arayışlar, onu biraz daha anlamlandırmanın bir başka yolu olur ancak. Tiyatral anlatımdan tam olarak kopmayı başaramayan bu filmi, Necip Fazıl’a dair yeni düşünme biçimleri geliştirmek için izleyebilirsiniz.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.