Kut’ül-Amâre Zaferi: Halil Paşa komutasında 13 bin İngiliz esir edildi

Ömer Faruk Salar
10:00, 13/05/2025, SalıG: Güncelleme: 13:21, 23/09/2025, Salı
CategoryGenç Motto
Genç Motto
Kut’ül-Amâre Zaferi: Halil Paşa komutasında 13 bin İngiliz esir edildi
Osmanlı'nın son zaferi: ​Kut destanı Nisan 1916

Birinci Dünya Savaşı; bizi, topraklarımızı, dostluklarımızı felakete sürükleyen, yakıp yıkan, paramparça eden bir sürecin aslında başlangıcı olmuştu. Bu son, öyle karanlık bir tablo çizdi ki aynı topraktan, aynı dinden olan kardeş milletler dahi birbirinden uzaklaşıp emperyalistlerin oyuncağı hâline geldiler. Bu acı tablo içindeki Türk - İslam zaferleri ise gönlümüze ferahlık veren çöldeki vahalar gibi. Ateşin ortasında, cehennemî kızıllıkta huşu içinde parlayan bu zaferlerde öyle hikâyeler var ki bunlar bize aynı cephede göğüs göğse çarpışan kahramanlarımızı hatırlatıyor. Bu kahramanlardan biri de Irak’taki bir Arap aşiretinin reisi olan Sadun Paşa idi.

Takati kalmadığı düşünülen devletin karşısında düşman güçlüydü. Dostlarımız vardı. Dost görünen düşmanlar da vardı. Sadakatin kıymetini bilenler olduğu gibi, ihanetin pençesinde kalan gafiller de vardı. Geri çekilen Osmanlı ordusunun kanatlarını emniyete alan Arap süvarilerinin komutanı Sadun Paşa ise sadakatini Devlet-i Âlî’ye sunanlardandı. İşte Nisan 1916 tarihinde kazanılan Kut Zaferi, bu kardeşliğin zirvesinde elde edilmiş önemli bir zaferdi.

Ancak öncesinde felaketler ardı arkasına gelecekti. Türk - İslam toprakları işgale uğrayacak; beceriksiz, iş bilmez ve hayalperest idarecilerin tutarsız kararları neticesinde felaketler memleket sathında yayılacaktı. Lakin buna izin verilemezdi. İhtiyatsızca alınan kararlar, Bağdat vilayetini kolay bir işgale açık hâle getirmişti. İngiltere, daha 23 Ekim 1914’te Osmanlı savaşa girmeden evvel, Bahreyn Adaları önlerine savaş gemisi ve piyade kuvvetleri göndermişti. Bağdat, İngiltere’nin hedefindeydi ve bölgede onlara karşı durabilecek ciddi bir Osmanlı gücü de söz konusu değildi. Tehlike öngörülememişti. Kasım 1914’te Irak’ın güneyine, Basra kıyılarına çıkan İngiliz kuvvetleri, esaslı bir direnişle karşılaşmadan işgali kuzeye doğru genişletmeye başladılar. Osmanlı’nın boğazına biri Çanakkale’den, diğeri Irak’tan iki kol uzanmıştı. Şimdi bu iki kol, tüm gücüyle Türk - İslam hükmünü bu topraklarda yok etmek için harekete geçmişti.

Bağdat vilayeti felakete uğruyor

6 Kasım’da Basra Körfezi girişindeki Fav kasabası, İngilizler tarafından işgal edildi. 22 Kasım’da Basra şehri, 9 Aralık’ta Kurna kasabası düşmanın eline geçti. İngiliz’in ağzı sulanmıştı. Düşmanın “Mezopotamya Seferi” diye isimlendirdiği bu işgal ve katliam hareketinin çok kısa sürede bu denli neticeler elde etmesi, Londra’yı daha da heyecanlandırdı. İlerleyen günlerde beklenmedik olaylar da meydana geldi. Şubat 1915’te Çanakkale önlerine gelerek boğaz girişini bombalayan müttefik donanması, 18 Mart 1915’te tarihe geçen inanılmaz bir mağlubiyet yaşadı. Boğazımıza uzanan, bizi mahvetmeye niyetli iki koldan birini Çanakkale’de kırmıştık. Ancak Irak’ta karanlık günler yaşanıyordu. İmkânsızlık had safhada idi. Çanakkale’deki mağlubiyet, İngilizler için bir felaketti, evet! Ancak bu felaketi başka bir katliam hareketi ile telafi etmek isteyenler de vardı.

