Kremlin’in Büyücüsü filmi, 2000’lerden günümüze iktidarda olan Putin hakkında çoğu medyaya yansıyan olayları ekrana taşıyor. Olaylar, Putin’den ziyade Putin’in baş danışmanı olan Vadim Baranov etrafında dönüyor. Filmin açılışında Baranov’un gençlik yıllarına şahit oluyoruz. 1990’lı yıllar boyunca Rusya’yı komünizmden kopmuş, daha “özgür” bir tabloda resmediyor film. Batılı kültür değerlerinin rahatça yaşandığı bir atmosferde Baranov da tiyatroyla ilgileniyor. Tiyatro yönetmenliği de yapan Baranov’un dünyasında komünizmden uzak yaşamak pozitif bir gerçeklik. Tam bu yılların sonuna doğru Boris Yeltsin sağlık sorunları yaşıyor ve henüz 40’lı yaşlarda bir memur olan Putin’e partinin başına geçme teklifi geliyor. Baranov ise bu sıralarda bir reality show kanalının başında. Yeni kurulan düzende Putin hızlıca halkın güvenini kazanıyor ve iktidar oluyor. Daha sonra karşılaşılan olaylar Putin’in gücünü sarsa da yıkıcı bir etki yaratmıyor. Denizaltının batması ve yüzden fazla kişinin ölmesi, şehirlerde ortaya çıkan bombalı saldırılar; tüm bunlar olumsuz bir gerçeklikten ziyade Putin’in yerini sağlamlaştırma aracına dönüşüyor. Baranov, bu sırada Putin’in danışmanlığında birinci elden bürokratik işleri yönetiyor. Çeçenistan, Gürcistan, Ukrayna Turuncu Devrimi gibi olaylara şahit olduğumuz film boyunca Putin’i Stalin’e öykünürken buluyoruz. Stalin’in de uzun yıllar Rusya’yı tek başına ve baskı altında yönetmesi gerçeği, köklere bağlılık açısından normal karşılanıyor. Ama film genel olarak Rusya’ya içeriden bakmıyor, Batı’nın gözünden bakıyor. Batı’nın kendi demokrasi formu dışında kalan her yönetime karşı dışlayıcı etkisini günümüz dünyasında kanıksanan bir gerçeklik olarak görüyoruz. Putin, diktatörlük barındıran yönetimi boyunca güçlü bir Rusya yaratmayı başarmış bir lider. Savaş yanlısı olma konusunda da Ukrayna gerçeği söz konusu. Ukrayna’nın NATO, dolaylı olarak Amerika kontrolünde kalacak olması, Rusya’ya stratejik bir tehdit. Rusya’nın Ukrayna üzerinde tarihten günümüze daha fazla hakkı var. Böyle bir tabloda Putin’i savaş çıkardığı için suçlayan Batılıların, aynı tepkiyi Filistin söz konusu olduğunda İsrail’e göstermediğini biliyoruz. Putin, film boyunca da ele alındığı gibi tam bir Rus milliyetçisi ve diktatör. Uzun süren yönetimlerin yolsuzluktan savaşlara birçok ilişkisi olabilir; bu siyasetin gerçekleri. Ama Putin, Rus oligarkları kendine bağlayarak mevcut dünya düzeninin hiç de hoşuna gitmeyecek bir yönetim algısı gerçekleştiriyor. Bunun üzerine düşünmekte fayda var. Bunun dışında çeyrek asırlık bir iktidar demek, ülkenin büyük bölümünü maddi yönden ele geçirmeyi de meşru kılıyor. Rusya’da muhalefete alan tanınmadığı, muhalif ve Putin karşıtlarının öldürülmesi de ayrı bir gerçeklik. Burada belki de millî değerler ve demokrasi bağlamında ulusların kaderine bakmakta fayda vardır. Modern dönemde devletler, özellikle Doğulu devletler, hep diktatörlükle ayakta kalma geleneğine sahiptir. Film boyunca karşımıza çıkan Putin’in yükselişinin Rusya’da nasıl bir karşılığı olduğu gerçeğini göremiyoruz. Sadece Putin dönemine yön veren, basında da sıklıkla gördüğümüz belli başlı haberler ekseninde güncel dönem bir Rusya tarihi okuması yapmamıza imkân tanıyor. Putin bir diktatör olabilir, Batı’dan öğrendiğimiz tabirle ama peki ya gerçek bir Rus milliyetçisiyse? Hikâyeyi başka bir açıdan okumamız gerekmez mi?
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.