Yazmayı öğretmek, yazma kaygısını nasıl aşıyor?

Okuma-yazmayı öğrenmek deyince akla ilkokul zamanlarımız gelir. Kimileri sadece markete giderken liste oluşturur, kimileri günlük tutar, kimileri kelli felli bir yazar olur, kimileri de yazmaktan uzak durur. Nedendir bilinmez kalemi, not defterini her zaman sevdim ama bu sevginin beni hangi tuhaf yollara sokacağından habersizdim.
Geçtiğimiz yıl, eylül ayında yazma eylemiyle aramda yeni bir pencere açıldı. Bu pencereye yaklaşırken biraz tedirgindim zira anadilim dışında başka bir dilde yazmayı öğretmek bana tuhaf ve akla hayale sığmaz geliyordu. Bu kaygıyla asistanlık eğitimi için ilk dersimi almaya gittiğimde, “Edebiyat Fakültesi ve Kompozisyon” bölümünden iki hoca Keri Behre ve Kate Comer beni karşılayıp eflatun bir defter uzattı. Derse gitmeden önce hocalardan biri mail atıp en sevdiğim rengi sormuştu. Bir anlam veremesem de cevaplamıştım. Meğer bana hediye edecekleri not defterinin rengini belirlemek için sormuşlar. Oturacağım sıradaysa açılmayı bekleyen bir kitap vardı: Brian Jackson’ın “Bilinçli Yazarlar Yetiştirme” kitabı.
Mayıs ayını karşıladığımız şu sıralar, yaşadığım son dokuz aya dönüp bakınca yazmanın çok farklı yönlerle hayatıma yerleştiğini, yazmayı öğretmenin beni nasıl derin ve bitip tükenmez bir yolculuğa soktuğunu fark ediyorum. Bu yolculuk daha önce kurmaca ağırlıklıydı ama artık “Komposizyon” başlığı altında çalışmaya başlamıştım. Dersin ilk aşaması “edebiyat, akademik yazım ve research metodları” üçgeninde birleşiyor. Bense hem öğrenci hem de öğretmen rolünü aynı anda yaşıyorum. Eflatun defteri elime aldığım o günden bu yana üniversite birinci sınıf öğrencilerine yazmayı nasıl öğretiriz üzerine düşünüp, araştırıyor; bir yandan bu konu hakkında okumalar yaparken, bir yandan da öğrencilerle birebir çalışarak gerçek hayatta bunun bir sağlamasını yapıyorum.
“WR121 Composition” dersini vermeden önce “Yazma Merkezi”nde altı ay çalıştım. Haftanın dört günü çalıştığım bu merkezde öğrencilerin yazmayla ilgili her türlü sorusunu cevaplıyordum. Üniversiteye ilk kez başlayan gençlerden, doktora tezini sunmaya hazırlananlara kadar geniş bir yelpazede öğrenci kitlesiyle karşılaştım. Hayatımda yaşadığım unutulmaz deneyimlerden biriydi. Yanıma gelen ilk öğrenciyi hiçbir zaman unutamayacağım. “Ah yazamıyorum,” diyerek odaya girdi, “yazmak bana göre değil.” Tarih dersi alıyormuş ve hocası bir yazı ödevi vermiş. Bölümünü sordum, “Matematik.” dedi. Hafif bir gülümsemeyle karşılık verdim. İlk cümlesini kurmakta biraz zorlanıyordu. Yarım saatlik çalışmanın sonunda, “Çok teşekkürler, bu çok iyi oldu.” diyerek yanımdan ayrıldığında kuş gibi hafiflemiştim.
“Yazamıyorum.”, “Ne yazacağımı bilmiyorum.” diyerek yanıma oturan o kadar çok öğrenci oldu ki. İşe onları sakinleştirerek başladım. Hangi ders için geldikleri, hocanın onlardan nasıl bir ödev istediğini sordum. Edebiyat bölümünden, hemşireliğe, mühendislikten sinemaya kadar çeşitli cevaplar aldıktan sonra şimdiye kadar hiçbir şey yazmamış olanlara şöyle dedim: “Şimdi bilgisayarını ya da not defterini aç ve on dakika boyunca yaz. Ben burada seni bekliyorum. On dakika sonra tekrar konuşuruz.” Böylece onları kendi haline bıraktım. Ortaya bir şeyler çıkardıklarına o kadar şaşırdılar ki, yazacaklarına olan güvenleri arttı.