Çanakkale’deki mağlubiyeti telafi etmenin yegâne yolunun Bağdat’ı ele geçirmek olduğunu düşünen General Townshend ve emrindeki 14 bin İngiliz, ileri harekâtlarına devam ettiler. Bölgedeki Türk kuvvetleri kuzeye doğru geri çekiliyor, düşman bir türlü durdurulamıyordu. 3 Haziran 1915’te Amâre, 24 Temmuz’da Nasıriye, 28 Eylül’de de Kut’ül-Amâre, İngilizlerin eline geçti. Kut’ül-Amâre kasabası bu savaşın, bu işgalin kırılma noktalarından birine şahitlik edecekti. Kut’u boşaltan Osmanlı ordusu, Bağdat’tan önce son direniş noktasına geri çekiliyordu. Artık ayaklar geri gidemezdi.

İngilizler, Irak seferine başlamadan önce planladıkları tüm hedeflere esasında ulaşmışlardı. Ancak Bağdat, altın bir tepside onları bekliyordu. Düşmanın hayallerini süsleyen Bağdat’ın önündeki son engel, bugün Medain ismiyle bilinen, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sahabelerinden Selmân-ı Fârisî Hazretleri'nin türbesine de ev sahipliği yapan Selmân-ı Pak kasabasıydı.

Karşı duruş: Selmân-ı Pak Zaferi

Kut kasabasının işgale uğramasının ardından Bağdat’ta son direniş noktasına geri çekilen Osmanlı kuvvetleri, artık son raddede idi. Kasım 1915’te düşman taarruzu başladı. İngilizler, Bağdat’a kolaylıkla ulaşacaklarını planlıyor; Mehmetçik, Selmân-ı Fârisî Hazretleri’nin ruhaniyetine saygısızlık edilebileceği endişesiyle aslanlar gibi çarpışıyordu. İngilizler, sanki duvara çarpmış gibiydi. General Townshend, şaşkındı. Her taarruzda yüzlerce askerini kaybeden İngiliz generalinin hevesi kursağında kalacaktı. Nihayetinde ağır sahra topçusu ile desteklenmiş İngiliz taarruzları, her defasında Türk siperlerinde kırıldı, parçalandı. Mehmetçiğin Selmân-ı Fârisî Hazretleri’nin ruhaniyetine duyduğu saygı, bu saygının Mehmetçikteki tesiri, zafere kapı araladı. Osmanlı kuvvetleri, Selmân-ı Pak’ta stratejik bir zafer kazandı. General Townshend, muharebeler esnasında hatıratında Türk ordusunun Selmân-ı Pak’taki heyecanını, vuruşma kabiliyetini şu sözlerle ifade etmiştir: “Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, -bu ifademin altını çiziyorum- savunmada Türklerle kıyaslanabilsin. Almanların savunmada gayet iyi olduğu farz ediliyor. Fakat onlar, siperlerdeki Türklerle kıyaslanamazlar.”

İngilizler, Kut’ül-Amâre’de kıstırılıyor

“Taarruzu yeniden tekrarlama umudu kalmamıştı. Yapılacak tek şey, Türklerden kurtulmaktı. Yılbaşında Bağdat’ta olma umudu geçmişte kalmıştı. Muzaffer kuvvetin bütün umutları paramparça olmuştu,” diyor, İngiliz Generali Townshend. Endişesi, Bağdat’ı alamadan geri çekilmek olsa da kaçtığı Kut’ül-Amâre kasabası, onun kâbusu olacaktı.

Selmân-ı Pak Muharebesi’nde Albay Halil Paşa’nın emrindeki 51. Tümen’in gösterdiği şecaat, Basra’dan Bağdat’a kadar kesintisiz devam eden İngiliz taarruzunu kırmıştı. Şimdi düşman, üç tarafı Dicle Nehri’yle çevrili Kut kasabasına sığınmıştı. Kapana kısılmış mağrur İngiliz’i esir almak, bu topraklara işgal niyetiyle ayak basanları bin pişman etmek için fırsat doğmuştu. Şevkle, heyecanla ileriye atılan Türk ordusu, Selmân-ı Pak’tan 130 km güneyde yer alan Kut’ül- Amâre’yi vakit kaybetmeden kuşatmaya başladı.

51. Tümen, burada da stratejik başarılar elde etti. Albay Halil Paşa, Kut’a sığınan Townshend ile daha güneyde yer alan İngiliz kuvvetleri arasındaki bağlantıyı kesti. 7 Aralık 1915’te artık Kut, kurtlarla kuşatılmış; mağrur İngiliz, meşum akıbetini beklemeye başlamıştı.

