Arslanhane Camii: Selçuklu ahşabında bir yürüyüş

Telefonuma gelen mesaj sesiyle gözlerimi açtığım bir cumartesi. Ekrandan önce yurt odamın daracık penceresinden Ankara’nın, “Bu havada asla dışarı çıkılmaz!” diye bağıran ayazına bakıyorum. Tek tük birkaç kişi var sokakta. Onlar da elleri ceplerinde mantolarına gömülmüş, hızlı adımlarla gidecekleri yerlere varmaya çalışıyorlar. Çünkü bu havada dışarı ya hızla bir yere varılmak için çıkılır ya da… Sonra ondan gelen mesajı görüyorum, “Seni, bugün bir yere götürmek istiyorum.” Koca Ankara ayazının donmuş sesini tek bir ses bastırıyor, “Tamam.”
Ağır ağır kale yokuşunu çıkıyoruz. Pirinç Han’a uğrayıp bol tarçınlı bir salep alıyoruz önce. Sefa, tahta çubukla tarçınlarını karıştırırken önermesini sunuyor, “İnsanlar, ikiye ayrılır: Salebi tarçınlı içenler ve tarçınsız içenler. Salebi tarçınlı içenler, ikiye ayrılır; tarçını karıştırarak içenler, tarçını karıştırmadan içenler. Tarçını karıştırarak içenler, ikiye ayrılır…” Bekliyor ve bana bakıyor. Meraklı gözlerle bekliyorum. “Sonuna kadar böyle dinleyecek misin beni?” diyerek gülümsüyor. Sonuna kadar böyle dinleyeceğim seni.
Antikacıların, kilimcilerin, kapıcıların, brandasında, “Çünkü sen, geceme gündüz oldun,” yazılı gazozcunun, envaiçeşit kokusuyla baharatçıların önünden geçiyoruz. Önce tırmanıyoruz, sonra biraz iniyoruz. Yürümek, yaşamın ön gösterimi gibi. Çıkmak, inmek, düşmek, kalkmak, yorulmak, nefeslenmek… Her şey yola dâhil, yolda olmaya ait. Saleplerimiz bitmek üzereyken, “İşte burası!” diyor: “Arslanhane Cami.”
Dışarıda tek bir minaresi bulunan caminin bahçesinden içeri giriyoruz. Caminin yanındaki alanı otoparka çevirdikleri için onlarca mekanik arasında, yalnız ama gururlu bir yalınlıkla duruyor. Caminin oyma mermer kapısını açıp içeri girdiğimizde, müthiş bir ahşap kokusu burun derinliklerimden beynime kadar ulaşıyor.
“13. Yüzyıl yapısı, Anadolu Selçuklulardan kalma. Tam bir Selçuklu mimari örneği. Yirmi dört ahşap sütunun üzerine kurulmuş. Ahşap, bu caminin can suyu gibi düşünebilirsin. Tavanından tabanına, minberinden mihrabına dek ahşapla kaplanmış. Bak! Şuradaki kitabede caminin tarihine dair detaylar görebilirsin.” Parmağıyla minberin yanında bir yeri işaret ediyor.
Ahşap sütunlar arasında yavaş yavaş ilerlemeye başlıyorum. Yerden çatıya kadar uzanan sütunları izliyorum. Kendimi korunmuş ve esirgenmiş hissettiriyorlar. Caminin halısının üzerine oturup sırtımı bir tanesine yaslıyorum. Yirmi dört tane kocaman korumam varmış da onlara güvendikten sonra sırtım yere gelmezmiş gibi. İnsan sırtını kime yaslaması gerektiğini, böyle zamanlarda daha iyi idrak ediyor.
“Aslında tarihi bilgiler caminin kıyafeti gibi. Burada esas olan, ruh. Bazı mekânların ruhu çok başka Leyla, burası da benim için öyle.”
Kaşımdaki sütunun dibine oturup sırtını yaslıyor. Köşelerde namaz kılanları rahatsız etmemek amacıyla sesini alçaltarak konuşmasına devam ediyor:
“Fakülteye ilk başladığımda, kafam çok karışmıştı Leyla. Popüler olan, modern gözüken, 'yeni' dedikleri çoğu şey, o yaşıma kadar bana doğru olarak öğretilenlerin zıddında duruyordu. Bir kere giydiklerini ertesi gün giymeyenler, azla kanaat etmenin zıddındaydı. Her şeyden çok kendine güvenmek, istemediği her şeye 'hayır' diyebilmek ve bununla övünmek, yaratılanı sev Yaratan’dan ötürü öğretisinin zıddındaydı. İletişim, ısırılmış elmalarla sağlandığında daha evla gibi bir algı vardı. Ye kürküm ye! Gerçeklik algımı yitirmiştim, hangisi doğruydu, hangisi benim gerçeğimdi, nereye aittim?”
Derin bir nefes alıp etrafına bakıyor uzun uzun. “Öyle bir anımda geldim buraya. İçim karmakarışıktı, burası serinletti beni. Savrulmuş hafızamı yerine getirdi. Ne olduğumu, dahası ne olmak istediğimi hatırlattı. Öyle tokat atarak da değil; sakince, kadim bir masalı anlatır gibi gerçeğimi fısıldadı bana. Her çiçek, kendi bahçesinde yeşerir Leyla. Benim, senin, bizim bahçemiz buralar. Çiçeklerimizin sararıp solmasına, çamurlu ayaklar altında ezilmesine izin vermeyelim.”
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.