Okuldaki öğrencilerin yazma telaşına, ödev yetiştirme kaygısına, mükemmel olma arzusuna tam alışmıştım ki şubat ayında odaya biri girdi. Yaşlıca bir beyefendiydi. “Ben öğrenci değilim,” dedi, “üniversitede çalışıyorum ve hatırat ya da öykü yazmak istiyorum. Bana yazı ödevi verir misin?” diye sordu. Biraz şaşırdım. “Bunu müdürüme sormalıyım, daha önce yazı ödevi isteyen olmamıştı.” dedim. Zaten odadan çıkar çıkmaz müdür yanıma gelip, “Neden gelmiş? O, felsefe bölümünde hoca, yan odada çalışıyor. Bizden bir şey mi istedi?” diye sordu. Ben de yazı ödevi istediğini söyleyince, “Tamam ver gitsin.” dedi.
Bir sonraki hafta tekrar geldi. Oturmadı, biraz telaşlıydı. “Müdürün ne dedi? Bana yazı konusu verecek misin?” diye sordu. Ben de verebileceğimi söyleyip “Çocukken nerede saklanırdın? Bunun üzerine ister hatırat ister öykü yaz.” dedim. “Bunu sevdim, haftaya tekrar geleceğim.” diyerek gitti. Bir sonraki hafta perşembe günü, saate baktım. Acaba gelecek miydi? Odada benim gibi öğrencilerle ilgilenen iki hoca daha vardı. Öğrenciler istedikleri hocayla çalışmakta serbesti. Öğleden sonra beyefendi tekrar geldi, yanıma oturup, “Bir şeyler yazdım ama beğenmedim.” dedi. Yaklaşık iki sayfalık bir öykü yazmıştı. “Belki de konuyu beğenmedin, başka bir şey üzerine yazmak ister misin?” diye sordum. “Konuyu çok beğendim, başka bir şey yazmak istemiyorum.” dedi. Karakter ve mekân üzerine birkaç soru sordum. Haliyle öykü saklanan bir çocuğu anlatıyordu. “Bu çocuk otuz yaşına gelince nasıl biri olur sence?” diye sordum. “Yazını beğenmediysen bunu at, yeniden başla, ilk paragraf önemlidir.” dedim.
Bir sonraki hafta, aynı saatte tekrar geldi. Elinde kâğıt yoktu. “Bir şey yazamadım.” dedi. Yazma tekniklerine, kurallara o kadar gömülmüştü ki kalemi eline almaktan korkuyor gibiydi. Bana tekrar teknikler üzerine sorular sorunca, “Teknikleri düşünmeden yaz. Hepsini unut.” dedim ve ekledim: “Yüzme konusunda ne kadar kitap okusan da suya atlamadan yüzmeyi öğrenemezsin.”
“Elimde yazı olmadan geleceğimi tahmin etmiyordun değil mi?” dedi. “Sorun değil.” diyerek gülümsedim. Her zamanki gibi hafif telaşlıydı. Müdüre selam verdi, sekreterle tanışıp gitti.
Birkaç hafta sonra tekrar geldi. Öykü tamamen değişmişti. Başka öğrenciyle ilgilendiğim için, o da Ann isimli tecrübeli bir hocayla çalıştı. Ama odadan ayrılmadan önce tekrar yanıma gelip fikrimi sorup “Ann de iyi bir hocaymış.” diye fısıldadı. Bir sonraki dönem orada olmayacağımı, başka hocalarla çalışabileceğini söyledim. Öyküyü bitirmekte kararlıydı. Kompozisyon derslerine, akademik araştırmalara gömülmüşken öyküyü dert edinmiş biriyle çalışmak hoşuma gitmişti. “Yazma Merkezi”ndeki son haftam da böylece geçip gitti. Orada çalışmayı kesinlikle özleyeceğim ama bunun bir son olmadığını biliyorum. O, yazmayı öğretmenin sonsuz kapılarından sadece biriydi.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.