8 Aralık 1915 günü Albay Nureddin Bey, İngilizlere bir mektup gönderdi. Mektupta, tüm İngiliz kuvvetlerinin derhal teslim olmasını, aksi hâlde kasabaya şiddetli bir taarruz gerçekleştirileceğini, kasabadaki sivillerin zarar görmemeleri için tahliyesini istemişti. Teslim şartını kesin dille reddeden İngilizler, sivillerin tahliyesini de kabul etmedi. Savaşın da belirli kaideleri olduğunu, sivilleri korumanın bir asker için şeref ve haysiyet meselesi olduğunu unutan İngiliz’e ağır bir ders verilmeliydi. İngilizler, artık kapana kısılmıştı. Fakat Türk ordusu, sivil nüfusun yaşadığı kasabaya şiddetli bir taarruz gerçekleştirmeyecekti. Tarihte eşi olmayan bir olayın arifesinde; kısa, kanlı, emperyalist İngiliz tarihinde bir ilk yaşanacak mıydı? Tarihte ilk defa bu kadar büyük bir İngiliz kuvveti teslim alınacak mıydı? Halil Paşa, şedit bir heyecan ve şevkle Mehmetçiğin komutasında, bu tarihî vakanın parlayan yüzü olacaktı.

Kendl Gelen

Kut’ta sıkıştırılan İngiliz kuvvetlerini kurtarmak üzere ciddi ve esaslı birçok girişim oldu. Aralık ayında, kuşatmanın başladığı ilk günlerde Kurtarma Birliği namıyla bir kolordu teşkil edildi. 30 bin kişilik bu kuvvet, Kut’a ulaşmak için çok çırpındı. Lojistik, silah ve teçhizat bakımından üstün olan İngiliz kuvvetleri, Kut’u çevrelemiş olan Türk ordusunu aşamadı. Kut’a geri çekilirken geriden gelecek İngiliz kuvvetleri ile birleşeceğini düşünen Townshend, ne kadar ciddi bir hata yaptığını geç de olsa anlamıştı.

İngilizler umutsuzdu. Son bir çare vardı. Amaçları Dicle üzerinden Kut’a yiyecek ulaştırarak, Kut’taki İngilizlerin açlıktan ölmesini engellemekti. Emperyalizmin ejderhası, kapana kısılmış bir fare gibiydi artık. Bağdat hülyaları, Kut’un çamurlu sokaklarında yok olup gitmişti. 270 ton yiyecek ve malzeme ile Felahiye’den yol çıkan Julnar isimli bir İngiliz gemisi, böğrüne mızrak saplanmış çamurda debelenen bir hınzır gibi Kut’a ulaşmayı denedi. Ancak bir noktaya geldiğinde Türk istihkâm birliğinin tuzağına düştü. Kablolara takılan gemi, batmadan ele geçirildi. Bu olay daha sonra Mehmetçik arasında, geminin adına dair nükteli bir anlatımla tarihteki yerini alacaktı. Mehmetçik, Julnar adlı bu gemiye yeni bir isim verdi: Kendi Gelen!

Yaşattığını yaşayacaksın Townshend!

Kut kasabasında yüksek bir mevkide yaşananları gören Townshend, kıpkırmızı gözlerle esaretin acı nefesini ensesinde hissetmeye başladı. Çare, teslim olmaktı. Başka çıkar yol yoktu. 29 Nisan 1916 günü Dördüncü Ordu Komutanı olarak Mirliva (Tuğgeneral) Halil Paşa, Kut’ül-Amâre kasabasına muzaffer bir şekilde girdi. Beş İngiliz generali, 481 subay, toplamda 13 bin 300 düşman askeri, Kut’ta Türk hükmüne boyun eğdi, esir edildi. İngilizler, dört ayda Kut’u kurtarmak üzere güneyden saldırılar yaparak toplamda 23 bin asker zayiatı vermişlerdi.

Oysa Kut’ta esir edilen sadece bir İngiliz tümeni değildi. Yenilemez, mağlup edilemez safsatasıyla dünyadaki nice ülkenin istikbalini boğan emperyalizm tasavvuru esir edilmişti. Bu tarihî zaferi, 29 Nisan 1916 gününü kalbine yazan, vatanını seven, ona hizmette yarışan tüm gençlere selam olsun.


*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Başlıklar :Gençmotto
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026