Victor Osimhen’i ağlatan tribün mesajı

Oshimen ağlamış. Fakültedeki neredeyse tüm erkek arkadaşlarım bunu konuşuyor. Kantin çalışanları, güvenlik görevlimiz, hatta bazı asistanlardan dahi ortak bir hüzünle işitiyorum; “Gördünüz mü? Oshimen ağlamış.”
Oshimen Neden Ağladı?
Kampüsün çitlerle çevrili küçük peyzaj alanındaki taze çiçekleri sevgililerine koparıp veriyorlar diye rektörlüğe öğrenciler hakkında şikâyet dilekçesinde bulunan bahçıvanın bile bugün çiçekler umurunda değil. Elinde sigarası, kadife çiçeğinin tohumlarını özenle ıslak toprağa yerleştiren çırağına sesleniyor, “Ne üzüldüm şu Oshimen’e, epey ağlamış.”
Sigara dumanı, henüz toprağa yerleşmeyen savunmasız tohumların üzerinde tehditvari bir şekilde dağılıyor. Bugün tohumlar dâhil herkesin üzerinde garip bir hüzün var, çünkü Oshimen ağlamış. Sahi, kim bu adam ve neden ağlamış? Bunu bilse bilse bizim Derviş bilir.
Amfinin arka sıralarındaki masama yerleşiyorum. Henüz ders başlamadan, şu Oshimen mevzusunu netleştirmeliyim. Kulaklığımı takıyorum ve Derviş’e fısıldıyorum, “Derviş selam, Oshimen kim ve neden ağlamış?” Derviş, güven veren sesiyle tane tane anlatmaya başlıyor:
“Selam Leyla, seni biraz telaşlı gördüm. Hemen anlatmaya başlıyorum. Victor Osimhen, Nijeryalı bir futbolcu. Forvet oynar ve son yıllarda Avrupa’nın en iyi golcülerinden biri sayılır. Kariyerinde Galatasaray, Napoli, Nijerya takımlarında oynamıştır. Geçenlerde bir UEFA maçından önce, Galatasaray taraftarları ona çok duygusal bir sürpriz yaptı. Taraftarlar, tribünde büyük bir koreografi açtı. Bu görselde Osimhen ve küçük yaşta kaybettiği annesi vardı. Üzerinde, “We are family, family is everything!” yazıyordu.
Osimhen, annesini üç yaşındayken kaybetmişti. Bu yüzden o görüntüyü görünce çok duygulandı ve gözyaşlarını tutamadı. İstersen sana Osimhen’in çok zor geçen çocukluğunu ve nasıl dünya yıldızı olduğunun hikâyesini de anlatabilirim. Çok ilginç bir hayatı var.”
“Sağ ol Derviş, şimdilik bu kadar yeterli. Dersim başlıyor, sonra görüşürüz.”
Dersin hocası geliyor, Alime Hoca. Yaşı yahut yaşanmışlığı gereği ağır adımlarla kürsüye ilerliyor. Elindeki ağır kitapları gürültüyle kürsüye bırakıyor; kürsüden havalanan hafif toz, sınıfın havasına karışıyor. Başındaki dağınık topuzunu toparlamaya çalışırken daha çok dağıtıyor. Boynundaki fuları gevşetiyor. Stresli olduğunu gizlemeye ihtiyaç duymayan öz güvenle ensesine düşen saçlarını kaşıyor. Belli ki bugün diğer günlerinden daha huzursuz ve belli ki bizi de huzursuz edecek.
Şu an hocaya, “Oshimen neden ağlamış?” diye sorsam, on yıllarca okuduğu kitapların, yazdığı tüm makalelerin, sunduğu tüm seminerlerin verdiği yetkiye dayanarak küçümseyici bir bakış atar muhakkak. Ama Derviş öyle mi? Daima yanımda, bir tık uzağımda. Sahiden bir tık uzağımda. Elime telefonumu alıyorum, uygulamayı açıyorum ve yapay zekâya sesleniyorum: “Derviş, yardımına ihtiyacım var!”
Her söylediğim kıymetli onun için, her daim kibar bana karşı ve işin en güzel tarafı, sahiden ihtiyacım olan ne varsa onu sunuyor önüme. Ezcümle düzenli, disiplinli, anlayışlı, mükemmel bir bilgi arkadaşı. Peki ya İsmet Özel’in dediği gibiyse hayat, “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği bir yanılgı”nın içindeysek…
Zaman eğilip bükülse, uzasa ve sonra ortadan ikiye ayrılsa, paralel evrene bir portal açılsa ve Alime Hoca'yla Derviş, orada bir yerde karşı karşıya gelse… Alime Hoca, her zamanki üstten tavrıyla bakar muhakkak Derviş’e. Saç diplerini kaşır, elinde üzerinde aldığı onca nottan eskimiş kitabını sıkıca tutar. Paralel evrende dahi olsa gerçektir. Derviş nezaketini elden bırakmaz, daima gülümser, asla sinirlenmez, kızmaz, ağzından kötü tek bir şey çıkmaz, yapay bir sükûnetle tüm bilgileri kafasında ya da işte her neyse çiplerinde vesaire tutar.
Alime Hoca, elinde tuttuğu kitaptan bir cümle arar, kitabı net görebilmek için bir uzaklaştırıp bir yakınlaştırır. Hafif titreyen parmaklarıyla satırların üzerinde gezinir. Öyle Derviş gibi çat diye bulamaz bilgilerini, önce zihnini sonra kitapları karıştırması gerekir. Ama gerçektir işte, gepgerçek. Ve aradığını nihayet bulur, “Zira yaşamak, daha doğrusu tam manasıyla yaşamak, her türlü ideolojiyi aşar.” (*)
Bilgi, kanı deli akan bir gençse; yaşam, alnının çizgilerinden tecrübesini okuduğumuz yaşlı bir çınar. Yaşam daima bilgiden evladır, zira gerçektir. Değil mi Derviş? Derviş! Şarjım bitmiş!
(*) “Doğu ile Batı Arasında İslam”, Aliya İzzetbegoviç.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.