Sosyal medyada linç kültürü ve empati eksikliği

Bir tartışmanın ortasında, hiç şunu fark ettin mi? Karşındaki konuşurken aslında onu dinlemiyorsun. Cevap hazırlıyorsun, savunma kuruyorsun ve haklılığını ispat etmeye hazırlanıyorsun. Çünkü bu çağda anlamak değil, kazanmak önemli.
Bugün sosyal medya algoritmaları, bizi benzer düşünen insanlarla çevreliyor. Aynı görüşler, aynı öfkeler, aynı tepkiler… Zamanla kendi fikrimizi, “tek doğru” sanmaya başlıyoruz. Sonra biri farklı bir şey söylediğinde, onu dinlemek yerine etiketliyoruz. Linç kültürü, tam da böyle çalışıyor. Bir cümle, bir kesit, bir hata… Ve kişi, artık “insan” değil; bir başlık oluyor. Oysa empati, bir başlığı değil; bir hikâyeyi dinlemektir.
Linç kültürü ve hızlı yargılar
Sosyal medyada bir olay oluyor ve dakikalar içinde binlerce yorum geliyor. Çoğu da kesin hükümlerle dolu oluyor: “Böyledir,”; “Zaten hep böyle,”; “Asla değişmez,” gibi... Bu hız, düşünmeyi değil; tepkiyi besliyor. Hâlbuki anlamak, yavaştır; sabır ister. Ön yargıyı askıya almayı gerektirir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir uyarı vardır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının.” (Hucurât, 12). Zanla hüküm vermek kolaydır. Çünkü zahmetsizdir. Araştırmak, dinlemek, bağlamı görmek ise emek ister. Empati de emek ister.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur, “Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71). Bu hadis, empatiyi romantik bir duygu olmaktan çıkarır; imanın ölçüsüne dönüştürür. Kendin için adalet istiyorsan, başkası için de isteyeceksin. Kendin için anlaşılmak istiyorsan, başkasını da anlamaya çalışacaksın.
“Ben Haklıyım” çağı
Belki de çağımızın en büyük hastalığı şu: Herkes haklı. Kimse hatalı değil. Herkes mağdur, kimse sorumlu değil. Bu atmosferde empati, zayıflık gibi algılanabiliyor. “Onu anlamaya çalışma, o zaten yanlış.”, “Karşı tarafı dinlersen saf olursun.” Bu dil, bizi içten içe sertleştiriyor. Kalbimizi koruduğumuzu sanarken aslında daraltıyoruz.
Oysa Kur’an-ı Kerim’de Rabb'imiz, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) bile şöyle seslenir:
“Sen kaba ve katı kalpli olsaydın, onlar etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 159). Katılık insanları uzaklaştırır. Yumuşaklık ise kapı aralar. Empati, işte o kapının anahtarıdır. Belki de empati, kalbin zekâsıdır.
Seçici empati
Empatiyi çoğu zaman seçici kullanıyoruz. Bizden olana karşı yumuşak, bizden olmayana karşı sert. Aynı acı, farklı kimlikteyse duyarlılığımız azalabiliyor. Bu da bizi fark etmeden ötekileştirmeye sürüklüyor.
Oysa adalet, kimliğe göre değişmez. Merhamet, görüşe göre ölçülmez. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatında bunun sayısız örneği var. Kendisine en ağır sözleri söyleyenlere bile kapıyı kapatmaması, insanı yaptığı hatayla eşitlememesi… Empati, birini haklı bulmak değildir. Empati, onu insan olarak görmekten vazgeçmemektir.
Kutuplaşma ve mesafe
Bugün insanlar, aynı şehirde yaşıyor ama farklı dünyalarda. Aynı masada oturuyor ama farklı gerçekliklerde. Politik, kültürel, ideolojik ayrımlar derinleştikçe empati zayıflıyor. Çünkü empati, mesafeyi azaltır. Mesafe ise konfor sağlar.
Birini uzaktan yargılamak kolaydır, yakından tanımak ise zor. Çünkü tanıdıkça hikâyesini öğrenirsin. Hikâyesini öğrendikçe hükmün yumuşar. Yumuşadıkça da kendi keskinliğini sorgulamak zorunda kalırsın. Belki de asıl zor olan budur.
Duygu mu, sorumluluk mu?
Empati, sadece “üzülmek” değildir. Bir haber görüp kısa süreli etkilenmek, birkaç saat sonra başka bir gündeme geçmek değildir. Empati, birinin acısını kendi konfor alanına temas ettirmektir.
Kur’an-ı Kerim, insanı sürekli adalete çağırır: “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin,” (Mâide, 8). Bu ayet, empatiyi sadece sevdiğimiz insanlar için değil; zorlandığımız, anlaşamadığımız insanlar için de gerekli kılar. Asıl sınav, burada başlar.
Son yüzleşme
Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Birini en son ne zaman gerçekten dinledik? En son ne zaman, “Belki de haklıdır!” dedik? En son ne zaman, fikrimizi savunmadan önce kalbimizi devreye soktuk? Anlamak mı zor yoksa anlamak istememek mi? Belki de empati, kalbin zekâsıdır. Ve belki de bu çağda en radikal eylem; bağırmadan dinlemek, etiketlemeden görmek, yargılamadan önce durmaktır. Çünkü bazen dünyayı değiştirmek, birini gerçekten anlamakla başlar.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.