Siverek ve Maraş’ın ardındaki gerçek: Z kuşağı değil, zombi kuşağı

14 Nisan 2026, Şanlıurfa Siverek... Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. Bahar güneşinin toprakla buluştuğu, bereketin başkenti olması gereken topraklarda, okul koridorlarını aniden yaran o sağır edici ve yabancı gürültü: Genç bir elin tetiğe asılmasıyla patlayan barut kokusu. Sadece bir gün sonra, 15 Nisan’da Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’ndan gelen o uğursuz yankı… Henüz çocukluktan gençliğe adımını yeni atmış, hayatın baharındaki o taze fidanların elinde, birer ölüm makinesine dönüşmüş ateşli silahlar.
Toplum olarak şoktayız. "Nereye gidiyoruz?" diye soruyoruz. Televizyonlardaki "uzmanlar" her zamanki ezberlerini sıralıyor: "İhmal, güvenlik zafiyeti, aile içi şiddet..."
Bu mesele bir güvenlik zafiyeti değil, bir fıtrat zafiyetidir. Bu, sadece iki okulda patlayan birer şarjörün hikâyesi değil; ruhları şarjör gibi doldurulmuş, tetikleri küresel merkezler tarafından kurulan bir neslin intiharıdır.

Tesadüf mü, sakın aklınızla alay ettirmeyin!
Önce şu gerçeği masaya vuralım: 24 saat arayla birbirine komşu sayılabilecek iki ilde aynı profildeki gençlerin, aynı şekilde okul basması bir "tesadüf" olabilir mi? İstatistik bilimine de hayatın tabii akışına da aykırı bu durum. Birileri buna "taklit suçu" (copycat) diyerek basitleştirmeye çalışacaktır. Hayır! Bu bir taklit değil, bu bir senkronizasyondur.
Aynı merkezden düğmeye basılmışçasına, aynı frekansla harekete geçen bu çocuklar, aslında kolektif bir operasyonun sahadaki yansımalarıdır.
❶ Sosyal ağlar üzerinden yayılan belirli frekanslar,
❷ "karanlık web" odalarında pişen radikalleşme algoritmaları ve
❸ gençlerin zihnine enjekte edilen o "şöhret" zehri...
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş hattında kurulan bu kanlı köprü bize bir şeyi haykırıyor: Deney aşaması bitti, uygulama başladı. Birileri toplumumuzun sinir uçlarıyla oynuyor ve bunu en savunmasız varlıklarımız, yani çocuklarımız üzerinden yapıyor.

Psikolojik mi, teknolojik mi?
Siverek’teki o genç çocuk, tetiği çekerken ne düşünüyordu? Kahramanmaraş’taki ortaokul öğrencisi, o ağır metali çantasına koyarken hangi amaca hizmet ediyordu? Cevabı uzaklarda aramayın. Cevap, cebinizde taşıdığınız o parlayan cam parçalarında.
Referans aldığımız o acı gerçekle yüzleşelim: Teknoloji, insanı komple yeniden yazdı. Eskiden Anadolu’nun bağrında bir çocuk hata yaptığında, mahallelinin bir bakışı onu kendine getirirdi. Şimdi o çocukların gerçekliği mahalle değil, "Kovan Bilinci" denilen o karanlık dijital ağdır.
Psikolojide "Dopaminerjik Kölelik" dedikleri şey, bu çocukların beynini birer süngere çevirdi. Beyinleri sürekli bir uyaran bombardımanı altında. Bir video oyunu, bir TikTok "challenge"ı, sosyal medyadaki o sahte şöhret illüzyonu... Doğal ödül sistemi çöktü. Artık bu çocuklar için bir kitap okumak ya da dedesiyle iki kelam etmek "sıkıcı" birer angarya. Onlar daha güçlü bir "şok" istiyorlar. Ve o şok, maalesef bazen bir okul bahçesinde patlayan silahta aranıyor.

