Modern insanın hakikat ve anlam arayışı

Melekler mafya gibi örgütlenebilseydi Trump plastik bir atık olurdu ve sen çöplerini yere atmayarak meleksi bir haz yaşardın. Felakete kur yaparak dünyaya birkaç çentik atmak senin en bilindik hünerin. Bir hikâyen olsun istiyorsun. Hikâyelerin rahatlatıcı şamandıraları seni de teslim alsın istiyorsun. Şekerli klişelerden bıktın, dernekleşmiş imanlardan bıktın, bir ayağın şizofrenide öteki ayağın muz kabuğunun üzerinde yaşamaktan bıktın.
Hayaletlerin, astrolojinin, kahve falının ve Attilâ İlhan’ın seni dolandırmadığına emin olmak için neler vermezsin. İnançlarını ve şüphelerini mesleğine uyumlu hâle getirdiğin ruhunda müebbet hapsediyorsun. Hayatını; nasıl yaşayacağını, nasıl seveceğini, nasıl öleceğini, nasıl konuşacağını sormakla geçirmek… İşte senin gençlik fotoğrafın. Hayat üstüne bastırdığında ölen her şeydir. Yani başkalarının yorumlarının rehinesi olmayı bırakıp anılarına uyguladığın şiddetin diyetini ödemelisin artık. Hayat banka borçları ödendikten sonra geriye kalan çok az bir miktar mı yoksa kendini deplasmanda yenmekten mi ibaret? Verdiğin cevaptan daha büyük bir şey yok hayatında.
Melekler mafya gibi örgütlenebilseydi Trump plastik bir atık olurdu ve sen çöplerini yere atmayarak meleksi bir haz yaşardın. Ama yine de güneş her doğduğunda seni küçük düşürüyorken sen bunun farkında bile değilsin. Gerçekler, seni küçük düşürüyor. Gerçek ne kadar az bulunsa da arz hep talepten daha fazladır. Erişim sahibi olmaktan ve hiçbir bağlayıcılığı olmayan bağlantılar kurmaktan vazgeçip bir mezarlıkta kuş seslerine kulak verebilsen gerçeğin bolca imal edildiğini de duyarak fark edeceksin. Ama reklamı olmayan hangi şey bu zamana kadar ilgini çekti ki? İlgini, algını ve karar verme yeteneğini mahveden de seni atık hâline getiren de reklamlardır. Reklamını yapmadan bir iş yapmak bir kıza karanlıkta göz kırpmaya benzer. Sen ne yaptığını bilirsin; ama başka bilen olmaz. Ne yaptığını bilmek sana yetene kadar sen sana hiçbir şeyin yetmemesiyle boğulacaksın. İnci, istiridyenin; şiddet de güçsüzlüğün otobiyografisidir. Aynada gördüğün hınçla, hırsla dolu bu yüz başyapıtın senin.
Melekler mafya gibi örgütlenebilseydi Trump plastik bir atık olurdu ve sen çöplerini yere atmayarak meleksi bir haz yaşardın. Halk olmadan devrim olmaz ama devrimciler halk değildir. Halk kalabalık olmasına rağmen boyun eğmez kalabalık olduğu için boyun eğer. Hem içinde yaşadığın halk hem de içinde yaşattığın halk seni hata yapmaya zorlayıp durdu hep. Halk hatalarla yüklü çünkü. Böylesi bir hırgürün içinde sanata tutunuyorsun. Elinde sihirli bir asa olmasa da en azından sanat hangi hataları sürdüreceğini öğretiyor sana. Nezaket kurallarının uygulanması zorunluluğu hoşuna gitmiyor. Denizde boğulmak üzereyken bile kendini takdim etmek hoşuna gitmiyor. Uzmanlaşmak hoşuna gitmiyor. Uzmanlaşmanın böceklerin işi olduğunu biliyorsun çünkü. Bir insanın yüzüne bakarak kurduğun ilişkiyle tuşlara basarak kurduğun ilişki arasındaki uçurum canını sıkıyor. Kelimeler de canını sıkıyor. Tıpkı gözlükler gibi netleştiremediklerinde daha bulanık hale getiriyorlar her şeyi çünkü. Hep huzuru aradın. Bu arayış sana huzurun iyi bir öğretmen olmadığını ondan hiçbir şey öğrenilemeyeceğini öğretti. İnançlarını dış dünyadan sağlanan teminatlar üzerine inşa etmemeyi de huzurluyken değil, isyan içindeyken öğrendin.
