Küresel güç dengeleri değişirken Türkiye’nin rolü artıyor

Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin hızla Batı’dan Doğu’ya doğru hareket ettiği bir dönemde Türkiye’nin sıklet merkezi haline geldiğini uzunca bir süreden bu yana gözlemliyoruz. Bu durum Türkiye’nin hem batı hem de doğu ülkeleri ile hatta bloklarla arasındaki ilişkileri dengeli bir şekilde yürütmesi gerekliliğini meydana getiriyor.
Elbette bu kadar çok çekişmenin ve çıkar çatışmasının olduğu bir dünyada denge inşa etmek kolay değil. Çok kutuplu hale gelmiş ve kutuplar arasındaki çıkar çatışmasının yoğunlaşmış olduğu bir dönemde sıklet merkezi haline gelmiş olmak “dengeci” değil “dengeli” politika gerekliliğini en üst düzeye çıkarıyor.
Peki bugünkü çok kutuplu dünyada en büyük sınama nedir? Esasen bu sorunun cevabı 1944’te ABD’nin Bretton Woods’ta inşa ettiği sistemde yatıyor. II. Dünya Savaşı bitmeden hemen önce Bretton Woods kasabasında toplanan bu konferansta ABD kendi para birimi olan Dolar’ın küresek rezerv para birimi olmasının önünü açıyor ve tüm uluslararası kurumları önce Dolar’a sonra da ABD’ye bağımlı hale getiriyor.
II. Dünya Savaşı’nın bitmesinin hemen ardından inşa edilen kurumlar ile savaş sonrası ekonomik sistemin ve yıkılan ülkelerin kalkınmasına yönelik adımların başladığını görüyoruz. Elbette tüm bunlar zamana yayılan işler ve bazen etkileri çok uzun dönemler sonra hissediliyor. Aynı şekilde nedenleri de!
Örneğin Bretton Woods Konferansı’nda ilginç bir durum yaşanıyor ancak nedeni uzun yıllar sonra çok daha iyi anlaşılıyor ve “ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörler” konusu için müthiş bir örnek oluşturuyor. O ilginç durum ise İngiltere’nin planı çok daha iyi olmasına rağmen ABD’nin planının kabul edilmesi. Peki neden?


Gördüğünüz üzere ABD savaştaki ve dış politikadaki üstünlüğünü ekonomik çıkarları için kullanmış ve istediği ekonomik sistemi dünyanın geri kalanına kabul ettirmiş böylelikle küresel sistemde ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörler için oldukça güzel bir örneği armağan etmiş.
Bugünkü küresel sistemin bu denli Dolar’a bağımlı olması ise ülkelerin ABD ile ilişkileri belirli bir dengede sürdürme zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Zira ABD hem ordusunun hem istihbaratının hem de finans dünyasındaki gücünü kullanarak diğer ülke ekonomilerine etki etme gücünü kullanabiliyor. Fon hareketlerinin yönünü değiştirebiliyor hatta hedef ülkeye ekonomik saldırıda bile bulunabiliyor.
Trump’ın 7 Ekim 2019 tarihli sosyal medya paylaşımının Türkçesi aynen şu şekilde: "Daha önce de güçlü bir şekilde ifade ettiğim gibi, Türkiye benim harika ve emsalsiz mantığım çerçevesinde sınırı aştığını düşündüğüm bir şey yaparsa, Türkiye’nin ekonomisini tamamen yok ederim. (Daha önce yaptım!)"

Gördüğünüz gibi ekonomi sadece verilerden, oranlardan ve sayılardan oluşmuyor. Sosyal bir bilim olarak ekonomi, ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörlerin etkisi ile ele alınması gereken ciddi bir alan. Yani sadece kur, faiz, enflasyon ya da başkaca bir makro ekonomik veri üzerinden okuma yapmak bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerin yapacağı en büyük hatalardan birisi oluyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.