Sosyal mühendislik ve zombifikasyon
Gelin, masadaki kartları açık oynayalım. Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar bir laboratuvar deneyi mi? Küresel elitlerin "Sosyal Mühendislik" dediği o devasa makine, bizim evlatlarımızı birer algoritmik piyon haline getiriyor.
Bakın, Silikon Vadisi’ndeki o "parlak zekâlar" kendi çocuklarını ekranlardan fersah fersah uzak tutuyorlar. Neden? Çünkü o silahı onlar icat etti! Ama bizim muhafazakâr ailelerimiz, "çocuk oyalansın" diye eline verdikleri o tabletle aslında eve bir Truva Atı aldıklarını fark etmediler.
O ekranın arkasındakiler, sizin çocuğunuzun zaaflarını sizden iyi biliyorlar. Siverek’teki genci o eyleme iten motivasyon, belki de haftalardır mâruz kaldığı bir algoritma döngüsünden başka bir şey değildi. Prefrontal korteks (karar verme yetisi) dijital bağımlılıkla küçülürken, amigdala (korku ve saldırganlık merkezi) büyüyor.

Netice?
Düşünmeyen, sadece tepki veren bir "et yığını!" Buna "zombifikasyon" denir.
Maneviyatın Çekilen Fişi ve ‘Eşdeğer Mübâdele’
Eskiden de fakirdik, eskiden de çileliydi bu topraklar. Ama Maraş’ın, Urfa’nın sokaklarında "insan" vardı. Acı paylaşıldıkça azalırdı. Şimdi ise yan yana oturan baba-oğul bile birbirine yabancı.
Bu toplumun muhafazakar damarı, "aile" kavramıyla ayakta dururdu. Ama şimdi aile dediğimiz yapı, herkesin kendi ekranına tapındığı birer "tek kişilik koğuşa" dönüştü. Eşdeğer Mübâdele Yasası der ki: Ne verirsen onu alırsın. Biz evlatlarımızın dikkatini algoritmalara teslim ettik; karşılığında ise elimize silah alıp okulu basan canavarlar aldık. İrademizi teslim ettik, şimdi köleliğimizin faturasını ödüyoruz.
Kurtarıcı beklemeyi bırakın
En büyük hatamız, "Kurban Psikolojisi" içine hapsolmak oldu. "Birileri gelsin de bu pisliği sihirli bir değnekle temizlesin" diye beklerken, kendi evimizdeki yangını görmedik. Sorumluluğu sürekli dışarıya devrettik; "devlet yapsın", "sistem düzeltsin", "bir kahraman çıksın" dedik. Ama o kahraman biziz, o sistem biziz.
❶ Cüz'i irademizi algoritmaya kurban ettik.
❷ Ne izleyeceğimize, neye üzüleceğimize Silikon Vadisi’ndeki o karanlık zekâlar karar veriyor.
❸ Biz ise Pavlov’un köpeği gibi zil çaldığında salya akıtıyoruz.
❹ Siverek’teki ve Maraş’taki o çocuklar gökten zembille inmediler. Onlar bizim sessizliğimizin, bizim ilgisizliğimizin birer meyvesidir.
❺ Bu yaşananlar birer tesadüf değil, birer program çıktısıdır. Peş peşe gelmesi ise sistemin "Biz buradayız ve istediğimiz an huzurunuzu kaçırabiliriz" deme şeklidir.
Ya uyanış ya yok oluş!
❶ Siverek ve Kahramanmaraş saldırıları, sistemin bize fırlattığı birer uyarı fişeğidir.
❷ Eğer bugün o çocukların elindeki silahın gerçek kabzasının nerede olduğunu görmezsek, yarın çok daha büyük bir cinnetle uyanacağız.
❸ Ya bu dijital uyuşturucunun fişini çekecek ve yeniden "insan" olacağız,
❹ Yahut da küresel efendilerin yazdığı bu kanlı senaryoda, figüran olarak kendi çocuklarımızın cenaze namazını kılmaya devam edeceğiz.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.