Melekler mafya gibi örgütlenebilseydi Trump plastik bir atık olurdu ve sen çöplerini yere atmayarak meleksi bir haz yaşardın. Tükürdüğünü yalamak doyurucu bir beslenme şeklidir ve bir insanın çıkarlarından daha gizemli bir şey yoktur. Güç diye insanlar arasında dolaşan hurafe ise değişimi başlatma ve önleme yeteneğinden başka bir şey değildir. Hayat ve dünya değiştirilmesi gereken fenomenler olarak parlamıyorsa zihninde bir köleden farkın yok demektir. Köle hiçbir şey başlatmaz. Senin disiplin diyerek övdüğün, köleliğin takım elbise giymiş halidir. Sen özgün değilsin istesen de olamayacaksın. Sen tanıdığın herkesin basit bir toplamısın. Canavarların tehlike arz etmeyecek kadar azınlıkta olduğunu biliyor esas korkulacak olanın pizza sipariş eden, indirimden pantolon alan, dizilerin kaçıncı sezonlarını bir çırpıda bitiriveren, yeryüzünün bütün “big brother”larına inanmaya, itaat etmeye hazır yığınlar olduğunu biliyorsun. Oluş ve ölüm, bağlanma ve kopuş içinde yüzüyorsun. Mesafe yaratma duygusuna sahip çıkamadığından gerçek kopuşlar da yaşayamıyorsun. Sen bir markasın; hamlık, olmamışlık, toyluk logoların senin.
Melekler mafya gibi örgütlenebilseydi Trump plastik bir atık olurdu ve sen çöplerini yere atmayarak meleksi bir haz yaşardın. Acılarını unutmaktan daha zor olanı mutluluğu hatırlamaktır. Çünkü rüyanın rüyası kolay kolay görünmez. Bu yüzden rüyalarında çocukluğunu hiç göremezsin. Ve hayat akar. Bir an gelir; gelecek, vaat anlamına gelmeyi bırakıp tehdit anlamına gelmeye başlar. O an sakın arkana bakma. Ömrünün istatistiğinden uzaklaş. İstatistik müstehcendir. Utandırır. Utancın tetiğine başkaları basar, suçluluğun tetiğine kendin basarsın. Utanç başkalarının varlığıyla çizilmiş bir mahremiyettir. Hafızası en kuvvetli duygudur utanç. En mutlu en korkak en dingin en heyecanlı anları unutursun en çok utandığın anları unutmazsın.
Melekler mafya gibi örgütlenebilseydi Trump plastik bir atık olurdu ve sen çöplerini yere atmayarak meleksi bir haz yaşardın. Gücün aldatıcı gücü yakanı bırakırdı belki o zaman. Ama yine de unutma; egoizm bir açlık formudur ve güç istenci şiddetli bir egoist açlıktır. Çünkü kurtuluşun bombalardan geçiyor. Hayatının cepheye dönüşmesi seni başka birine dönüştürüyor. Çünkü anladın ki tecrübe didaktik değildir. Çünkü kopuşlar daima sürekliliği taklit ederler. Çünkü geleceği geçmişe iterek kurtulamazsın. Çünkü bir zamanlar sen de büyümek için bambularla yarışırdın. Yarış bitti fakat; bitkiler ve çocuklar ve senin için hayati olan su değil uygun sıcaklıkmış anladın.
Siyah beyazın icadıdır. Geçen dakikalar seni kirletse de böyle kirletmese de.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.