Hüsrev Hatemi: Hekimliği ve şiiri buluşturan isim

Teşhis kadar anlamaya, tedavi kadar temas etmeye önem verdi.
1
O, insana bakarken acele etmeyenlerdendi. Bir cümleyi kurmadan önce tartan, bir bakışı yorumlamadan önce bekleyenden. Kalabalığa yaslanmazdı. Bilakis, kalabalıktan bütünüyle uzak dururdu. Kendi çizgisinde yürürdü. Dışarıdan bakıldığında sade bir çizgi gibi görünen şey aslında katman katman bir tefekkürdü.
2
Mesleği, bedenin kırılganlığını her gün yeniden hatırlatan bir alandı: Tıp. Fakat onun için hekimlik klinik bilgiyle sınırlı kalamazdı. Kalmadı. O, hastanın söylediği kadar söyleyemediğine de kulak verdi. Diğer hekimlerden farklı olarak; tuttuğu yüzbinlerce nabızla birlikte yüzbinlerce hikâyeye de kulak verdi. Teşhis kadar anlamaya, tedavi kadar temas etmeye önem verdi.
3
Eğitim yılları, modern bilimin disipliniyle geçerken o, zihninde bambaşka kapılar araladı. Şiir de bu kapılardan biriydi. Başlangıçta bambaşka bir kapı olarak duran şiir, onun zihninde zamanla bir düşünme biçimine dönüştü. Bu biçim sayesinde, taşkınlık ve kuruluk yer bulamadı onun kaleminde. Ölçülü oldu hep, Cemal Süreya o meşhur yazısında bu ölçüyü kaçırmış olsa da.
4
Söylediğini büyütmezdi fakat eksiltmezdi de. Gündelik olan ile derin olanı kolayca yan yana getirebilirdi. Bir hastane odasından bir mısraya, bir mısradan da hayata geçişler kurardı. Edebiyatla kurduğu ilişki de daha çok bir arayış gibiydi. Büyük sözler söyleme hevesi yoktu, küçük görünen ayrıntılarda ısrar ederdi, bu yüzden yavaş açılan metinleri için okurundan sabır isterdi. Karşılığında ise berraklık sunardı, adeta şifa…
5
Dili, süslenmek yerine o üsluba yerleşmeyi tercih ederdi. Cümleleri gösteriş peşinde koşmazdı kendisi gibi. Kendi çizgisinde yürürdü. Anlam, kendini dayatmadan belirirdi dizelerinde. Dışarıdan bakıldığında sade bir çizgi… Tıp ile şiiri aynı yerde buluştururdu. İnsanı parçalara ayırmadan kavramaya çalışan bir hekimdi o. Bedeni anlamadan ruhu, ruhu anlamadan bedeni değerlendirmeye çalışmazdı. Onun bütünlük arayışı hem sağlıklı okurlarına hem de “hastası” olanlara gerçek bir edebi lezzet verirdi.
6
Geride bıraktığı şey; bir bakma biçimi, bir yaklaşım, bir dikkat haliydi. İnsanla kurulan ilişkinin nasıl olabileceğine dair bir teklifti belki. Kendi çizgisinde yürümekti. Dışarıdan bakıldığında sade bir çizgi gibi görünen şey aslında katman katman bir tefekkürün ta kendisiydi.

Kapılmayı göğün maviliğine,
Bir güneşle bütün bir gün mutluluğu
Unutalı yıllar geçmiş aradan
İnansaydım sana eskisi gibi
Hatırlat derdim belki yine
Sen yoksun ey aşk
İnsanlar arasında yangın yerleri,
Kısa yakınlıkların yıkıntıları var
İşin kötüsü daha sevginin başında
Ellerinde hesap cetvelleri,
Kar ve zarar hesaplıyor insanlar
Kişiler acıyacak ve kin duyacak
Ve sevecek de bir zaman
Fakat sürekli sevgiler sağanağını sildim aklımdan
Bir zaman resmin olan cebimde ey sevgili!
Şimdi dörde katlanmış,
İlk kolesterin tahlili
Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli'ye
Aşk yoksun sen seni biz uydurduk,
Saatleri unuttuk, aklımızca zamanı durdurduk.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.